Torbalı Pedagog Fiyatları

Torbalı’da pedagog hizmetlerine olan talep son yıllarda artış göstermektedir. Pedagoglar, özellikle çocukların ve gençlerin psikolojik, duygusal ve sosyal gelişimlerine destek sağlayan uzmanlardır. Aileler, çocuklarının yaşadığı zorluklar ya da gelişimsel süreçlerde profesyonel yardım almak için pedagoglarla çalışmayı tercih ediyor.

Torbalı’da Pedagog Ücretleri Nasıl Belirlenir?

Torbalı’daki pedagogların ücretleri, çeşitli faktörlere bağlı olarak değişiklik göstermektedir:

  1. Pedagogun Deneyim Seviyesi ve Uzmanlığı: Tecrübeli ve uzman pedagoglar genellikle daha yüksek ücret talep edebilirler.
  2. Seans Süresi: Seanslar genellikle 30 ile 60 dakika arasında değişmektedir. Uzun seanslar daha yüksek fiyatlandırılır.
  3. Seans Sayısı ve Paketler: Bazı pedagoglar uzun dönemli destek için indirimli paketler sunabilir.
  4. Danışmanlık Türü: Bireysel terapi, aile danışmanlığı ya da grup çalışmaları gibi farklı hizmet türlerinin fiyatları farklı olabilir.
  5. Pedagogun Çalışma Mekanı: Özel ofis, klinik, danışma merkezi ya da online seans yapma durumu fiyatı etkiler.

Torbalı Pedagog Ortalama Fiyatları

Genel olarak Torbalı’da pedagog ücretleri 2025 yılı itibariyla şu aralıklarda seyretmektedir:

  • Bireysel Pedagog Seansı: 1500 – 3000 TL arasında,
  • Aile Danışmanlığı Seansı: 1500 – 5000 TL arasında,
  • Online Seans Ücretleri: Genellikle yüz yüze seanslardan daha uygun olup 1000 – 2500 TL arasında değişmektedir.

Pedagog Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?

  • Pedagogun Eğitim ve Lisans Durumu: Psikoloji, eğitim bilimleri ya da ilgili alanlardan lisans ve yüksek lisans dereceleri kontrol edilmeli,
  • Referans ve Yorumlar: Daha önce hizmet alan kişilerin görüşleri önemli bir bilgi kaynağıdır,
  • İhtiyaçlara Uygunluk: Çocuğunuzun ya da ailenizin özel ihtiyaçlarına yönelik deneyim sahibi pedagoglar tercih edilmelidir.

Sonuç

Torbalı’da pedagog hizmetleri hem bireysel hem de aile bazında faydalı çözümler sunan önemli bir destek alanıdır. Fiyatlar pedagoga göre değişkenlik gösterse de ortalama seans ücreti 1000-5000 TL aralığındadır. Doğru pedagogu seçmek hem çocuğunuzun gelişimine katkı sağlar hem de bütçenize uygun hizmet almanıza yardımcı olur.

Türkiye’de Psikolojik Danışman Eğitimi ve Nitelikleri

Psikolojik danışmanlık, bireylerin yaşam kalitesini arttırmayı amaçlayan, psikolojik sorunların çözümüne yönelik profesyonel bir süreçtir. Günümüzde gelişen psikolojik, sosyal ve eğitimsel ihtiyaçlar doğrultusunda, psikolojik danışmanların nitelikleri ve eğitim süreçleri önem kazanmıştır. Türkiye’de psikolojik danışmanlık alanında yapılan çalışmalar, eğitim programları ve mesleki standartlar, bu mesleğin gelişimini ve_mesleki yeterlilikleri_ şekillendirmektedir. Bu makalede, Türkiye’de psikolojik danışmanlık eğitimi ve meslek nitelikleri incelenecektir.

Psikolojik Danışmanlık ve Eğitimi Tanımı

Psikolojik danışmanlık, bireylerin psikolojik, duygusal ve sosyal problemlerde desteklenmesi, gelişimlerini sürdürebilmeleri ve yaşam becerilerinin artırılması amacıyla gerçekleştirilen profesyonel bir hizmettir (Özdağ, 2015). Türkiye’de bu alanda eğitim, genellikle lisans ve yüksek lisans seviyelerinde verilmektedir. Ayrıca, psikolojik danışmanlık mesleği, meslek etik kuralları, iletişim becerileri ve etik ilkeleri de gerektirmektedir.

Türkiye’de Psikolojik Danışmanlık Eğitimi ve Lisans Programları

Türkiye’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü, 1980’li yıllardan itibaren üniversitelerde açılmaya başlanmış ve sürekli gelişmiştir. 2023 itibarıyla, toplamda 100’den fazla üniversitede bu bölüm lisans eğitimi sunmaktadır (YÖK, 2023). Lisans eğitimi genellikle dört yıl sürmekte olup, psikolojik temeller, gelişim psikolojisi, rehberlik teknikleri, etik ilkeler, psikopatoloji ve mesleki uygulamalar derslerini içermektedir. Ayrıca, eğitim sırasında öğrencilere klinik uygulama ve staj imkanları da sağlanmaktadır.

Yüksek lisans eğitimi ise, uzmanlaşma ve araştırma temelli olup, genellikle 1-2 yıl sürmektedir. Bu eğitimde, danışmanlık teknikleri, psikolojik testler, etik ve mesleki standartlar gibi konular derinlemesine işlenir. Türkiye’de psikolojik danışmanların yetkinlikleri, yüksek lisans derecesine sahip olmalarını ve alanla ilgili uygulamalı eğitimleri tamamlamalarını gerektirir (Aktaş, 2018).

