Çocuklarda Kültüre Duyarlı Psikoterapi Hizmeti: Etki, İlkeleri ve Uygulama Yaklaşımları

Giriş
Küreselleşme ve göç hareketlerinin hız kazanmasıyla birlikte, psikoterapi hizmetlerinin sunulduğu ortamlar uluslararası ve kültürel çeşitlilik göstermekle birlikte, terapistlerin bu farklılıkları dikkate almaları vazgeçilmez hale gelmiştir. Özellikle çocuk psikoterapisinde, çocuğun kültürel kimliği, ailesel ve toplumsal değerler büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, kültüre duyarlı psikoterapi, çocuğun ruh sağlığını geliştirmede, tedavi etkinliğini artırmada ve terapötik bağlılığı güçlendirmede temel yaklaşımlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Kültüre Duyarlı Psikoterapinin Tanımı ve Önemi
Kültüre duyarlı psikoterapi, terapistin danışanın kültürel kimliğini, inançlarını, değerlerini ve yaşam deneyimlerini anlaması ve bu unsurlar ışığında terapi sürecini yapılandırması anlamına gelir (Sue & Sue, 2016). Çocuklarda bu yaklaşım, çocuk ve ailesinin kültürel normlarına uygun müdahaleleri içermektedir. Özellikle çocukların gelişimi ve davranışlarının çevresel faktörlerle şekillendiği göz önüne alındığında, kültürel uyum sağlamak, terapi sürecinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür.

Kültürel Faktörlerin Terapötik Sürece Etkisi
Çocukların davranışları, duyguları ve iletişim tarzları, büyük oranda ait oldukları kültürel bağlam tarafından belirlenir. Örneğin, bazı kültürlerde duyguları açıkça ifade etmek uygun görülmezken, bazı kültürlerde çocukların kendilerini rahatça ifade etmeleri teşvik edilir (Harper & Leichtman, 2018). Ayrıca, aile yapılarına, çocuklara verilen rollere ve disiplin anlayışına ilişkin kültürel farklılıklar, psikoterapistlerin müdahalelerini şekillendirmelidir. Bu nedenle, terapistlerin, çocuğun ve ailesinin kültürel değerlerine saygı göstererek, onları anlamaya ve dikkate almaya özen göstermeleri gerekmektedir.

Kültüre Duyarlı Psikoterapinin Temel İlkeleri

  1. Kültürel Farkındalık ve Öz-Farkındalık:
    Terapist, kendi kültürel önyargılarını, varsayımlarını ve önyargılarını fark ederek, bunların terapötik ilişki ve müdahaleye etkisini minimize etmelidir.
  2. Kültürel Bilgi ve Öğrenme:
    Farklı kültürler hakkında bilimsel ve uygulayıcı bilgiler edinmek, terapistin empatisini ve uyumunu güçlendirir. Bu, o kültürün değerlerine göre uyarlanmış müdahalelerin geliştirilmesini sağlar.
  3. Kültürel Uyumlu Müdahaleler:
    Terapi teknikleri, çocuk ve ailesinin kültürel bağlamına uygun olmalıdır. Bu, iletişim dili, terapötik yaklaşımlar ve kullanılacak araçlar açısından önemlidir.
  4. İşbirliği ve Toplum Temelli Yaklaşımlar:
    Topluluk ve aile ile işbirliği yapmak, çocukların aidiyet duygusunu ve psikolojik sağlığını güçlendirir. Çocuk ve ailelerin karar alma süreçlerine katılımı sağlar.

Uygulama Yaklaşımları ve Teknikler

  • Dil ve İletişim:
    Terapi, çocuğun en rahat ettiği dilde veya iletişim biçiminde yapılmalı, gerekirse tercüman ya da kültürel danışmanlar devreye sokulmalıdır.
  • Kültürel Hikâye ve Oyun Terapisi:
    Çocukların kültürel hikâye ve sembolleri kullanması, duyguları ve deneyimleri güvenli bir ortamda ifade etmelerine yardımcı olur.
  • Aile Temelli Müdahaleler:
    Aile danışmanlığı, kültürel inançlara göre şekillendirilmiş ebeveynlik stilleri, disiplin anlayışları ve eğitim yöntemlerini kapsamalıdır.
  • Kültürel Uyumlu Değerlendirmeler:
    Değerlendirme araçları ve test

Çocuklarda İnat Davranışları ve Bilişsel Davranışçı Terapi Yaklaşımlarıyla Yönetimi

Giriş
Çocukların gelişimsel dönemlerinde inatçı davranışlar, çoğu zaman bireysel farklılıklar ve çevresel etkenlerle ilişkili olarak ortaya çıkan normal bir davranış biçimidir. Ancak, bazı çocuklarda bu inat ve direnci aşırıya kaçabilir ve yaşam kalitesini, ilişkileri ve öğrenme süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durumda, çocukların uyum sağlama ve sosyal becerilerini geliştirmeleri için uygun müdahalelerin geliştirilmesi önemlidir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), çocukların inatçı davranışlarını anlamaları ve değiştirmeleri için etkin bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

İnat Davranışlarının Nedenleri
İnat, genellikle gelişimsel bir aşama olarak görülse de, sürekli ve aşırı inatçı davranışlar ebeveynler, öğretmenler veya bakım verenler tarafından problem olarak değerlendirilebilir. Bu davranışların temelinde, çocukların özgüven ve bağımsızlık talepleri, iletişim becerilerindeki eksiklikler ya da duygusal regülasyon güçlükleri yatabilir (Seipp & Schmitt, 2017). Ayrıca, çocukların kontrolü ele alma arzusu ve sınır koyma çabası da inat davranışlarını teşvik edebilir.

