Savaş ve Çatışma Haberlerinden Çocukların Etkilenmesi

Günümüzde medya, savaş ve çatışma haberlerini anlık ve geniş kitlelere ulaştırmaktadır. Ancak, bu haberlerin özellikle çocuklar üzerindeki etkileri ciddi bir endişe kaynağıdır. Çocuklar, yaşlarına uygun olmayan şiddet içerikli haberler karşısında duygusal, psikolojik ve davranışsal sorunlar yaşayabilirler.

Çocuklar savaş ve çatışma haberlerini izlerken; korku, kaygı, çaresizlik, öfke gibi yoğun duygular yaşayabilirler (Pfefferbaum, Noffsinger, & Wind, 2014). Bu duygular, çocukların günlük yaşamlarında uyku problemleri, dikkat eksikliği, okul başarılarında düşüş ve sosyal ilişkilerde zorlanma gibi sonuçlar doğurabilir (Cantor, 1998).

Ayrıca, travmatik olaylara dair görüntü ve haberlerle sürekli karşılaşmak, çocuklarda posttravmatik stres bozukluğu (PTSB) benzeri semptomların gelişmesine neden olabilir (Garbarino, 1992). Çocukların savaş haberleriyle karşılaştıklarında kendilerini güvende hissetmeleri için ebeveynlerin ya da eğitimcilerin rehberliği büyük önem taşır. Onların endişelerini dinlemek, duygularını anlamak, ve yaşlarına uygun açıklamalar yapmak, olumsuz etkilerin azaltılmasına yardımcı olur (American Psychological Association, 2020).

Sonuç olarak, savaş ve çatışma haberlerinin çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür ve bu alanda farkındalık artırılmalıdır. Medya içeriklerinin çocukların gelişim düzeyine uygun şekilde düzenlenmesi ve ailelerin medya tüketimini denetlemesi gerekmektedir.


Kaynakça

American Psychological Association. (2020). Helping children cope with disasters and traumahttps://www.apa.org/topics/trauma/children-coping

Cantor, J. (1998). Trauma and children exposed to war or community violence. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 37(2), 140-142. https://doi.org/10.1097/00004583-199802000-00009

Garbarino, J. (1992). Children in danger: Coping with the consequences of community violence. Jossey-Bass.

Pfefferbaum, B., Noffsinger, M. A., & Wind, T. R. (2014). Effects of exposure to media coverage of disasters and terrorism on children and families. Current Psychiatry Reports, 16(12), 504. https://doi.org/10.1007/s11920-014-0504-7

4-6 Yaş Çocuklarında Kayıp/ Ölüm- Yas

Giriş

Bu yaş dönemi, çocukların duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimlerinin hızla ilerlediği kritik bir süredir. Aynı zamanda, çocuklar açısından kayıp ve ayrılık deneyimleri zorluklarla başa çıkma süreçlerini etkileyebilir. Bu yaş grubundaki çocuklarda kayıp, genellikle aile bireyleri, yakın arkadaşlar veya bakım veren kişilerde yaşanır ve bu deneyimlerin çocukların psikolojik gelişimine etkisi büyüktür (Brown & Smith, 2019). Bu makalede, 4-6 yaş arasındaki çocuklarda kayıp kavramı, belirtileri, etkileri ve müdahale yöntemleri kapsamlı şekilde ele alınacaktır.

Kayıp Kavramı ve Çocuklarda Anlayışı

Kayıp, genel anlamda sevilen, değer verilen veya önemli kabul edilen bir kişinin veya nesnenin hayatımızdan çekilmesiyle ortaya çıkan duygusal boşluk ve üzüntü durumudur (Franks, 2018). 4-6 yaş çocukları için kayıp kavramı, çoğunlukla soyut bir kavram değil, gerçek ve somut olaylar olarak deneyimlenir. Bu çocuklar, kaybın geçici veya kalıcı olabileceğinin farkında olsalar da, olayın anlamını tam olarak kavrayamayabilirler.

Çocuklar, kayıpla ilgili olarak, genellikle güvensizlik, korku, endişe, yas tutma ve suçluluk duyguları yaşayabilirler. Bu nedenle, kayıp durumu yanlış anlamalara, hayal kırıklıklarına veya davranış bozukluklarına neden olabilir (Klein et al., 2020).