Nitelikler ve Mesleki Yeterlilikler

Türkiye’de psikolojik danışmanların mesleki yeterlilikleri, Meslek Kanunu ve Meslek Etiği Kurallarıyla düzenlenmiştir. Bu bağlamda, psikolojik danışmanlık mesleğine giriş için genellikle aşağıdaki nitelikler beklenir:

  • Psikolojik danışmanlık veya rehberlik alanında lisans veya yüksek lisans mezunu olmak.
  • Meslek etik kurallarına uygun hareket etmek.
  • Klinik ve danışmanlık uygulamalarında yeterlilik kazanmak.
  • Sürekli mesleki gelişim ve eğitime açık olmak.

Türkiye’de psikolojik danışmanların etik ilkeleri, Meslek Etik Kuralları’nda detaylandırılmış olup, gizlilik, saygı, tarafsızlık ve mesleki sorumluluklar başlıca ilkeleri oluşturur (TPD, 2020). Ayrıca, Türkiye’de psikolojik danışmanların, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı veya üniversite bağlı kurumlarca düzenlenen staj ve uygulama çalışmalarını tamamlamış olmaları beklenir.

Eğitim Süreci ve İçeriği

Eğitim süreçleri, hem teorik hem de uygulamalı dersleri içermektedir. Temel psikoloji, gelişim psikolojisi, psikopatoloji, ölçme ve değerlendirme, psikolojik testler, danışmanlık teknikleri, etik ve mesleki standartlar, kültürel duyarlılık ve klinik uygulama bu içeriklerin başında gelir (Karaoğlan & Demirtaş, 2019). Ayrıca, staj ve uygulama dönemleriyle pratik beceriler kazanılır.

Eğitim sırasında, öğrencilere iletişim becerileri, empati, aktif dinleme, problem çözme ve kriz müdahalesi gibi temel yetkinlikler kazandırılır. Mezunlar, okullarda, psikolojik danışma merkezlerinde, sağlık kurumlarında ve özel danışmanlık hizmetlerinde çalışabilirler.

Mesleki Etik ve Yeterlilikler

Psikolojik danışmanların etik ilkeleri, mesleki güvenlik ve kaliteli hizmet sunumu açısından büyük önem taşır. Türkiye’de, Meslek Etiği Kuralları, danışmanların mesleklerinde saydam, saygılı ve sorumluluk sahibi olmalarını sağlar. Gizlilik, danışanın mahremiyetine saygı ve mesleki bağımsızlık ön plandadır (Psychologists’ Ethical Principles, 2020).

Ayrıca, sürekli mesleki gelişim ve etik eğitimler, psikolojik danışmanların güncel kalmalarını ve mesleki yeterliliklerini artırmalarını sağlar. Bu bağlamda, Türkiye’de psikolojik danışmanların, mesleklerini etik ilkeler çerçevesinde yürütmeleri, mesleki yeterliliklerini sürdürebilmeleri için vazgeçilmezdir.

Güncel Tartışmalar ve Gelişmeler

Türkiye’de psikolojik danışmanlık alanındaki güncel tartışmalar arasında, meslek standartlarının belirlenmesi, uygulama alanlarının genişletilmesi, uzmanlık alanlarının çeşitlendirilmesi ve etik uygulamaların güçlendirilmesi bulunmaktadır (Karaoğlan & Demirtaş, 2022). Ayrıca, eğitim programlarının uluslararası standartlara uyumu ve meslek içi sürekli eğitim olanaklarının artırılması hedeflenmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Türkiye’de psikolojik danışmanlık eğitimi, köklü bir geçmişe sahip olup, sürekli gelişmekte ve meslek standartları güçlendirilmekte olan dinamik bir alanıdır. Eğitim kurumları, meslek ilkeleri ve etik normlar doğrultusunda yetişmiş, nitelikli psikolojik danışmanlar, toplumun psikolojik ihtiyaçlarına cevap vermede kritik rol oynarlar. Gelecekte, meslek yapısının daha standart hale gelmesi ve mesleki yeterliliklerin uluslararası kriterlere uyum sağlaması önemli bir hedef olarak öne çıkmaktadır.

Kaynakça

  • Aktaş, E. (2018). Türkiye’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik eğitimi: Gelişmeler ve sorunlar. Türk Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Dergisi, 9(2), 123–136.
  • Karaoğlan, S., & Demirtaş, N. (2019). Psikolojik danışmanlık eğitiminde uygulama ve teori ilişkisi. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(2), 45–62.
  • Karaoğlan, S., & Demirtaş, N. (2022). Türkiye’de mesleki standartlar ve etik ilkelerin güncel durumu. Türk Psikiyatri Dergisi, 33(4), 245–259.
  • Özdağ, S. (2015). Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri. Ankara: Pegem Akademi.
  • Psychologists’ Ethical Principles (2020). Türkiye Psikologlar Derneği.
  • Yükseköğretim Kurulu (YÖK). (2023). Türkiye’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümleri. https://yok.gov.tr

Çocuklarda Kültüre Duyarlı Psikoterapi Hizmeti: Etki, İlkeleri ve Uygulama Yaklaşımları