BDT ve Çocuklarda İnat Davranışlarının Yönetiminde Temel Prensipler
BDT, çocuklara inatçı davranışların arkasındaki düşünce ve duyguları fark etme, bu düşünceleri sorgulama ve daha uyumlu davranışlar geliştirme becerileri kazandırmayı amaçlar. Bu süreçte, terapistler çeşitli teknikler kullanarak çocukların kendi davranışlarını anlamalarını ve düzenlemelerini sağlar.

Temel BDT Teknikleri

  1. Farkındalık ve Düşünce Tanıma
    İnatçı davranışların temelinde, çoğu zaman “kendi haklarını savunma”, “kontrolü elinde tutma” veya “başarısızlık korkusu” gibi düşünceler yer alır. Terapist, çocuğun bu düşünceleri tanımasını sağlar. Örneğin, “Neden bu kadar diretiyorum?” veya “Kendimi neden böyle hissediyorum?” gibi sorularla farkındalık artırılır.
  2. Düşünceleri Sorgulama ve Yeniden Yapılandırma
    Çocukların olumsuz ve kendini sınırlayan düşünceleri sorgulanır ve yerine daha uyumlu, gerçekçi düşünceler konulur. Örneğin, “Her seferinde bana izin vermiyorlar, ben başarısızım” yerine “Herkes zaman zaman katı kurallar koyar, bu benim başarısız olduğum anlamına gelmez” şeklinde alternatif düşünceler geliştirilir. Bu aşama, çocukların duygularını ve davranışlarını değişim yönünde etkiler.
  3. Duygusal Regülasyon ve Kontrol Teknikleri
    Çocukların duygularını tanıma ve yönetme becerileri geliştirilir. Nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri ve duygu günlüğü tutma uygulamalarıyla, çocuk kendi duygularını daha iyi anlamaya ve uygun şekilde tepki vermeye teşvik edilir.
  4. Davranışsal Denemeler ve Ödüllendirme
    İnatçı davranışlar yerine, daha uyumlu ve problem çözücü davranışlar teşvik edilir. Çocuklar, belirledikleri küçük hedeflere ulaşınca ödüllendirilir. Örneğin, anne-beyne karşı çıkmadan kendi kararını verebilmişse, bu davranış ödüllendirilir.

İnkar ve Sınır Koyma ile Başa Çıkma
İnat davranışları yönetirken, sınır koymak ve kararlı olmak da önemlidir. Ancak bu sınırlar, çocukların özgüvenini zedelemeden, tutarlı ve net olmalıdır. Çocuklara, sınırsız özgürlük sunulmadığı gibi, sınırlar ve kurallar konusunda da tutarlı olunmalıdır. Bu tutarlılık, çocukların güven duygusunu ve kontrol duygusunu geliştirmelerine katkı sağlar.

Aile ve Çevrenin Rolü
Çocuklarda inat davranışlarının yönetiminde ailelerin tutumu kritik bir öneme sahiptir. Ebeveynlerin tutarlı, anlayışlı ve pozitif iletişim kurması, çocukların davranışlarını çevrelerinden alacakları desteğe göre şekillendirir (Reyes & Walker, 2016). Aile eğitimi ve danışmanlık programları, ebeveynlerin tutarlı disiplin ve ödüllendirme sistemleri geliştirmelerine yardımcı olabilir.

Sonuç
Çocuklarda inat davranışlarının yönetiminde, BDT etkili ve uygulanabilir bir yöntemdir. Bu teknikler sayesinde çocuklar, kendi düşüncelerini ve duygularını fark ederken, aynı zamanda daha uyumlu ve problem çözme odaklı davranışlar geliştirebilirler. Uygulamada, terapistin çocuk ve ailesi ile sürdürülebilir iletişim ve işbirliği içinde olması, tedavi başarısını artıracaktır. Bu yaklaşımlar, çocukların psikososyal gelişimine olumlu katkı sağlayarak, sağlıklı ve uyumlu bireyler olarak yetişmelerine zemin hazırlar.


Kaynaklar

Reyes, M., & Walker, C. (2016). Family influences on children’s behavior management. Journal of Child & Family Studies, 25(9), 2570-2582. https://doi.org/10.1007/s10826-016-0460-9

Seipp, C. M., & Schmitt, M. (2017). Behavioral and developmental aspects of childhood stubbornness. Developmental Behavioral Pediatrics, 38(5), 388-396. https://doi.org/10.1097/DBP.0000000000000463

Uzman Klinik Psikolog Emre Bakır

Ek olarak;

Çocuklarda İnat Davranışları ve Bilişsel Davranışçı Terapi Yaklaşımlarıyla Yönetimi: Uygulama Önerileri ve Terapötik Müdahaleler

Giriş
Çocuklarda inatçı davranışlar, çoğu zaman gelişimsel bir aşama olarak kabul edilirken, bazı durumlarda günlük yaşamı ve ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, bu davranışların etkili ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), çocukların inat davranışlarının altında yatan düşünceleri fark etmelerine, sorgulamalarına ve değiştirmelerine olanak tanıyan yapılandırılmış ve etkin bir yöntemdir. Ayrıca, uygun uygulama stratejileri ve müdahaleler, terapinin etkinliğini artırır.