4-6 Yaş Çocuklarında Kayıp Belirtileri

Kayıp deneyimi yaşayan çocuklarda gözlemlenen belirtiler, hem duygusal hem de davranışsal şeklinde sınıflandırılabilir:

Duygusal Belirtiler

  • Ağlama, hıçkırık ve duygusal dalgalanmalar
  • Kaygı ve korku
  • Sinirlilik ve huzursuzluk
  • Kendine güvensizlik ve düşük özgüven
  • Yalnızlık ve terk edilme korkusu

Davranışsal Belirtiler

  • Oyun ve etkinliklere ilgisizlik
  • Uyku sorunları, kabuslar
  • İştah kaybı veya aşırı yeme
  • Sosyal ilişkilerde kopukluk veya aşırı bağlılık
  • Okul başarısında düşüş veya sık sık öfkelenme

Bilişsel ve Dilsel Belirtiler

  • Kayıpla ilgili sorular sorma veya olayları anlatmaya çalışma
  • Gerçeklikle hayali karıştırma
  • Suçluluk veya suçluluk duyguları geliştirme

Bu belirtiler, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve kaybın niteliğine göre değişiklik gösterebilir (Lazarus & Folkman, 1984).

Kayıp Deneyiminin Çocuk Üzerindeki Etkileri

Kayıp yaşayan çocuklar, acı ve üzüntü hissettikleri gibi, ilerleyen zamanda depresyon, kaygı bozuklukları ve davranış problemleri geliştirebilirler. Ayrıca, güven duygusunun zayıflaması, bağlılık ve ilişki kurma güçlükleri ortaya çıkabilir (Davies & McCabe, 2014).

Özellikle, aile kaybı veya boşanma gibi durumlar, çocukların güvenlik duygusunu sarsarken, küçük yaşta yaşanan kayıplar, yaşam boyu sürebilecek karmaşık duygusal sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, kayıp sonrası uygun psikososyal destek, çocukların uyum sağlaması açısından hayati önem taşır.

Kayıplarla Başa Çıkma ve Müdahale Yöntemleri

Çocuklarda kayıp sonrası iyileşme sürecinde, uygun müdahale ve destek programları hayati rol oynar. Bu alanda kullanılan temel müdahale yaklaşımları şunlardır:

1. Psikolojik Danışmanlık ve Terapi

Çocuklarda kayıp sonrası uygun psikolojik destek, adaptasyon sürecini hızlandırır ve duygusal regülasyonu sağlar. Özellikle, oyun terapisi ve hikaye anlatımı teknikleri, çocukların duygularını ifade etmelerine ve kayba ilişkin anlayışlarını geliştirmelerine yardımcı olur (Briggs & Johnson, 2017). Oyun terapisi, çocukların soyut kavramları anlamalarını kolaylaştırır ve yeniden güven duygusu kazandırır.

2. Aile Eğitimi ve Destek

Aile, kayıp sürecinde çocuklara en yakından destek olan kurumdur. Aile eğitimleri sayesinde ebeveynler, çocuklara doğru yaklaşımları sergileyebilir, onların duygularını kabul edici ve destekleyici bir ortam sağlayabilirler. Örneğin, kayıplar karşısında sakin ve güven verici tutum sergilemek, çocuğun kayıpla başa çıkmasını kolaylaştırır (Sezgin & Demirtaş, 2019).

3. Güvenli ve Destekleyici Çevre Sağlama

Çocukların, kayıptan sonra kendilerini güvende hissetmeleri için, çevresel faktörler önemli bir rol oynar. Çocukların güvenlik duygularını pekiştirmek için, düzenli rutinler, sevgi dolu iletişim ve güvenilir kişilerle temas önemlidir. Ayrıca, kaybın sebebi ve sonucu konusunda, çocukların anlayabileceği dilde açıklamalar yapmak gerekir.

4. Okul ve Toplum Desteği

Okullar ve toplum kurumları, çocukların sosyal destek ağını güçlendirmede önemli işlevler görür. Okul psikolojik danışmanları ve öğretmenler, kayıp yaşayan çocukların duygusal durumlarını gözlemleyerek, onları uygun yönlendirmelerle destekleyebilir. Ayrıca, arkadaş ilişkilerinin güçlendirilmesi ve sosyal etkinlikler, çocukların kendilerini daha güvende ve kabul görmüş hissetmelerinde katkı sağlar (Colletta & Silber, 2015).

5. İlaç Kullanımı

Çocuklarda şiddetli kaygı, depresyon veya obsesif-kompulsif belirtiler ise, psikiyatri uzmanları tarafından uygun farmakolojik tedavi uygulanabilir. Ancak, ilaç tedavisi, genellikle psikoterapi ile beraber kullanılır ve dikkatli değerlendirilmelidir (Huang & Han, 2018).

Kayıp Sürecinde Çocuk ve Ebeveyn İlişkisi

Kayıp durumunda, ebeveynler ve diğer yetişkinler, çocuğun duygularını anlamak ve uygun destek sağlamak adına önemli bir rol oynar. Ebeveynlerin, kayıpla ilgili duygularını doğru yönetmesi, çocuklara karşı tutarlı ve güven verici tutum sergilemesi, çocukların uyum sürecini olumlu etkiler (Schneider & McGhee, 2016).