Giriş
Küreselleşme ve göç hareketlerinin hız kazanmasıyla birlikte, psikoterapi hizmetlerinin sunulduğu ortamlar uluslararası ve kültürel çeşitlilik göstermekle birlikte, terapistlerin bu farklılıkları dikkate almaları vazgeçilmez hale gelmiştir. Özellikle çocuk psikoterapisinde, çocuğun kültürel kimliği, ailesel ve toplumsal değerler büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, kültüre duyarlı psikoterapi, çocuğun ruh sağlığını geliştirmede, tedavi etkinliğini artırmada ve terapötik bağlılığı güçlendirmede temel yaklaşımlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Kültüre Duyarlı Psikoterapinin Tanımı ve Önemi
Kültüre duyarlı psikoterapi, terapistin danışanın kültürel kimliğini, inançlarını, değerlerini ve yaşam deneyimlerini anlaması ve bu unsurlar ışığında terapi sürecini yapılandırması anlamına gelir (Sue & Sue, 2016). Çocuklarda bu yaklaşım, çocuk ve ailesinin kültürel normlarına uygun müdahaleleri içermektedir. Özellikle çocukların gelişimi ve davranışlarının çevresel faktörlerle şekillendiği göz önüne alındığında, kültürel uyum sağlamak, terapi sürecinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür.

Kültürel Faktörlerin Terapötik Sürece Etkisi
Çocukların davranışları, duyguları ve iletişim tarzları, büyük oranda ait oldukları kültürel bağlam tarafından belirlenir. Örneğin, bazı kültürlerde duyguları açıkça ifade etmek uygun görülmezken, bazı kültürlerde çocukların kendilerini rahatça ifade etmeleri teşvik edilir (Harper & Leichtman, 2018). Ayrıca, aile yapılarına, çocuklara verilen rollere ve disiplin anlayışına ilişkin kültürel farklılıklar, psikoterapistlerin müdahalelerini şekillendirmelidir. Bu nedenle, terapistlerin, çocuğun ve ailesinin kültürel değerlerine saygı göstererek, onları anlamaya ve dikkate almaya özen göstermeleri gerekmektedir.

Kültüre Duyarlı Psikoterapinin Temel İlkeleri

  1. Kültürel Farkındalık ve Öz-Farkındalık:
    Terapist, kendi kültürel önyargılarını, varsayımlarını ve önyargılarını fark ederek, bunların terapötik ilişki ve müdahaleye etkisini minimize etmelidir.
  2. Kültürel Bilgi ve Öğrenme:
    Farklı kültürler hakkında bilimsel ve uygulayıcı bilgiler edinmek, terapistin empatisini ve uyumunu güçlendirir. Bu, o kültürün değerlerine göre uyarlanmış müdahalelerin geliştirilmesini sağlar.
  3. Kültürel Uyumlu Müdahaleler:
    Terapi teknikleri, çocuk ve ailesinin kültürel bağlamına uygun olmalıdır. Bu, iletişim dili, terapötik yaklaşımlar ve kullanılacak araçlar açısından önemlidir.
  4. İşbirliği ve Toplum Temelli Yaklaşımlar:
    Topluluk ve aile ile işbirliği yapmak, çocukların aidiyet duygusunu ve psikolojik sağlığını güçlendirir. Çocuk ve ailelerin karar alma süreçlerine katılımı sağlar.

Uygulama Yaklaşımları ve Teknikler

  • Dil ve İletişim:
    Terapi, çocuğun en rahat ettiği dilde veya iletişim biçiminde yapılmalı, gerekirse tercüman ya da kültürel danışmanlar devreye sokulmalıdır.
  • Kültürel Hikâye ve Oyun Terapisi:
    Çocukların kültürel hikâye ve sembolleri kullanması, duyguları ve deneyimleri güvenli bir ortamda ifade etmelerine yardımcı olur.
  • Aile Temelli Müdahaleler:
    Aile danışmanlığı, kültürel inançlara göre şekillendirilmiş ebeveynlik stilleri, disiplin anlayışları ve eğitim yöntemlerini kapsamalıdır.
  • Kültürel Uyumlu Değerlendirmeler:
    Değerlendirme araçları ve test

Online Psikoterapi

Online Psikoterapi: Dijital Sağlık Uygulamalarında Yeni Bir Boyut

Günümüzde teknolojinin hızlı gelişimi ve Dijitalleşmenin yaygınlaşması, sağlık alanında da köklü değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişimlerin en dikkat çekici örneklerinden biri olan online psikoterapi, psikolojik destek hizmetlerinin erişilebilirliğini artırmakta ve terapötik yaklaşımların sınırlarını genişletmektedir. Online psikoterapi, internet ve iletişim teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen psikolojik danışmanlık ve terapi hizmetidir ve özellikle pandemi döneminde yoğun ilgi görmüştür.

Online psikoterapinin temel avantajlarından biri, coğrafi engelleri ortadan kaldırmasıdır. Klasik yüz yüze terapide, erişim sorunları ve ulaşım güçlükleri, pek çok bireyin psikolojik destek alma imkanını sınırlayabilmektedir. Dijital platformlar sayesinde, kullanıcılar evlerinden veya uygun buldukları herhangi bir ortamdan terapiye ulaşabilmektedir. Ayrıca, zaman açısından da esneklik sağlar; randevu saatleri daha kolay ayarlanabilir ve acil durumlar için kısa zamanda psikolojik destek alınabilir.

Bununla birlikte, online psikoterapinin etkinliği ve güvenliği konusunda da literatürde çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Birçok araştırma, online terapilerin yüz yüze terapilere eşdeğer etkililiğe sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle depresyon, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu gibi yaygın psikolojik rahatsızlıklarda internet temelli müdahalelerin başarı oranlarının yüksek olduğu rapor edilmektedir. Ayrıca, anonimlik ve mahremiyet özellikleri, bazı bireylerin terapiye daha kolay erişmesine katkı sağlamaktadır.