Uygulama Önerileri ve Terapötik Müdahaleler

1. Terapi Ortamının ve Gelişim Seviyesine Uygun Materyallerin Seçimi
Çocukların dikkat süreleri ve bilişsel gelişim seviyelerine uygun materyaller kullanmak, terapinin etkinliği açısından kritik önemdedir. Oyun, hikâye anlatımı, resim ve rol yapma gibi yöntemler, çocukların aktif katılımını sağlar ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.

2. Farkındalık ve Düşünce Tanıma Egzersizleri
Çocuklar, inatlaşmadan önce, kendilerini belli davranışlar ve düşünceler içinde bulabilirler. Terapist, çocuklara bu davranışların ve düşüncelerin farkına varması için yönlendirmeler yapar. Örneğin, “Şu anda neden mahçup oluyorsun?” veya “Neden bu kadar inatçısın?” gibi sorularla farkındalık geliştirilir.

3. Düşünceleri Sorgulama ve Yeniden Yapılandırma
Çocuklara, inatçı davranışların nedenlerini düşünmeleri ve bu davranışları değiştirecek alternatif düşünceler geliştirmeleri öğretilir. Örneğin, “Eğer bu sefer izin vermezlerse, ben başarısız mı oluyorum?” sorusuna karşılık, “İzin verilmese de, yine denemek ve yeni yollar bulmak benim görevim” gibi daha pozitif ve gerçekçi düşünceler kazandırılır.

4. Davranışsal Denemeler ve Pekiştirme
Çocukların belirli davranışlar yerine, daha uyumlu davranışlar göstermeleri için küçük adımlar belirlenir. Örneğin, anne-beyne saygılı bir şekilde talepte bulunma veya kendini ifade etme konusunda egzersizler yapılır. Başarı durumları, övgü ve ödüllerle pekiştirilir; bu sayede motivasyon sağlanır.

5. Sosyal ve Duygusal Beceri Gelişimi
İnat davranışlarını azaltmanın bir yolu da, çocukların empati kurma, duygularını tanıma ve uygun iletişim becerileri edinmeleridir. Drama, grup oyunları veya hikâye anlatımı gibi etkinliklerle, çocuklar duygularını anlamaları ve uygun davranışlar sergilemeleri konusunda desteklenir.

6. Çevresel ve Aile Temelli Müdahaleler
Ailelerin tutarlı ve yapıcı disiplin uygulamaları büyük önem taşır. Terapi sırasında ebeveynlere, sınır koyma, ödüllendirme ve net kurallar konusunda eğitim verilir. Örneğin, günlük rutinlerin ve sınırların açıkça belirlenmesi, çocuklara tutarlılık sağlar.


Dijital ve Evde Uygulanabilecek Müdahaleler

  • Duygu ve davranış günlüğü tutma: Çocuklara, günlük yaşadıklarını ve hissettiklerini yazdırmak veya çizdirmek, davranışların sebeplerini anlamalarına yardımcı olur.
  • Rol yapma ve taklit egzersizleri: Ailede veya terapiste eşlik edecek çocuklar, uygun iletişim ve sorun çözme tekniklerini simüle edebilirler.
  • Ödüllendirme sistemleri: Gözlemler ve davranış iyileşmeleri doğrultusunda, küçük ödüller veya takdir

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda (DEHB) Bilişsel Davranışçı Terapi’nin Etkinliği

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklar ve yetişkinlerde yaygın görülen nörogelişimsel bir bozukluk olup, dikkati sürdürme güçlüğü, aşırı aktivite ve dürtüsellik gibi belirtilerle kendini gösterir (American Psychiatric Association [APA], 2013). DEHB’nin tedavisinde genellikle farmakolojik yaklaşımlar ön planda olsa da, psikososyal müdahalelerin de önemi gittikçe artmaktadır. Bu bağlamda, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), DEHB’nin yönetiminde etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır.

Literatürde, BDT’nin DEHB üzerindeki etkisi konusunda çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. BDT, çocukların ve yetişkinlerin dikkat, dürtü ve hiperaktivite ile ilgili sorunlarını azaltmak amacıyla bilinçli farkındalık, problem çözme ve davranışsal düzenleme tekniklerini kullanır (Safren et al., 2005). Terapi sürecinde, bireylerin olumsuz otomatik düşünceleri ve dürtü kontrol sorunları hedef alınır; ayrıca, yapılandırılmış davranışsal stratejiler ve günlük rutinler geliştirilir.

Birçok çalışma, BDT’nin DEHB belirtilerinde anlamlı iyileşmeler sağladığını ortaya koymuştur. Örneğin, Evans ve Owens (2002) yaptıkları araştırmada, çocuklar üzerinde uygulanan BDT’nin dikkat sürelerini artırdığını ve dürtüsellik düzeylerini azalttığını göstermiştir. Aynı zamanda, BDT’nin okul başarısı ve sosyal ilişkilerde de olumlu etkileri olduğu rapor edilmiştir (Miller & Hinshaw, 2010). Yetişkinlerde ise, DEHB’nin girişimcilik, iş performansı ve yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasında BDT’nin yararlı olduğu bulunmuştur (Knouse, 2014).