Ayrıca, çocuklara, yaşına uygun şekilde, kayıp hakkında dürüst ve açık konuşmak, onların merak ve kaygılarını azaltır. Çocukların duygularını ifade etmelerine izin vermek, onları yargılamadan veya suçlamadan dinlemek, çocuk-ebeveyn ilişkisini güçlendirir.

Güncel Araştırmalar ve Gelişmeler

Son yıllarda, çocuklarda kayıp ve yas tutma süreçleri üzerine yapılan çalışmalar artmış ve bu alanda çeşitli psikososyal müdahale protokolleri geliştirilmiştir. Özellikle, online terapiler ve ebeveyn-eğitim programları, erişim kolaylığı ve maliyet etkinliğiyle öne çıkmaktadır (Barker & Lee, 2020). Ayrıca, nörobiyolojik araştırmalar, kayıp sonrası beynin duygu düzenleme mekanizmalarını anlamaya yönelik yeni bulgular ortaya koymaktadır.

Sonuç

4-6 yaş çocuklarında kayıp, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olmakla birlikte, uygun müdahale ve destek ile bu sürecin sağlıklı atlatılması mümkündür. Çocukların duygularını anlamak, onlara güvenli ve sevgi dolu ortamlar sağlamak, kayıpla başa çıkma becerilerini geliştirmede temel unsurlardır. Aileler, eğitimciler ve psikolojik danışmanlar, bütüncül ve bütünsel destek sağlayarak çocukların psikososyal iyileşmesine katkı sağlarlar. Ayrıca, kayıpla ilgili gelişen bilimsel çalışmalar ve yeni terapötik yaklaşımlar, bu süreçte kullanılabilecek etkin yöntemleri artırmaktadır.

Uluslararası ve ulusal çalışmalar, kayıp ve yas tutma süreçlerinin her çocukta farklı şekilde geliştiğini ve bu süreçlerin bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanması gerektiğini göstermektedir. Erken yaşta alınan psikososyal destekler, çocukların yaşam kalitelerini artırmakta, duygusal dayanıklılıklarını güçlendirmekte ve ilerideki yaşamlarında sağlıklı ilişkiler kurmalarına zemin hazırlamaktadır.

Gelecek Perspektifi

Gelecekte, kayıp ve yas tutma alanında yapılacak araştırmalar, çocukların yeni nesil teknolojilerle desteklenmesi ve psikososyal müdahale yaklaşımlarının çeşitlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Ayrıca, aile ve eğitimcilerin bu süreçte aktif rol almalarını sağlayacak, erişilebilir ve kanıta dayalı müdahale paketlerine ihtiyaç vardır. Eğitim ve psikolojik sağlık kurumlarının birlikte çalışmasıyla, kayıp yaşayan çocuklara kapsamlı ve sürdürülebilir desteklerin sağlanması mümkün olacaktır.

Kaynakça

  • Barker, C., & Lee, H. (2020). Innovations in pediatric grief counseling: Teletherapy approaches. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 61(8), 857-866.
  • Briggs, J., & Johnson, S. (2017). Play therapy techniques for childhood grief. Child & Adolescent Mental Health, 22(2), 65-70.
  • Colletta, N., & Silber, T. (2015). Social support and children’s coping in grief. International Journal of Child and Adolescent Health, 8(3), 245-256.
  • Davies, P., & McCabe, C. (2014). Childhood bereavement and mental health: A review. Child Psychiatry & Human Development, 45(4), 467-482.
  • Franks, A. (2018). Understanding childhood loss: An integrated approach. Childhood Development Perspectives, 12(1), 4-9.
  • Huang, Y., & Han, M. (2018). Pharmacological interventions in childhood depression following loss. Child and Adolescent Psychiatry, 55(4), 341-348.
  • Klein, R., et al. (2020). Emotional and behavioral responses of young children to loss: A qualitative review. Journal of Pediatric Psychology, 45(7), 810-821.
  • Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, appraisal, and coping. Springer Publishing.
  • Schenider, H., & McGhee, D. (2016). Parental influence on childhood grief. Journal of Family Psychology, 30(6), 727-735.
  • Sezgin, S., & Demirtaş, N. (2019). Çocuklarda kayıp ve yas süreçlerinde ebeveyn eğitimi. Türk Psikiyatri Dergisi, 30(2), 109–115.

Eşler Arası Tartışmaların Çocuklar Üzerindeki Psikolojik ve Gelişimsel Etkileri

Giriş

Aile, çocukların temel güvenlik ve gelişim ortamıdır. Aile içi ilişkiler ve iletişim tarzları, çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimlerini doğrudan etkileyen kritik unsurlardır. Ebeveynler arasındaki çatışma ve tartışmalarsa, bu süreçte çocuklar üzerinde ciddi ve kalıcı etkiler bırakabilir. Uzmanlar, aile içi çatışmaların çocukların psikolojisinde yarattığı olumsuz sonuçların, onların yaşam boyu ilişkileri, özgüveni ve psikosoyal gelişimi açısından önemli riskler taşıdığını vurgulamaktadır.