Ancak, online psikoterapinin bazı sınırlamaları da mevcuttur. Klinik ve teknik açıdan, bazı durumlarda yüz yüze terapinin daha uygun olduğu düşünülmektedir. Örneğin, ciddi ruhsal bozukluklar, intihar riski taşıyan bireyler veya terapiye uygun olmayan durumlar, yüz yüze yaklaşımı gerektirebilir. Ayrıca, teknolojik altyapı, internet erişimi ve dijital okuryazarlık gibi faktörler, hizmetin kapsama alanını sınırlayabilmektedir.

Dünyada ve Türkiye’de, online psikoterapi uygulamalarının düzenlenmesi ve etik standartlarının belirlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu alanda, gizlilik, veri güvenliği ve etik kuralların titizlikle gözetilmesi gerekmektedir. Ayrıca, terapistlerin dijital platformlarda faaliyet gösterebilmesi için eğitim ve akreditasyon süreçlerinin geliştirilmesi, kalite standartlarının sağlanması açısından kritiktir.

Sonuç olarak, online psikoterapi, ulaşılabilirlik, maliyet etkinliği ve esneklik gibi avantajlarıyla modern psikoterapi alanında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak, sınırlamalar ve etik kaygılar göz önüne alındığında, bu hizmetin etkin kullanımı ve düzenlenmesi, gelecekteki araştırmalar ve politikalar açısından büyük önem taşımaktadır. Dijital teknolojilerin psikolojik sağlık hizmetlerindeki rolü artmaya devam ederken, bu alanda bilincin ve altyapının geliştirilmesi, dünya genelinde psikoterapi hizmetlerinin kalitesini yükseltecek temel faktörlerdir.

Travma ve TSSB Tepkileri

Gelişen Dünya şartları ile birlikte travma kelimesini sık sık duyar olduk. Üstelik artık sadece doğa olayları ile anmaktan vazgeçip kelimenin tam manası ile psikolojik tavma üzerine yoğunlaşarak tedavisi üzerine uzun uzun araştırmalar yapmaya başladık. Uzun süredir üzerine çalışılan bu kavram hayatımızın tam ortasında olmaya başladı.

TRAVMA

Fiziksel ve psikolojik yaşamımızı ve bütünlüğümüzü tehdit eden tüm olgular tavmadır. Ancak her yaşanılan olay travma olarak adlandırılmaz. Deprem, sel gibi doğal afetler, savaş, cinsel taciz, fiziksel bütünlüğü zedeleyecek şekilde ki yaralanmalar gibi baş etme becerilerimizi aşacak veya zorlayacak olgularla karşılaşmak ve ya tanıklık etmek travma olarak adlandırılabilir fakat şunu da bilmek gerekir ki her karşılaştığımız durum veya olaylar travma değildir.
Yaşanılan bir olayın ”ruhsal travma” olarak adlandırılabilmesi için;

  • Kişinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması,
  • Bu olay karşısında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme tepkileri vermiş olması gerekir.Amerikan Psikiyatri Birliği, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El kitabı Dördüncü baskı(1994)-DSMIV da şöyle travma hakkında şunlardan bahseder; Her travmatik olay tüm bireylerde aynı etki ve sonuca neden olmaz. Travmanın şiddetiyle birlikte kişinin genetik yatkınlığı ve aile öyküsü, ruhsal olgunluğu ve stresle başa çıkma kapasitesi,sosyal destekleri,toplumun travma ve sonrası olaylara karşı bakış açısı ve beklentileri,travmanın genel anlamının yanında kişi için ifade ettiği anlam ve daha önce yaşanan benzer ya da olmayan travmatik yaşamlar gibi faktörler travmayla karşılaşan bir kişide ileride psikiyatrik belirti ve hastalık gelişip gelişmeyeceğini belirler.

Yaşanan olay her bireyde aynı tepkilere neden olmadığı gibi aynı olay bireylerde farklı duygularda yaratabilir.

TRAVMA SONRASI GÖRÜLEN TEPKİLER

DUYGUSAL TEPKİLER: Şok, üzüntü, kızgınlık, öfke, endişe, kaygı ,umutsuzluk, korku, sinirlilik duygusal tepkiler arasında sayılabilir.

FİZİKSEL TEPKİLER: Baş ağrısı, mide ağrısı, nefes alamama, titreme, mide bulanması, göğüs sıkışması, iştah artması veya azalması gibi tepkiler görülebilir.

DAVRANIŞSAL TEPKİLER: Sosyal çevreden uzaklaşma, içe kapanma, iletişim becerilerinde gerileme, dikkat dağınıklığı veya konsantrasyon eksikliği, dağınıklık, öz bakım becerilerini yerine getirememe, uyku ve yeme bozuklukları, alkol ve madde kullanımı gibi belirtiler gözlemlenebilir.

Daha önce de belirtildiği gibi her durumun travma olarak adlandırılamayacağı gibi bireylerin verdiği her tepki de yukarıda belirtildiği gibi olmayabilir. Travmanın şiddetini etkileyen etmenler arasında olan bireysel farklılıklar travma sonrası görülen tepkilerde de  önemli derecede varlığını hissettirmektedir.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU NEDİR?