Ancak, BDT’nin etkinliği konusunda bazı sınırlamalar da mevcuttur. Özellikle, terapötik sürecin uzun ve disiplinli olması, çocukların dikkat süreleri ve motivasyonlarını etkileyebilir (Pelham & Fabiano, 2008). Ayrıca, ailesel ve çevresel faktörlerin de tedaviye entegrasyonu, tedavi başarısını artırmada önemlidir.

Sonuç olarak, literatür, BDT’nin DEHB tedavisinde önemli ve etkili bir alternatif olduğunu göstermektedir. Özellikle, ilaç tedavisine ek olarak uygulandığında, semptomların daha etkili bir biçimde yönetilmesine katkı sağlar. Bu nedenle, BDT, DEHB’li bireylerin yaşam kalitesini artıran bütüncül tedavi stratejileri arasında önemli bir yer tutmaktadır.


Kaynaklar

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Arlington, VA: Author.

Evans, S. W., & Owens, J. S. (2002). Functional impairments of adolescents with ADHD: An examination of clinical correlates. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology, 31(3), 264-273. https://doi.org/10.1207/S15374424JCCP3103_03

Knouse, L. E. (2014). Cognitive-behavioral therapy for adult ADHD. Current Psychiatry Reports, 16(12), 523. https://doi.org/10.1007/s11920-014-0523-8

Miller, S. K., & Hinshaw, S. P. (2010). Childhood ADHD and social functioning. Springer.

Pelham, W. E., & Fabiano, G. A. (2008). Evidence-based psychosocial treatments for attention deficit hyperactivity disorder. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology, 37(1), 184-214. https://doi.org/10.1080/15374410701848398

Safren, S. A., Otto, M. W., Sprich, J., Winett, C. L., Wilens, T., & Otto, M. (2005). Cognitive-behavioral therapy for ADHD in medication-treated adults. Journal of Attention Disorders, 9(1), 9-19. https://doi.org/10.1177/1087054704274340

Uzman Klinik Psikolog Emre Bakır

Çocuklarda Depresyon ve Bilişsel Davranışçı Terapi Yaklaşımı

Çocukluk dönemi, bireylerin psikososyal gelişiminin en kritik evresi olup, aynı zamanda depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarının ilk kez ortaya çıkabildiği dönemdir. Çocuklarda depresyon, genellikle mutsuzluk, özgüven kaybı, ilgi ve zevk kaybı, uyku ve iştah değişiklikleri ile kendini gösterir ve bu durum, çocukların akademik, sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Günümüzde, depresyonun tedavisinde etkili ve kanıta dayalı yöntemlerden biri olan Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), özellikle çocuklarda kullanılan önemli bir psikoterapi yaklaşımdır.

Bilişsel Davranışçı Terapi, temel olarak bireyin olumsuz veya hatalı düşünce kalıplarını tanımasına ve bu düşüncelerin davranış ve duygular üzerindeki etkisini anlamasına dayanır. Çocuklarda depresyonun temelinde, genellikle olumsuz otomatik düşünceler, kendilik inançlarında sapmalar ve olumsuz yaşam olaylarına karşı geliştirilmiş düşük dayanıklılık yer alır. BDT, çocuklara bu olumsuz düşünceleri fark etme, sorgulama ve daha uyumlu, gerçekçi düşünceler geliştirme becerisi kazandırmayı amaçlar.

Terapi sürecinde, terapist çocukla birlikte çalışarak, olumsuz otomatik düşünceleri belirler. Örneğin, “Ben hiçbir şeyi başaramam” veya “Herkes benden nefret ediyor” gibi düşüncelerin fark edilmesi sağlanır. Daha sonra, bu düşüncelerin gerçeklikleri sorgulanır ve yerine daha yapıcı ve gerçekçi düşünceler yerleştirilir. Bu süreç, çocuğun duygularını ve davranışlarını olumlu yönde etkileyerek depresif belirtilerin azaltılmasına katkı sağlar.

Ayrıca, BDT çocuklara problem çözme, sosyal beceri geliştirme ve stres yönetimi gibi bilişsel ve davranışsal beceriler kazandırmayı hedefler. Oyun, hikâye ve rol yapma gibi yöntemlerle, çocukların terapide aktif katılımı sağlanır ve terapötik sürecin etkinliği artırılır. Ailelerin de bu süreçte bilgilendirilmesi ve desteklenmesi, terapinin başarısı için önemli bir unsurdur.

Araştırmalar, çocuklarda depresyon tedavisinde BDT’nin etkili ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Özellikle, semptomların azaltılması, okul başarısında ve sosyal ilişkilerde iyileşme ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Ayrıca, BDT’nin çocuklarda tekrar eden depresyon ataklarını önlemede de etkili olduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak, çocuklarda depresyonun tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapi, etkili, yapılandırılmış ve kanıta dayalı bir yöntemdir. Bu terapi yaklaşımı, çocukların olumsuz düşüncelerini tanımalarına, sorgulamalarına ve daha sağlıklı düşünce kalıpları geliştirmelerine yardımcı olurken, uzun vadeli iyileşme ve güçlendirilmiş psikolojik direnç sağlamaya katkı sağlar. Bu nedenle, çocuk ruh sağlığına yapılan bütüncül ve disiplinlerarası yaklaşımlarda BDT’nin yeri önemli ve vazgeçilmezdir.