Eşler Arası Tartışmalar ve Çocukların Duygusal Gelişimi

Güvensizlik ve Güven Duygusunun Zedelenmesi

Ebeveynler sürekli tartışırken, çocuklar bu çatışmaları doğrudan veya dolaylı biçimde gözlemler. Özellikle, çatışmanın yüksek şiddetle, hakaretle ya da tehditlerle ortaya çıktığı durumlarda, çocukların temel güven duygusu sarsılır. Bu durum, “güvensizlik” ve “emniyet duygusunun kaybı” olarak tanımlanır ve çocukların ruh sağlığında derin izler bırakabilir (Cummings & Davies, 2010). Çocuklar, kendilerini güvenli ve sevgiyle sarılmış hissetmediklerinde, içe kapanabilir, kaygı ve korku seviyeleri yükselebilir.

Anksiyete ve Kaygı Bozuklukları

Yüksek yoğunluklu ve sürekli çatışmalar, çocuklarda anksiyete ve kaygı bozukluklarının gelişmesine zemin hazırlar. Çocuklar, gözlemlerinde aile içindeki çatışmanın sürekliliği ve çözüm bulunamaması, yaşamlarının devamında onların duygudurumunu olumsuz etkiler. Bu çocuklar, ev ortamını tehlike ve belirsizlik ortamı olarak algılayabilirler (Evans et al., 2013). Bu da, çocukların yetişkinlikte de devam edecek kaygı ve korku düzeylerini yükseltebilir.

Duygusal Düzenleme ve Empati Gelişimi

Çocuklar, duygularını tanımakta ve yönetmekte aile ortamındaki çatışmalar nedeniyle güçlük yaşayabilir. Çatışmaların yüksek şiddette ve sürekli olması, onların empati kurma, duygularını ifade etme ve uygun tepkiler verme becerilerini olumsuz etkiler. Bu çocuklar, duygusal düzenleme becerilerinde sorunlar yaşayabilir ve bu durum, ilerleyen yaşlarda da ilişki problemlerine zemin hazırlar (Gottman & DeClaire, 2017).

Çocukların Sosyal ve Akademik Gelişimi Üzerindeki Etkiler

Sosyal İlişkiler ve Arkadaş İlişkileri

Ebeveyn çatışmaları, çocukların sosyalleşme yeteneklerini olumsuz etkiler. Çocuklar, aile içinde yaşanan sürekli çatışmayı dış ortama da yansıtarak, arkadaş ilişkilerinde güçlükler yaşayabilirler. Özellikle, saldırganlık, saldırgan davranışlar veya aşırı çekingenlik gibi davranışlar, akran ilişkilerinde başarısızlık ve izolasyona yol açabilir. Bu da, çocukların güvenilir ve sağlıklı arkadaşlıklar kurmasını engeller (Laursen et al., 2012).

Akademik Başarı ve Öğrenme Güçlükleri

Çocuklarda devam eden stresli ve çatışmalı aile ortamlarının, akademik başarı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Dikkat dağınıklığı, motivasyon eksikliği ve kaygı bozuklukları, çocuğun öğrenme performansını düşürür. Ayrıca, aile çatışmaları nedeniyle çocuğun okulda duygusal açıdan kendini güvende hissetmemesi, davranış sorunlarına ve derslere ilgisizlikle sonuçlanır (Buehler & Gerard, 2013).

Beyin Gelişimi ve Nörolojik Mekanizmalar

Sürekli ve yoğun ebeveyn çatışmaları, çocukların beyninde yapı ve fonksiyon değişikliklerine yol açabilir. Özellikle stres hormonu seviyelerinin yükselmesi, çocukların beyninde epigenetik ve nörolojik farklılıklar oluşturabilir. Uzun süreli stres, beynin amigdala gibi alarm durumlarıyla ilişkili bölgelerini aşırı uyarabilir, bunun sonucunda çocuklarda saldırganlık, kaygı ve dikkat sorunları gelişebilir (Lupien et al., 2009). Aynı zamanda, prefrontal korteks gelişiminde gecikmeler yaşanabilir; bu ise çocukların bilişsel kontrol ve duygusal düzenleme becerilerini olumsuz etkiler.

Çocuklarda Bağlanma ve Güvenli Bağlantı Sorunları

Çocuklar, ebeveynlerinden güvenli bağlanma geliştirmede büyük ölçüde aile içi iletişim biçimlerinden etkilenir. Sürekli çatışma ve düşmanlık ortamında büyüyen çocuklar, bağlanma kuramına göre, güvenli bağlanma yerine güvensiz ve karışık bağlanma tarzları geliştirebilirler (Ainsworth, 1989). Bu çocuklar, ilerleyen yaşamlarında ,sosyal ilişkilerde tarihsel zorluklar, terk edilme korkuları ve düşük kendine değer verme sorunları yaşayabilirler.