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU DSM-IV TANI KRİTERLERİ

  1. Kişi, aşağıdakilerden her ikisinin de bulunduğu travmatik bir olay yaşamıştır:
    1. Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fiziki bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.
  2. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır (Çocuklar bunların yerine dezorganize ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler).
  3. Travmatik olay aşağıdakilerden biri (ya da daha fazlası) yoluyla sürekli olarak yeniden yaşanır:

1.Olayın, elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren anıları; bunların arasında düşlemler, düşünceler yada algılar vardır. Not:Küçük çocuklar travmanın kendisini yada değişik yönlerini konu alan oyunları tekrar tekrar oynayabilirler.

  1. Olayı, sık sık, sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme (Çocuklar içeriğini tam anlamaksızın korkunç rüyalar görebilirler).
  2. Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma ya da hissetme (uyanmak üzereyken ya da sarhoşken ortaya çıkıyor olsa bile, o yaşantıyı yeniden yaşıyor gibi olma duygusunu, illizyonları, hallüsinasyonları ve dissosiatif “flashback” epizodlarını kapsar).
  3. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma
  4. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme
  5. Aşağıdakilerden üçünün (yada daha fazlasının) bulunması ile belirli, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki gösterme düzeyinde azalma (travmadan önce olmayan)
  6. Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları
  7. Travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durma çabaları
  8. Travmanın önemli bir yönünü anımsayamama
  9. Önemli etkinliklere karşı ilginin yada bunlara katılımın belirgin olarak azalması
  10. İnsanlardan uzaklaşma yada insanlara yabancılaştığı duyguları
  11. Duygulanımda kısıtlılık (örneğin sevme duygusunu yaşayamama)
  12. Bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma (örn. Bir mesleği, evliliği, çocukları yada olağan bir yaşam süresi olacağı beklentisi içinde olmama)
  13. Aşağıdakilerden ikisinin (ya da daha fazlasının) bulunması ile belirli, artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli olması:
  14. Uykuya dalmakta yada uykuyu sürdürmekte güçlük
  15. Kolay, çabuk öfkelenme yada öfke patlamaları
  16. Düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme
  17. Dikkatte artış,
  18. Aşırı irkilme tepkisi gösterme.
  19. Bu bozukluk (B, C ve D tanı ölçütlerindeki semptomlar) 1 aydan daha uzun sürer.
  20. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olur.

Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı Hande BAKIR

 

Nasıl Psikoterapist Olunur?

Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık öğrencilerinin en sık sorduğu sorulardan birisi ‘Nasıl Terapist olabilirim‘ sorusudur kanımca. Henüz 1. sınıftan başlayan heves kimi zaman 4. sınıfa varmadan sönebilir. Ki bu nadir görülen birşey değildir. Bu yazımda Türkiye’de bir psikoterapist nasıl yetişir sorusuna cevaplar vermeyi amaçladım.

Türkiye ruh sağlığı konusunda kısır döngülerle yıllardan beri mesleki tükenmişliğin adası haline gelmiş bir ülke. Henüz bir ruh sağlığı yasasının mevcut olmadığı ülkemizde Psikoterapi Eğitimleri de denetimden geçirilememektedir. Hal böyle olunca her gün onlarca eğitim ilanlarıyla karşılaşmaktayız. Eğitimcilerin yeterliliklerini denetleyen bir kurum bile mevcut değil maalesef. Ama eğitimlerin önü alınamamaktadır. Tavsiye edeceğim terapi eğitimi veren kişi veya kurumlar ise etik konusunda titiz olduğuna inandığım kimseler veya derneklerdir.

Peki hepimiz şu sorunun cevabını biliyor muyuz;  Terapist kime denilir?

Psikoterapi kavramının Türkiye’deki kullanımı akademik anlamda muğlak bir konudur. Şöyle ki kimi akademisyenlere göre terapi sistemli bir yaklaşım olarak görülürken, kimisine göre de patolojik semptomları ortadan kaldırmaya yönelik uygulanan bir tedavi biçimidir. İşin içerisine bir de psikolojik danışmayı katar isek daha da karmaşık hale gelmektedir.

Vicdani bir sonuca varacak olursak ise lisans, yüksek lisans hatta doktora eğitimi bile psikoterapist unvanını vermez.Bana ve yazıyı ele alış biçimime göre Psikoterapi sistemli bir psikolojik danışma yaklaşımıdır.

Psikolojik Danışman, Uzman Psikolojik Danışman, Klinik Psikolog, Sosyal Psikolog ve Psikiyatr gibi ünvanlar yapılan işin niteliğine göre verilen unvanlardır. Psikoterapi kavramı bu noktada devreye girer ki bu mesleklerin yaklaşım biçimlerini kapsayan bir tanımdır.

O halde Psikoterapist için şunu söyleyebiliriz; sistemli bir psikoterapi yaklaşımın eğitimlerini almak için gönüllü olmuş ve eğitimi vermeye yetkin olan kurumların belirlediği standartlarda eğitim sürecini tamamlamış kimsedir. Bu tanıma şunu da katarsak etik konusuna atlamamış olacağız; eğitimleri tamamladıktan sonra da yaklaşımın temel ilkelerini korumaya devam edecek olan kişi.

Kaç tane psikolojik danışma yaklaşımı var sorusunun cevabını vermek güç olmasına karşın 400’ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Tıpkı diller gibi bu yaklaşımlarda ilgi gördüğü ölçüde bilinir ve uygulanır olmuşlardır.

Şimdi bu yaklaşımlardan ülkemizde eğitimleri varolanları tek tek ele alalım.