Mutsuz Çocuklar: Sebepleri ve Önleyici Yaklaşımlar

Günümüzde çocukların ruh sağlığı, ebeveynler, eğitimciler ve sağlık profesyonelleri tarafından önemli bir konu olarak ele alınmaktadır. Mutsuz çocuklar, genellikle depresyon, kaygı ve düşük özgüven gibi psikolojik sorunlarla ilişkilendirilmektedir ve bu durumun uzun vadeli etkileri, çocukların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Mutsuzluk nedeni olarak dikkate alınabilecek pek çok faktör bulunmaktadır.

Çocuklarda mutsuzluğun temel nedenlerinden biri, aile içi ilişkilerde yaşanan problemler ve duygusal ihmal ya da istismar olabilir. Aile ortamının istikrarsızlığı, sevgi ve güven eksikliği, çocukların duygusal gelişimini olumsuz etkiler. Ayrıca, sosyal ilişkilerde yaşanan aksaklıklar, okulda karşılaşılan başarısızlık veya zorbalık gibi negatif deneyimler de çocuklarda mutsuzluğa yol açabilir. Özellikle, çocukların kendini yeterince değerli hissetmemesi, düşük özgüven ve iletişim sorunları, bu durumu güçlendiren unsurlar arasındadır.

Araştırmalar, psikolojik destek ve uygun müdahale tekniklerinin, mutsuz çocukların ruh sağlığını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bununla birlikte, okul ve aile işbirliğiyle gerçekleştirilen destek programları, çocukların sosyal ve duygusal becerilerini geliştirmelerine katkı sağlar. Çocukların, güvenli ve sevgi dolu bir ortamda büyümeleri, onların psikolojik sağlığını korumada en önemli unsurdur.

Sonuç olarak, mutsuz çocukların sorunlarının erken teşhisi ve multidisipliner müdahaleler, çocukların daha sağlıklı ve mutlu bireyler olarak gelişmelerini sağlayabilir. Bu nedenle, çocukların duygusal ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran yaklaşımlar ve ortamlar oluşturmak, toplumun temel önceliklerinden biri olmalıdır.

Problem Davranış ve Davranış Kontrolü

PROBLEM DAVRANIŞ İÇİN KRİTERLER?

  • Bir davranışı problem davranış olarak değerlendirmek için bazı kriterleri göz önünde bulundurmamız gerekir:

 

1.Çocuğun gelişim yaşı nedir?

  • Bazı davranışlar gelişimin bir gereğidir ve engellenmemelidir. Örneğin nesneleri ağzına alma bebeklerde belli bir dönem için bir keşif davranışıdır.

2.Çocuk yapmıyor mu? Yapamıyor mu?

  • Çocuk davranışın normal – istenen halini yapmasını bilmiyor olabilir. Davranışı, problem davranış olarak ele almak yerine doğru davranışın öğretimi hedeflenir.

3.Davranış, çocuğun öğrenmesini etkiliyor mu?

  • Örneğin çocuk sürekli bir şey fırlattığı için ders yapılamıyor veya sınıfta gezindiği için ders dinleyemiyor.

4.Davranış, çocuğa ve çevresine zarar veriyor mu?

  • Kafasını bir yere vurma, saç çekme, ısırma.

5.Davranış , çocuğun varolan becerilerini kullanmasını engelliyor mu?

  • Örnek. Çocuk kapıdan çıkarken sürekli ayaklarını yere vurur ve bağırır. Anne-baba aceleyle çocuğa, kendisi giyebildiği halde, ayakkabısı giydirir.

6.Herkes davranışın problemli olduğunda hemfikir mi?

  • Evin duvarına resim yapmak anne için bir problem olurken, baba için bir yaratıcılık olabilir.

UYGULAMA PROSEDÜRÜ

1.Problem Davranışı Tanımla !!!!

  • Yaptığımız tanım düzeltilmesi gereken davranışın ne olduğuna, hangi koşullarda ortaya çıktığına ilişkin bilgi vermelidir.
  • Genel ifadeden çok, somut bir şekilde ifade edilmelidir.
  • Hırçın , yaramaz gibi ifadeler herkes için farklı anlamlara gelir. Onun yerine herkesin anlayacağı, hemfikir olacağı bir tanım yapılmalıdır. Örneğin: Arkadaşının saçını çekiyor gibi.

 

2.Problem Davranışı Analiz Et !!!!

  • Her davranışın bir anlamı vardır ve her davranış bir şeye hizmet eder. Davranış analizinde, davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğuna bakılır.

 

3.Problem Davranışı Kaydet !!!!

  • Davranış kaydedilirken davranış özelliği dikkate alınır. Davranışın özelliğine göre SÜRE, SIKLIK, YER
  • Sıklık: Günde 20 defa kardeşine tükürdü.
  • Süre: Banyoya girdiğinde ellerini 30 dk yıkıyor.
  • Yer: Babaanneye gidildiğinde banyoda sürekli sabunla oynuyor

4. Problem Davranışı Ortadan Kaldırmak İçin Yöntem Belirle ve Tutarlı Bir Şekilde Yöntemi Uygula !!!!

 

DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME

  • Yapılan davranış analizine bağlı olarak davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğuna bakıldıktan sonra davranışın özelliğine bağlı olarak bir yöntem belirlenir.
  • Ya davranış ortaya çıkmadan önce yada davranış ortaya çıktıktan sonra bir şeyler yapılır.

 

  • Davranış değiştirme yöntemi uygularken şu noktalara dikkat edilmelidir:

 

1.Çocuğun, birden fazla olumsuz davranışı olabilir. Fakat bir davranışla çalışmaya başlamak gerekir.