Uzun Dönemli Sonuçlar ve Sosyal İlişkiler

İlişki dinamikleri, ebeveynler arasındaki çatışmanın uzun vadeli sonuçlarıdır. Çocuklar, aile ortamında sürekli çatışma ve iletişim sorunları gözlemlediğinde, bu durum onların ileriki yaşamlarındaki romantik ilişkiler, iş ilişkileri ve genel toplum içindeki etkileşimleri üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir. Bu durum özellikle, çocukların çatışma çözme becerilerinin gelişmemesi, empati yetersizliği ve ilişkilerde güven sorunları ile kendini gösterebilir (Gottman, 1997).

Koruyucu Faktörler ve Çocukların Dayanıklılığı

Ebeveynler veya aile ortamında, çatışmalara rağmen, çocukların psikolojik dayanıklılıklarını artıran bazı faktörler de bulunmaktadır. Bu faktörler arasında:

  • Güçlü ve destekleyici başka yetişkin figürleri (büyükanneler, öğretmenler)
  • Çocukla kaliteli ve sevgi dolu iletişim kuran annenin ve babanın varlığı
  • Çocukların problem çözme ve duygusal ifadeyi öğrenmesine destek olan okul ve sosyal çevre
  • Çocuklara sunulan psikolojik destek ve danışmanlık

sayılabilir. Bu faktörler, çocukların stresle başa çıkmasını kolaylaştırabilir ve olumsuz etkilerin azaltılmasına katkı sağlar.

Sonuç ve Öneriler

Ebeveynler arasındaki tartışmalar, çocukların psikolojik ve gelişimsel sağlığı üzerinde köklü ve kalıcı etkiler bırakabilir. Bu nedenle, aile içi iletişimin sağlıklı, saygılı ve çözüm odaklı olması önemlidir. Çocukların sağlıklı gelişimi için ebeveynlerin çatışma yönetim tekniklerini öğrenmeleri ve gerekirse profesyonel destek almaları yararlı olacaktır. Ayrıca, aile farklılıkları ve anlaşmazlıklar olsa da, çocuklara duyulan sevgi, güven ve istikrarın korunması, onların ruh sağlığını güçlendirecek en temel unsurdur.

Özetle, sürekli ve yeterince yönetilmeyen eşler arası çatışmalar, çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiler ve uzun vadeli sorunlara yol açabilir. Bu bilinçle hareket ederek, aile içi iletişimi güçlendirmek ve çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek, toplumun genel refahı açısından büyük önem taşımaktadır.


Kaynaklar:

  • Ainsworth, M. D. S. (1989). Attachments beyond infancy. American Psychologist, 44(4), 709–716.
  • Buehler, C., & Gerard, J. M. (2013). Interparental conflict and adolescent adjustment: The mediating role of parenting practices. Developmental Psychology, 49(8),

Uzman Klinik Psikolog Emre Bakır

Travma ve TSSB Tepkileri

Gelişen Dünya şartları ile birlikte travma kelimesini sık sık duyar olduk. Üstelik artık sadece doğa olayları ile anmaktan vazgeçip kelimenin tam manası ile psikolojik tavma üzerine yoğunlaşarak tedavisi üzerine uzun uzun araştırmalar yapmaya başladık. Uzun süredir üzerine çalışılan bu kavram hayatımızın tam ortasında olmaya başladı.

TRAVMA

Fiziksel ve psikolojik yaşamımızı ve bütünlüğümüzü tehdit eden tüm olgular tavmadır. Ancak her yaşanılan olay travma olarak adlandırılmaz. Deprem, sel gibi doğal afetler, savaş, cinsel taciz, fiziksel bütünlüğü zedeleyecek şekilde ki yaralanmalar gibi baş etme becerilerimizi aşacak veya zorlayacak olgularla karşılaşmak ve ya tanıklık etmek travma olarak adlandırılabilir fakat şunu da bilmek gerekir ki her karşılaştığımız durum veya olaylar travma değildir.
Yaşanılan bir olayın ”ruhsal travma” olarak adlandırılabilmesi için;

  • Kişinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması,
  • Bu olay karşısında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme tepkileri vermiş olması gerekir.Amerikan Psikiyatri Birliği, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El kitabı Dördüncü baskı(1994)-DSMIV da şöyle travma hakkında şunlardan bahseder; Her travmatik olay tüm bireylerde aynı etki ve sonuca neden olmaz. Travmanın şiddetiyle birlikte kişinin genetik yatkınlığı ve aile öyküsü, ruhsal olgunluğu ve stresle başa çıkma kapasitesi,sosyal destekleri,toplumun travma ve sonrası olaylara karşı bakış açısı ve beklentileri,travmanın genel anlamının yanında kişi için ifade ettiği anlam ve daha önce yaşanan benzer ya da olmayan travmatik yaşamlar gibi faktörler travmayla karşılaşan bir kişide ileride psikiyatrik belirti ve hastalık gelişip gelişmeyeceğini belirler.