1 ) Psikanalitik Psikoterapi

Eğitimi en uzun ve en maliyetli olan psikoterapi yaklaşımıdır. Türkiye’de yalnızca 2 dernek tarafından eğitimi verilmektedir. İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği ve Türk Psikanaliz Çalışma Grubu.

Psikanalist olabilme yolundaki ilk adım analizden geçmeye gönüllü olmaktır. Psikanalist olmak için başvuru yaptığınızda ilk olarak en az 2 yıl süreyle haftada 3 gün olmak üzere analize devam edersiniz. Bu süreçte eğitimleri verecek olan ve psikanalist olup olmayacağınızı belirleyecek olan komite Uluslararası Psikanaliz Birliği görevlileridir. Eğitimlerde anlık olarak Türkçe’ye çevrilerek yapılmaktadır. Eğitime psikoloji, psikiyatri, psikolojik danışmanlık ve adli tıp kökenli adaylar alınmaktadır.

2 ) Gestalt Terapi

Gestalt Terapi Eğitimi konusunda Türkiye’de Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar ve Doç. Dr. Ceylan Daş göze çarpmaktadır. Gestalt Terapisti olabilmak için eğitim alabileceğiniz yer ise Gestalt Terapi Derneği’dir. Gestalt eğitimi 4 yılda tamamlanmaktadır. Henüz bir web sayfasına sahip olmayan derneğin eğitimi hakkında bilgi almak için bu sayfayı inceleyebilirsiniz. Dernek harici olarak kısa süreli seminer ve eğitimler düzenlenmektedir ancak bu eğitimlerle psikoterapist olmanız mümkün değildir.

3 ) Gerçeklik Terapisi

Türkiye’de Gerçeklik Terapisi eğitimi alabileceğiniz bir dernek yoktur. Fakat bu yıl içerisinde İstanbul’da Şıpka& Şıpka Aile Sorunları Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri Merkezi ve Ankara’da Gün Psikolojik Danışmanlık Merkezi Gerçeklik Terapisi eğitimleri ve seminerleri düzenlemişlerdir. William Glassser Entitüsü işbirliğiyle düzenlenen eğitimin dili İngilizce ve 18 ay sürecektir.

4 ) Bilişsel Terapiler

Bilişsel Terapi ülkemizde eğitimi daha yaygın olan bir yaklaşımdır. Dernek bazında Kognitif ve Davranış Terapileri Derneği eğitim vermeye devam etmektedir. Dernek haricinde ise Doç. Dr. Hakan Türkçapar’ın eğitimlerine katılmanız mümkündür. Sık olarak eğitim düzenlediği kurum ise Psikoloji Organizasyonları ve Eğitimleri Merkezi‘dir. Dr. Emel Stroup ise Beck yönelimli Bilişsel Terapi eğitimi alabileceğiniz kişidir. Bilişsel terapi ile konulu atölye çalışmalarına sıkça rastlayabilirsiniz.

5 ) Aile ve Evlilik Terapileri

Türkiye’de en çok eğitimi düzenlenen yaklaşımlardan bir tanesidir. Hemen hemen her dönem eğitimlerine rastlamanız mümkündür. Aile ve Evlilik Terapileri Derneği bilinen en yetkin kurum. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği’nde Dr. Cem Keçe tarafından, Prof. Dr. Turan Akbaş tarafından Weinheim Aile Terapisi Enstitüsü onaylı, Davranış Bilimleri Enstitüsü tarafından,  İsrail Community Stress Prevention Center ve Nord Cope Center İşbirliği ile İstanbul’da Bakış Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi‘nde, Dr. Murat Dokur ve Psycho – Med  İlişki Psikoterapileri Enstitüsü tarafından Avrupa Aile Terapisi Derneği onaylı aile ve evlilik terapileri eğitimleri verilmektedir. Bunun yanında bireysel olarak eğitim vermeye devam eden bir çok enstitü onaylı eğitmenle karşılaşmak mümkündür.

6 ) Bütüncül Psikoterapi Eğitimi

Bütüncül Psikoterapi son yıllarda ülkemizde uzmanlar açısından rağbetin arttığı bir yaklaşımdır. Özünde birden fazla psikoterapi yaklaşımı olan Bütüncül Psikoterapi eğitimleri Psikoterapi Enstitüsü’nde Dr. Tahir Özakkaş ve Cinsel Sağlık Enstitüsü’nde Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe tarafından verilmektedir.

7 ) Şema Terapi

Psikiyatr Dr. Alp Karaosmanoğlu tarafından Psikonet Eğitim Merkezi’nde International Society of Schema Therapy onaylı Şema Terapi eğitimleri verilmektedir.

8 ) Cinsel Terapiler

Cinsel Terapi Eğitimi dernek bazında CETAD ve CİSED tarafından verilmektedir. Cetad terapist yetiştirme konusuda daha seçici davranırken ( kilinikciler haricindekilere ileri düzey eğitim verilmiyor ) Cised eğitimlerine katılabilmek için Psikolojik Danışman, Psikolog, Sosyal Hizmet Uzmanı ya da Tıp Doktoru olmanız yeterlidir. Ankara’da bulunan PEDA Akademi de Cinsel Terapi Eğitimi vermektedir.

9 ) Psikodrama

İstanbul Psikodrama Enstitüsü Psikodrama eğitiminde en bilinen kurumdur. Ankara’da Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü Psikodrama eğitimi alınabilenecek diğer bir kurumdur.