2.Programa başlamada önce davranışın mutlaka, en az 3 gün doğal halinin gözlenmesi ve kayıt edilmesi gerekir. Bu durum hedeflerimizi belirlemek açısından önemlidir.

3. Yöntem belirlendikten sonra uygulamada mutlaka tutarlı ve kararlı olunmalıdır. Belirlenen yöntem davranış her ortaya çıktığında uygulanmalıdır.

4.Davranışın ilk önce azaltılması hedeflenmelidir. Tamamiyle ortadan kaldırmak hemen mümkün olmayabilir.

5.Yöntem seçilirken çocuğun özellikleri dikkate alınmalıdır. Örneğin yalnız, içine kapanık bir çocuk için yalnız kalmasını gerektiren bir yöntem seçilmemelidir.

6.Yöntem uygulaması sırasında kayıt tutulmaya devam edilmelidir. Gelişmeleri daha iyi görmek için mümkünse grafiğe dökmek etkili olur.

7.Uygulamada okul-ev-merkez paralelliği sağlanmalıdır. Evde uygulanan yöntemle okulda uygulanan yöntem uyuşmalıdır.

8.Davranış değiştirme programının bir uzmanla birlikte değerlendirilmesi her zaman için daha uygundur.

 

DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME TEKNİKLERİ

1- ÇEVRESEL DÜZENLEME

  • Yapılan davranış analizi sonucunda bir ön uyaranın davranışı başlattığı görülürse davranışı başlatan uyaran ortadan kaldırılır. Örneğin ders çalışmaya başlandığında, etraftaki dağınık oyuncaklar çocuğun dikkatini dağıtıyorsa ve çocuk ders yapmayı reddediyorsa , önlem olarak ders çakışmaya başlamadan önce oda toparlanabilir.

2.GÖRMEZDEN GELME

  • Uygun olmayan davranışı kararlı bir şekilde gözardı etmektir. Örneğin çocuk yüksek sesle güldüğünde kimsenin bakmaması.

Uygulama İlkeleri:

1-Bu teknik, davranış dikkat çekmeye yönelikse uygulanmalıdır.

2-Teknik, davranışın her meydana gelişinde kararlı bir şekilde uygulamalıdır.

3-Görmezden gelmenin uygulanmaya başlanmasıyla uygun olmayan davranışın sayısında artış görülebilir. Dolayısıyla tolere edilemeyecek davranışlar için kullanılmamalıdır.

4-Kimin dikkatini çekmeye yönelikse o kişi tekniği mutlaka uygulamalıdır. Dolayısıyla tekniğin başkalarına öğretilmesi gerekecektir.

5-Davranışın ortaya çıkmadığı durumda öğrenci ödüllendirilmelidir.

 

3.HOŞA GİDEN UYARANI ÇEKME

            3.A.MOLA

  • Çocuğun belli ve sınırlı bir zaman süresi içerisinde pekiştirildiği bir ortamdan alınıp pekiştireçlerin olmadığı bir ortama konulmasıdır. Mola, pekiştireçlerden uzakta geçirilen zaman anlamına gelmektedir. Teknik uygun şekilde kullanılmaz ise davranışta azalma yerine artma meydana gelir.
  • 3-A-1.Gözlemsel Mola: Çocuğun, etkinlikleri görecek biçimde etkinlik alanının dışına konulmasıdır. Çocuğun , bulunduğu yerden etkinlikleri izlemesine izin verilir.
  • 3-A-2.Mola Alanı Kullanma: Çocuğun bulunduğu yerden etkinlikleri izlemesine izin verilmez. Sınıfın bir köşesinde sınıfa sırtını dönmesi istenebilir yada sınıftan dışarı çıkartılır.
  • Uygulama İlkeleri:

1-Uygulama süresi 2-3 dakika arasında olmalıdır.

2-Dil düzeyine göre çocuğa açıklama yapılmalıdır.

3-Ev ortamında uygulanması durumunda  yetişkinin bulunduğu yere yakın bir oda yada bir köşe gibi belli bir yer seçilmeli ve bu yer uygulama süresince değiştirilmemelidir.

4-Çocuk mola yerine götürülürken istenmeyen başka davranışlar yapabilir. Başka davranışlarda bulunmasına engel olunmalı ve onunla mümkün olduğunca bu süre içinde onunla ilişki kurulmamalıdır.

5-Belirlenen sürenin sonunda çocuğun hoşlandığı ortama geri dönmesi sağlanmalıdır.

  • B.TEPKİNİN BEDELİ
  • Çocuk istenmeyen bir davranış sergilediğinde verilen pekiştirecin geri çekilmesidir.
  • Bu yöntemin uygulanması için bireyin elinde daha önce edindiği yitirilecek bir pekiştirecinin bulunması gereklidir.
  • AŞIRI DÜZELTME
  • Azaltılmak istenen davranışın yol açtığı çevresel etkilerin aşırı şekilde düzeltilmesidir.
  • A.Onarıcı Aşırı Düzeltme: Sorun davranışın çevre ile ilgili sonuçlarının fazlasıyla düzeltilmesinin amaçlanmasıdır. Örneğin tükürme davranışı gösteren bir çocuğu bu davranıştan sonra tükürdüğü yeri ve tüm çevresini sildirmek.
  •  A-2.Olumlu Alıştırma Biçiminde Aşırı Düzeltme: Uygun olmayan davranışın o ortam içinde uygun olan biçiminin fazlaca yaptırılmasıdır. Örneğin sırasını çizen çocuğa kağıt – kalem vererek 10 dakika süreyle yazı yazdırmak yada çizgi çizdirmek.