Yaşanan olay her bireyde aynı tepkilere neden olmadığı gibi aynı olay bireylerde farklı duygularda yaratabilir.

TRAVMA SONRASI GÖRÜLEN TEPKİLER

DUYGUSAL TEPKİLER: Şok, üzüntü, kızgınlık, öfke, endişe, kaygı ,umutsuzluk, korku, sinirlilik duygusal tepkiler arasında sayılabilir.

FİZİKSEL TEPKİLER: Baş ağrısı, mide ağrısı, nefes alamama, titreme, mide bulanması, göğüs sıkışması, iştah artması veya azalması gibi tepkiler görülebilir.

DAVRANIŞSAL TEPKİLER: Sosyal çevreden uzaklaşma, içe kapanma, iletişim becerilerinde gerileme, dikkat dağınıklığı veya konsantrasyon eksikliği, dağınıklık, öz bakım becerilerini yerine getirememe, uyku ve yeme bozuklukları, alkol ve madde kullanımı gibi belirtiler gözlemlenebilir.

Daha önce de belirtildiği gibi her durumun travma olarak adlandırılamayacağı gibi bireylerin verdiği her tepki de yukarıda belirtildiği gibi olmayabilir. Travmanın şiddetini etkileyen etmenler arasında olan bireysel farklılıklar travma sonrası görülen tepkilerde de  önemli derecede varlığını hissettirmektedir.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU NEDİR?

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU DSM-IV TANI KRİTERLERİ

  1. Kişi, aşağıdakilerden her ikisinin de bulunduğu travmatik bir olay yaşamıştır:
    1. Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fiziki bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.
  2. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır (Çocuklar bunların yerine dezorganize ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler).
  3. Travmatik olay aşağıdakilerden biri (ya da daha fazlası) yoluyla sürekli olarak yeniden yaşanır:

1.Olayın, elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren anıları; bunların arasında düşlemler, düşünceler yada algılar vardır. Not:Küçük çocuklar travmanın kendisini yada değişik yönlerini konu alan oyunları tekrar tekrar oynayabilirler.

  1. Olayı, sık sık, sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme (Çocuklar içeriğini tam anlamaksızın korkunç rüyalar görebilirler).
  2. Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma ya da hissetme (uyanmak üzereyken ya da sarhoşken ortaya çıkıyor olsa bile, o yaşantıyı yeniden yaşıyor gibi olma duygusunu, illizyonları, hallüsinasyonları ve dissosiatif “flashback” epizodlarını kapsar).
  3. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma
  4. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme
  5. Aşağıdakilerden üçünün (yada daha fazlasının) bulunması ile belirli, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki gösterme düzeyinde azalma (travmadan önce olmayan)
  6. Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları
  7. Travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durma çabaları
  8. Travmanın önemli bir yönünü anımsayamama
  9. Önemli etkinliklere karşı ilginin yada bunlara katılımın belirgin olarak azalması
  10. İnsanlardan uzaklaşma yada insanlara yabancılaştığı duyguları
  11. Duygulanımda kısıtlılık (örneğin sevme duygusunu yaşayamama)
  12. Bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma (örn. Bir mesleği, evliliği, çocukları yada olağan bir yaşam süresi olacağı beklentisi içinde olmama)
  13. Aşağıdakilerden ikisinin (ya da daha fazlasının) bulunması ile belirli, artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli olması:
  14. Uykuya dalmakta yada uykuyu sürdürmekte güçlük
  15. Kolay, çabuk öfkelenme yada öfke patlamaları
  16. Düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme
  17. Dikkatte artış,
  18. Aşırı irkilme tepkisi gösterme.
  19. Bu bozukluk (B, C ve D tanı ölçütlerindeki semptomlar) 1 aydan daha uzun sürer.
  20. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olur.

Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı Hande BAKIR

 

Travma Sonrası Çocuk Ruh Sağlığı, Ne Yapmalı?

Yaşanılan travmatik olaylar sadece çocukların değil, hepimizin emniyet mekanizmasını zedeleyip, itimat konusunda da inançlarımızı yitirmemize neden olabilir. Bunlar anormal olaylara gösterilen normal tepkilerdir esasında. Yalnız çocuklar biz yetişkinlere nazaran felaket olaylarına farklı gözle bakarlar. Bu yüzdendir ki felaketin etkisini üzerlerinden biran evvel atabilmeleri için onlara bilinçli bir şekilde yaklaşmamız gerekir.

Nelere dikkat etmemiz gerekiyor?