10 ) Sanat Terapisi

Sanat Terapisi eğitimi almak istiyorsanız Yard. Doç. Dr. Nevin Eracar Türkiye’de en tanınan eğitmendir. Ankara, İzmir, İstanbul’da eğitimleri devam etmektedir. Söylentilere göre artık sanat terapisi eğitimlerine asistanları devam edecekmiş eğer sanslıysanız son öğrencilerinden olabilirsiniz. Nevin Eracar eğitimlerine Aura Psikoterapi Merkezi‘nde devam etmektedir. Eğitimler yaklaşık 4 yıl sürmektedir. Neli Aşkaner ve Emine Bauer Burkay bilinen diğer Sanat Terapistlerinden…

11 ) Transaksiyonel Analiz

Transaksiyonel Analiz yönelimli psikoterapi eğitimi alabileceğiniz yer Transaksiyonel Analiz Derneği‘dir. Dernek eğitimleri Uluslarası Transaksiyonel Analiz Birliği onaylıdır. Prof. Dr. Füsun Akkoyun, Doç. Dr. Azmi Varan, Dr. Nilüfer Gökeşmeoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Nilgün Öngider tarafından da özel eğitimler düzenlenmektedir.

12 ) Pozitif Psikoterapi

Türkiye’de Pozitif Psikoterapi ve Pozitif Aile Psikoterapisi eğitimlerine katılma imkanınız vardır.Uluslarası Pozitif Psikoterapi Derneği tarafından İstanbul’da eğitimler düzenlenmektedir. Türkiye’deki eğitimleri buradan takip edebilirsiniz.

13 ) Hipnoterapi

Hipnoz etik ihlallere en çok maruz kalmış alanlardan birisidir. Bu yazıda hipnoterapiye yer verip vermemek kafamı bir süre karıştırsa da hakkı olduğuna inandığım bir yaklaşımdır. Türkiye’de hipnoz eğitimi alabileceğiniz ve herhangi bir yeterlilik aramayan onlarca kişi/kurum vardır. Hemen hemen her ilde bulabilirsiniz. Buradaki kurumlar ise etik konusuna dikkat eden ve yalnızca ruh sağlığı uzmanlarına hipnoterapi eğitimi veren yerlerdir. Klinik ve Uygulamalı Hipnoz Derneği, Psikoterapi Enstitüsü, Ankara Tıbbi Hipnoz Derneği bu konuda seçici davranan kurumlardır. Omni Hipnoz Akademisi ve Bülent Uran Hipnoz Merkezi‘de hipnoterapi eğitimi veren başka kurumlardır.

14 ) Oyun Terapisi

Psikolojik Testler Derneği başkanı Mutlu Hacıosman, Davranış Bilimleri Enstitüsü ve İzmir’de özel bir kurum tarafından Oyun Terapisi eğitimleri verilmektedir.

Bu yaklaşımların yanında Kısa-Yoğun-Acil Psikoterapi, Çözüm Odaklı Psikoterapi, Grup Psikoterapileri, Filial Terapi, Bilişsel Varoluş Terapisi, Beden Psikoterapisi vb. eğitimler düzenlenmektedir. Eğitimlerin bildirildiği düzenli bir adres yoktur. Varoluşçu Terapi, Feminist Terapi, Analitik Psikoterapi, Adleryan Terapi, Logoterapi, Davranışçı Terapi eğitimlerine Türkiye’de katılmanın pek mümkün olmadığı yaklaşımlardır. Danışan Merkezli Yaklaşım ise PDR öğrencilerine lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimleri boyunca eğitimi verilen bir yaklaşım olarak ele alınabilir.

Yazı bilgilendirme amaçlı olarak yazılmış ve geliştirilmeye açıktır. Eksiklikleri iletişime geçerek bildirirseniz eklemekten memnun olacağım.

Mart 2009

NLP’nin Bilimselliğine Dair Bir Analiz

TUBİTAK’ın web sitesinde Son dönemin popüler kişisel gelişim ve sorun çözme tekniği NLP’nin bilimselliğine yönelik önemli tespitlerin yer aldığı bir çalışma yayımlandı. TUBİTAK’ın sitesinde yer alan çalışmanın ayrıntıları şöyle…

Özellikle de kitapçılarda psikoloji bilimi için ayrılmış bölmelerde göz gezdirecek olursak kitapların en azından üçte birinin “NLP” teknikleriyle hayat kalitemizi yükseltme vaadinde bulunduğuna tanık oluyoruz. Sayılarının bu denli çok oluşu şaşırtıcı değil aslında, çünkü 21. yüzyılın “stres ve rekabet” dünyasında okuyuculara bir nevi el rehberi hizmeti sunan bu kitapların satış grafiği tahmin edebileceğimiz üzere yayın evlerini oldukça tatmin edecek seviyelerde. Hal böyle olunca merak etmeden duramıyoruz tabii; bu büyük sektörün tek derdi bizim beş adımda başarılı bir iş adamı olmamız ya da 10 altın kuralla depresyonu yenmemiz mi acaba?

NLP’nin açılımı olan “Sinir Dili Programlaması” (Neuro-Linguistic Programming) terimi ilk duyuşta insanın aklına son teknoloji harikası makinelerle beyne gerekli komutları yükleyip, onu “mükemmel” olmaya programlayan bir tür mucize tekniği çağrıştırıyor. Oysa ortada bir mucize olmadığı gibi NLP’nin bilimselliği de halen tartışmalı.