Travma Sonrası Çocuk Ruh Sağlığı, Ne Yapmalı?

Yaşanılan travmatik olaylar sadece çocukların değil, hepimizin emniyet mekanizmasını zedeleyip, itimat konusunda da inançlarımızı yitirmemize neden olabilir. Bunlar anormal olaylara gösterilen normal tepkilerdir esasında. Yalnız çocuklar biz yetişkinlere nazaran felaket olaylarına farklı gözle bakarlar. Bu yüzdendir ki felaketin etkisini üzerlerinden biran evvel atabilmeleri için onlara bilinçli bir şekilde yaklaşmamız gerekir.

Nelere dikkat etmemiz gerekiyor?

Teksas’daki Baylor Tıp Koleji’nin Psikiyatri bölümünün yayınladığı “yetişkinlerin, felaket atlatmış çocuklarla” ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken hususları aşağıda belirtilen 13 madde de özetlemiştir.
1. Çocuklar ile Geçirdikleri Üzücü Olay Hakkında Konuşmaktan Kaçınmayın

Çocuklara bu üzücü olaydan bahsetmeyerek onlara yaşadıklarını unutturduğumuzu zannediyorsak yanılıyoruz. Kendiniz konuyu açmayın, ama çocuk açtığında bu konu üzerinde konuşmamazlık etmeyin. Çocuğu dinleyin, sorularına cevap verin, çocuğu bu konuşmanızla rahatlatıp ona destek olun.
2. Dürüst, Açık ve Anlaşılır Olun

Geçirdikleri olayla ilgili çocuklara gerçekleri söyleyin. Detay da verin bu çok önemli bir husustur. Detayları siz vermezseniz çocuklar kendi hayal güçlerini kullanıp detayları kendileri yaratırlar. Bu da yanılgılarına sebep olur.
3. Aynı Detaylar Tekrar Tekrar Gündeme Gelecektir-Hazırlıklı Olun Sabırla Doğru Olan Verileri/Gerçekleri
Tekrarlayın

Eğer bir şeyin cevabını bilmiyorsanız, bilmediğinizi söyleyin; eğer sizin de merak ettiğiniz bir konu var ise, mesela ölüm, aynen çocuğa sizin de bu konuyu merak edip ancak net olarak bilmediğinizi iletin (çocuğa dini eğitim verilmiş ise ölüm ile ilgili bu yönde açıklamalar yapılabilir, eğer verilmemişse din olayına bu aşamada girilmemelidir).
4. Açıklamalarınızda Çocukların Yaşlarına Uygun Kelimeler Seçin

Zamanlamaya da dikkat Açıklamalarınızın hem zamanlaması, hem de kelimelerin seçimi büyük önem taşır. Yaşanan üzücü olayın hemen ardından çocukların bilgiyi almaları hem de bu bilgiyi analiz etmeleri isteği azdır. Vakit geçtikçe daha fazla bilgi alabilirler, hazmedebilirler ve anlayabilirler. Bazı diğer önemli hususları şöyle açıklayabiliriz:
• Çocuklara verilen aynı bilgi yaşanan olaylardan sonra değişik zamanlarda aynı çocuklar tarafından farklı şekilde yorumlanır.
• Değişik yaşlarda çocuklarda farklı tepkiler/düşünceler olur.
• Uyku ile ölümü bağdaştırmayın. Bu çocuklarda korku yaratıp uyumalarını engeller.
• Çocuğun olayları nasıl algıladığını ne kadar iyi tanımlarsanız, o kadar iyi bir diyalog kurabilirsiniz.

5. Ölümün veya Olayların Neden Olduğuna Dair Yanlış Yorumları Çocuğun Düşüncelerinden Atmasına
Yardımcı Olun

Çocuklar, özellikle de daha küçük yaştakiler, üzücü olayların neden olduğuna dair yanlış kanılar üretirler. Mesela, annem öldü, çünkü – beni almaya geliyordu veya bana ateş ederken yanlışlıkla kardeşimi vurdular… gibi. Çocukları bu konuda sıkmadan onlarla konuşmak gerekiyor, acaba bu üzücü olayın neden olduğunu düşünüyor? Bunu ortaya çıkardıktan sonra yanlış yorumlarını düzeltmek için gerekli açıklamaları yapın. Çocuğa da açıkça bazı olayları erişkin insanların da anlamadığını söyleyin. Bu hem doğrudur hem de çocuğu rahatlatır.
6. Kurtulan Çocuklar Kendilerini Suçlu Hissederler

Kurtulan çocuklar genelde kendilerini suçlu hissederler. Kendilerini ne kadar suçlu hissettikleri çocukların ne ölçüde olayların neden olduğuna dair yanlış yorumları olup olmadığına bağlıdır. Çocuklar suçluluk duygularını dile getirmeyi bilemezler. Onların kendilerini suçlu hissedip hissetmediklerini davranışlarından ve duygular kendilerinden nefret etmek ve kendilerine zarar verme tarzında cereyan eder. Düşünceleri de şöyle olabilir; ben kötü bir insan mıyım veya bende bir problem mi var? gibi.
7. Derin Üzüntü ve Yas – Bu İki Terimi Ayırt Edelim