Teksas’daki Baylor Tıp Koleji’nin Psikiyatri bölümünün yayınladığı “yetişkinlerin, felaket atlatmış çocuklarla” ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken hususları aşağıda belirtilen 13 madde de özetlemiştir.
1. Çocuklar ile Geçirdikleri Üzücü Olay Hakkında Konuşmaktan Kaçınmayın

Çocuklara bu üzücü olaydan bahsetmeyerek onlara yaşadıklarını unutturduğumuzu zannediyorsak yanılıyoruz. Kendiniz konuyu açmayın, ama çocuk açtığında bu konu üzerinde konuşmamazlık etmeyin. Çocuğu dinleyin, sorularına cevap verin, çocuğu bu konuşmanızla rahatlatıp ona destek olun.
2. Dürüst, Açık ve Anlaşılır Olun

Geçirdikleri olayla ilgili çocuklara gerçekleri söyleyin. Detay da verin bu çok önemli bir husustur. Detayları siz vermezseniz çocuklar kendi hayal güçlerini kullanıp detayları kendileri yaratırlar. Bu da yanılgılarına sebep olur.
3. Aynı Detaylar Tekrar Tekrar Gündeme Gelecektir-Hazırlıklı Olun Sabırla Doğru Olan Verileri/Gerçekleri
Tekrarlayın

Eğer bir şeyin cevabını bilmiyorsanız, bilmediğinizi söyleyin; eğer sizin de merak ettiğiniz bir konu var ise, mesela ölüm, aynen çocuğa sizin de bu konuyu merak edip ancak net olarak bilmediğinizi iletin (çocuğa dini eğitim verilmiş ise ölüm ile ilgili bu yönde açıklamalar yapılabilir, eğer verilmemişse din olayına bu aşamada girilmemelidir).
4. Açıklamalarınızda Çocukların Yaşlarına Uygun Kelimeler Seçin

Zamanlamaya da dikkat Açıklamalarınızın hem zamanlaması, hem de kelimelerin seçimi büyük önem taşır. Yaşanan üzücü olayın hemen ardından çocukların bilgiyi almaları hem de bu bilgiyi analiz etmeleri isteği azdır. Vakit geçtikçe daha fazla bilgi alabilirler, hazmedebilirler ve anlayabilirler. Bazı diğer önemli hususları şöyle açıklayabiliriz:
• Çocuklara verilen aynı bilgi yaşanan olaylardan sonra değişik zamanlarda aynı çocuklar tarafından farklı şekilde yorumlanır.
• Değişik yaşlarda çocuklarda farklı tepkiler/düşünceler olur.
• Uyku ile ölümü bağdaştırmayın. Bu çocuklarda korku yaratıp uyumalarını engeller.
• Çocuğun olayları nasıl algıladığını ne kadar iyi tanımlarsanız, o kadar iyi bir diyalog kurabilirsiniz.

5. Ölümün veya Olayların Neden Olduğuna Dair Yanlış Yorumları Çocuğun Düşüncelerinden Atmasına
Yardımcı Olun

Çocuklar, özellikle de daha küçük yaştakiler, üzücü olayların neden olduğuna dair yanlış kanılar üretirler. Mesela, annem öldü, çünkü – beni almaya geliyordu veya bana ateş ederken yanlışlıkla kardeşimi vurdular… gibi. Çocukları bu konuda sıkmadan onlarla konuşmak gerekiyor, acaba bu üzücü olayın neden olduğunu düşünüyor? Bunu ortaya çıkardıktan sonra yanlış yorumlarını düzeltmek için gerekli açıklamaları yapın. Çocuğa da açıkça bazı olayları erişkin insanların da anlamadığını söyleyin. Bu hem doğrudur hem de çocuğu rahatlatır.
6. Kurtulan Çocuklar Kendilerini Suçlu Hissederler

Kurtulan çocuklar genelde kendilerini suçlu hissederler. Kendilerini ne kadar suçlu hissettikleri çocukların ne ölçüde olayların neden olduğuna dair yanlış yorumları olup olmadığına bağlıdır. Çocuklar suçluluk duygularını dile getirmeyi bilemezler. Onların kendilerini suçlu hissedip hissetmediklerini davranışlarından ve duygular kendilerinden nefret etmek ve kendilerine zarar verme tarzında cereyan eder. Düşünceleri de şöyle olabilir; ben kötü bir insan mıyım veya bende bir problem mi var? gibi.
7. Derin Üzüntü ve Yas – Bu İki Terimi Ayırt Edelim

Derin üzüntü duygusal, fiziksel, beyinsel davranışlarla gösterilen tepkileri içerir. Bunların belirgin olanları şöyledir : kızgınlık, üzüntü, korku, uyumakta zorluk çekme, kabus görme, uykuda çığlık atma, iştahsızlık, mide ağrısı, aile fertlerinden uzaklaşmak, yatağı ıslatmak, hiper hareketlilik gibi. Bazıları ise belirgin değildirler; örneğin, daha sessiz olup daha fazla okumak veya ergenlik çağındakiler için arkadaşlarıyla sık sık görüşmemek, çıkmamak gibi. Dikkatinizi çekmesi gereken bir husus var, bu da belirgin olmayan semptomlar çoğu zaman anne ve babalar tarafından olumlu hareketler olarak algılandıkları için önemsenmezler. Tepkiler tabii ki yaşla bağlantılıdır.