Tarihi gelişimine baktığımızda 1970’lerde NLP tekniğini ortaya koyan Richard Bandler and dil bilimci John Grinder’in aklından herhangi bir psikoterapi yöntemi geliştirmek bile geçmiyor aslında. Tek motivasyonları insanları “anlamaya” çalışmak olan bu ikili, özellikle de iş yaşamında kayda değer başarılar gösteren bireylerle bu başarılara ulaşamayanlar arasındaki farklarla ilgileniyorlar. Eğer ki kişiyi başarıya taşıyan karakter özellikleri saptanabilirse bunların diğerlerine de öğretilebileceğini düşünüyorlar. Bu noktadan sonra NLP pek çok alanda bir teknik olarak kullanılmaya başlanıyor. Kalabalık içinde konuşurken stresi yenebilme gibi. Ancak kalabalık içinde insanı strese sokan sosyal kaygıyla örümcek görünce çığlıklar attırabilen bir fobi arasında çok da fark olmadığını fark eden “NLP uzmanları”, bu tekniği bir psikoterapi yöntemi olarak da kullanmaya başlıyorlar.

Ne var ki bu “uzmanlar” bir süre sonra büyük bir soru işaretiyle karşılaşıyorlar: Terapilerden sonuç alınsa da yapılan işlemlerin “niçin” işe yaradığını kimse yanıtlayamıyor. Ana motivasyonu olaylar arasındaki neden- sonuç ilişkilerini anlamak olan temel bilimler mantığına tamamen ters olan bu”gözü kör” terapi sürecinin dayanakları işte bu sorunu çözmek adına atılıyor.

“NLP uzmanları” hepimizin beyninde bir “içsel harita” olduğunu ve bu haritanın deneyimlerimize bağlı olarak dinamik bir şekilde değişebileceğini varsayıyorlar. Bu süreç içinde kimi zaman bilinç dışı olarak dikkatimizi sadece belli noktalara yoğunlaştırarak gerçekten sapabiliyor, haritamızı “yanlış” şekillendirebiliyoruz. İşte NLP, bu haritalardaki “olumsuz” ya da “boş kalmış” noktaları “iyiye” doğru değiştirmeyi hedefliyor. Bunu yapabilmenin en güzel yolununsa dikkatimizi”etkili” kullanarak bilinç dışımızı kontrol altına almaktan geçtiğini savunuyor.

NLP’nin varsaydığı bir diğer noktaysa insanların birbirleriyle etkileşim içinde olan karmaşık sistemler olduğu. Sosyal grup içinde herkesin davranışlarının diğerlerinin davranışlarını değiştirdiğini öngören bu sistemde bireyin kendi “içsel harita” sındaki doğrulara sadık kalarak bir denge durumuna ulaşmayı hedeflediğine inanılıyor. Bu bağlamda uyumsuz davranışların kişinin kötü niyetlerinden değil, zihinsel haritasının gruba uyumunda yetersiz kaldığından kaynaklandığı düşünülüyor.

NLP uzmanlarının çalışmalarında takip ettikleri katı kurallar yok. Dolayısıyla terapi sürecinin büyük bir kısmında terapist hangi tekniğin hangi hastaya / müşteriye iyi geleceğine inanıyorsa onu uyguluyor. Ülkemizde hipnoz alanında olduğu gibi NLP’de de karşılaşılan en büyük tehlikeyse herhangi bir kurum ya da özel bir programdan alınan bir sertifikayla “terapist” sıfatı altında yetkin olmayan kişilerce uygulanması. Çünkü bu sertifikalar kimi zaman kişilerin hangi meslek grubunda olduğunu bile göz ardı ederek”kolayca” verilebiliyor.

Bu yazıda asıl tartışmak istediğimse daha farklı bir nokta: NLP’nin bilimselliği. Herhangi bir çalışmanın bilimselliğini tartışmaya başlamadan, önce neyi “bilimsel” olarak sınıflandırdığımıza karar vermemiz gerekiyor haliyle. Bu sorunun bizleri bilim felsefesinin uçsuz bucaksız dehlizlerine atabilecek nitelikte olduğunun farkındalığında sadece benim zihnime takılan bir iki noktayı paylaşmak istiyorum. Öncelikle ardında büyük paralar dönen her “hamle” nin bilimselliğinden kuşkulanmak gibi kişisel bir zaafım bulunduğunu itiraf etmeliyim. Bu noktada hiçbir bilimin (ki buna psikolojiyi de dahil elbette) “mükemmelliğin altın kurallarını” verme motivasyonu gütmediğinin, ancak NLP’nin böyle bir söylemle gündeme geldiğinin altını çizmekte fayda görüyorum. Tüm psikologların ısrarla mükemmeliyetçiliğin bireyi mutsuz ettiğini ve bunun aşılması gereken bir “zayıflık” olduğunu haykırdığı bir ortamda “İşte başarılı olun, aynı zamanda mutlu kalın, kitabın kapağındaki o mükemmel model insana ulaşın, üstelik tüm bunları kısa zamanlarda başarın” söylemleri içeren kitapların psikoloji raflarına sıralanmasını doğru ve bilimsel bulamıyorum. Ancak daha da önemlisi NLP’nin bilimsel dayanaklarının zayıflığı. Her ne kadar alanda sürdürülen bir takım araştırmalar varsa da tekniğin niçin işe yaradığına dair ortaya konan bilimsel sonuçlar yeterli değil. Nitekim psikoloji ve yaşam bilimlerinde dünyanın en kapsamlı arama motorlarından biri olan “Pubmed” de yöntemin ismini makale başlıklarında arattığımda karşıma yalnızca 16 sonucun gelmesi ön yargı da sayılabilecek fikirlerimi destekler nitelikte.

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/klinik.htm