Derin üzüntü duygusal, fiziksel, beyinsel davranışlarla gösterilen tepkileri içerir. Bunların belirgin olanları şöyledir : kızgınlık, üzüntü, korku, uyumakta zorluk çekme, kabus görme, uykuda çığlık atma, iştahsızlık, mide ağrısı, aile fertlerinden uzaklaşmak, yatağı ıslatmak, hiper hareketlilik gibi. Bazıları ise belirgin değildirler; örneğin, daha sessiz olup daha fazla okumak veya ergenlik çağındakiler için arkadaşlarıyla sık sık görüşmemek, çıkmamak gibi. Dikkatinizi çekmesi gereken bir husus var, bu da belirgin olmayan semptomlar çoğu zaman anne ve babalar tarafından olumlu hareketler olarak algılandıkları için önemsenmezler. Tepkiler tabii ki yaşla bağlantılıdır.

5 Yaş ve Altı: Bazıları fazla bir tepkide bulunmayacaklardır, çünkü neler olduğunun farkında değillerdir.

6 ile 12 Yaş Arası: Somut korkuları vardır, örneğin; dolapta bir terörist saklanıyor.

Ergenlik Çağı: Daha iyi anlayabilirler ama korkularını abartırlar.

Yas ile kaybedilen kişi veya kişilere yönelik adetlerin gerçekleştirilmesidir. Örneğin; cenaze töreni, siyah kıyafet, mevlut gibi. Bu tarz olaylara çocukların da katılmasında fayda vardır.


8. Derin Üzüntü Normaldir. Bunun Uzun Süre Devam Etmesi Normal Değildir

Eğer yukarıda bahsedilen semptomlar 6 aydan fazla kendilerini göstermeye devam ederlerse veya çocukların hayatlarındaki diğer alanlarda olumsuz etkileri oluyorsa, bu konuda klinik psikolog ve psikiyatrdan yardım alınması gerekmektedir. Diğer alanlar ile neyi kastediyoruz? Okuldaki durumlarında her hangi bir değişme, ilgi alanlarındaki faaliyetlere katılmamaları ve hatta ilgi göstermemeleri, oyun oynamalarında değişiklik gibi.
9. Çocuklar Konuyu Açtıklarında Duymamazlıktan Gelmeyin

Çocuklar üzüntü verici olay hakkında konuşmak istediklerinde daima onları dinlemek için orada olun. Yalnız, konuşmak istemeyen çocukları da zorla konuşturmaya çalışmayın. Siz de üzüntülerinizi açıkça paylaşın çocukla, yalnız olmadığını hissettiğinde daha rahat olacaktır.
10. Daima Onlarla Olun; Şefkatle Yaklaşın; Güvenli Hissetmelerini Sağlayın ve Onlara Karşı Aynı Tarzda
Yaklaşın

Bütün bunlar çocuğun olayın etkilerini atlatmasında yardımcı olacaktır. Dikkat edilmesi gereken husus; davranışlarınız ve söyledikleriniz aynı düzeyde olsun, yani aynı şey için bir gün ak deyip öbür gün kara demeyin. Tutarlı davranın.
11. Çocuğun Çevresindeki Kişiler, Yaşları ne Olursa Olsun, Bilgilendirilirlerse Çocuğa O Kadar Daha Fazla
Yardımcı Olabilirler

En azından bir müddet daha sabırlı veya anlayışlı davranırlar. Bu da çocuğun bu olayın etkilerini atlatmasına yardımcı olacaktır.
12. Çocuklar İlginç Görsel Tecrübeler Yaşayabilirler, Buna Hazırlıklı Olun

Üzüntülü olaydan altı aya kadar çocuklar ilginç görsel olayları yaşayabilirler. Örneğin, kaybedilen kişi veya kişilerin seslerini duyabilirler veya kalabalıkta onları görebilirler. Bunlar halüsinasyon (varsanı) değildir. Çoğu bilim adamı bunları çocukların dini inanç sistemiyle bağdaştırır. Bundan dolayı çocukların duygularının rencide edilmemesi gerekmektedir.
13. Tüm İmkanlardan Faydalanın

Etrafınızda olan profesyonel insanlardan hem kendiniz hem de çocuğunuz için yardım alın. Bunlardan faydalanmayı öğrenin. Ayrıca aşağıdakileri de göz önünde bulundurmalıyız
• Çocuğunuzun kendisini güvencede hissettiğinden emin olun.
• Çocuklarla daha fazla zaman harcayın ve size daha ilgili olmalarına izin verin. Aynı zamanda sizde normalden fazla takipçi olun.
• Özellikle küçük yaştaki çocuklarla (7’ye kadar) daha fazla oynayın. Onların oynaması için de ayrıca imkanlar yaratın.
• 7 ile 12 yaş grubuyla konuşmayı deneyin. Onları düşüncelerini ve duygularını paylaşmak için teşvik edin.
• Olanaklar dahilinde gündelik alışkanlıklarınızı sürdürmeye devam edin. Örneğin, yemek saatleri, yatma saati, masal okuma, öğle yemeği sonrası uyku gibi.
Unutmayalım ki yukarıda bahsedilen önlemler profesyonel bir psikolojik yardım hizmetinin yerini tutamaz. Çocuğunuzda bir takım tepkilerin devam ettiğini gördüğünüzde lütfen gerekli yerlerden yardım alınız.