5 Yaş ve Altı: Bazıları fazla bir tepkide bulunmayacaklardır, çünkü neler olduğunun farkında değillerdir.

6 ile 12 Yaş Arası: Somut korkuları vardır, örneğin; dolapta bir terörist saklanıyor.

Ergenlik Çağı: Daha iyi anlayabilirler ama korkularını abartırlar.

Yas ile kaybedilen kişi veya kişilere yönelik adetlerin gerçekleştirilmesidir. Örneğin; cenaze töreni, siyah kıyafet, mevlut gibi. Bu tarz olaylara çocukların da katılmasında fayda vardır.


8. Derin Üzüntü Normaldir. Bunun Uzun Süre Devam Etmesi Normal Değildir

Eğer yukarıda bahsedilen semptomlar 6 aydan fazla kendilerini göstermeye devam ederlerse veya çocukların hayatlarındaki diğer alanlarda olumsuz etkileri oluyorsa, bu konuda klinik psikolog ve psikiyatrdan yardım alınması gerekmektedir. Diğer alanlar ile neyi kastediyoruz? Okuldaki durumlarında her hangi bir değişme, ilgi alanlarındaki faaliyetlere katılmamaları ve hatta ilgi göstermemeleri, oyun oynamalarında değişiklik gibi.
9. Çocuklar Konuyu Açtıklarında Duymamazlıktan Gelmeyin

Çocuklar üzüntü verici olay hakkında konuşmak istediklerinde daima onları dinlemek için orada olun. Yalnız, konuşmak istemeyen çocukları da zorla konuşturmaya çalışmayın. Siz de üzüntülerinizi açıkça paylaşın çocukla, yalnız olmadığını hissettiğinde daha rahat olacaktır.
10. Daima Onlarla Olun; Şefkatle Yaklaşın; Güvenli Hissetmelerini Sağlayın ve Onlara Karşı Aynı Tarzda
Yaklaşın

Bütün bunlar çocuğun olayın etkilerini atlatmasında yardımcı olacaktır. Dikkat edilmesi gereken husus; davranışlarınız ve söyledikleriniz aynı düzeyde olsun, yani aynı şey için bir gün ak deyip öbür gün kara demeyin. Tutarlı davranın.
11. Çocuğun Çevresindeki Kişiler, Yaşları ne Olursa Olsun, Bilgilendirilirlerse Çocuğa O Kadar Daha Fazla
Yardımcı Olabilirler

En azından bir müddet daha sabırlı veya anlayışlı davranırlar. Bu da çocuğun bu olayın etkilerini atlatmasına yardımcı olacaktır.
12. Çocuklar İlginç Görsel Tecrübeler Yaşayabilirler, Buna Hazırlıklı Olun

Üzüntülü olaydan altı aya kadar çocuklar ilginç görsel olayları yaşayabilirler. Örneğin, kaybedilen kişi veya kişilerin seslerini duyabilirler veya kalabalıkta onları görebilirler. Bunlar halüsinasyon (varsanı) değildir. Çoğu bilim adamı bunları çocukların dini inanç sistemiyle bağdaştırır. Bundan dolayı çocukların duygularının rencide edilmemesi gerekmektedir.
13. Tüm İmkanlardan Faydalanın

Etrafınızda olan profesyonel insanlardan hem kendiniz hem de çocuğunuz için yardım alın. Bunlardan faydalanmayı öğrenin. Ayrıca aşağıdakileri de göz önünde bulundurmalıyız
• Çocuğunuzun kendisini güvencede hissettiğinden emin olun.
• Çocuklarla daha fazla zaman harcayın ve size daha ilgili olmalarına izin verin. Aynı zamanda sizde normalden fazla takipçi olun.
• Özellikle küçük yaştaki çocuklarla (7’ye kadar) daha fazla oynayın. Onların oynaması için de ayrıca imkanlar yaratın.
• 7 ile 12 yaş grubuyla konuşmayı deneyin. Onları düşüncelerini ve duygularını paylaşmak için teşvik edin.
• Olanaklar dahilinde gündelik alışkanlıklarınızı sürdürmeye devam edin. Örneğin, yemek saatleri, yatma saati, masal okuma, öğle yemeği sonrası uyku gibi.
Unutmayalım ki yukarıda bahsedilen önlemler profesyonel bir psikolojik yardım hizmetinin yerini tutamaz. Çocuğunuzda bir takım tepkilerin devam ettiğini gördüğünüzde lütfen gerekli yerlerden yardım alınız.