<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emre BAKIR &#187; pdr</title>
	<atom:link href="http://www.emrebakir.com/category/pdr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.emrebakir.com</link>
	<description>pdr, eğitim, internet, yaşam üzerine kişisel yazılar...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Jun 2010 22:40:48 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.3</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Özel Eğitim ve Beden Eğitimi  Bölümü</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/ozel-egitim-ve-beden-egitimi-bolumu.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/ozel-egitim-ve-beden-egitimi-bolumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 08:43:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu bünyesinde Türkiye’de ilki gerçekleştirilecek olan özel eğitim, engelli eğitiminde hizmet edecek, öğretmen ve egzersiz terapisi uygulamalarına yönelik elemanları yetiştirmek üzere 4 yıllık yeni bir bölümün açılmasına YÖK onay verdi.
“Özel Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü” engellilerin eğitim, tedavi-rehabilitasyon ve spor alanında hizmet verebilecek yeterlilikte ara eleman yetiştirmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnönü Üniversitesi <span style="font-size: x-small;">Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu bünyesinde Türkiye’de ilki gerçekleştirilecek olan özel eğitim, engelli eğitiminde hizmet edecek, öğretmen ve egzersiz terapisi uygulamalarına yönelik elemanları yetiştirmek üzere 4 yıllık yeni bir bölümün açılmasına YÖK onay verdi.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">“<strong><em>Özel Eğitim, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü</em></strong>” engellilerin eğitim, tedavi-rehabilitasyon ve spor alanında hizmet verebilecek yeterlilikte ara eleman yetiştirmeyi hedefliyor. </span></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-669" title="BESYO-logo" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/12/BESYO-logo.jpg" alt="BESYO-logo" width="222" height="148" /></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/ozel-egitim-ve-beden-egitimi-bolumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lie To Me</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/lie-to-me.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/lie-to-me.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 21:23:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[sinema - tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=660</guid>
		<description><![CDATA[Lie To me geçen yıl ilk yayınlanan bölümünü beğeniyle izleyip bir süre bölüm yayınlanmasından sonra devam etmeyi planladığım Fox dizisi. Geçen haftadan itibaren yayınlanan tüm bölümlerini izledim ve düşüncelerimi aktarıyorum.
Sıradan bir insan 10 dakikalık bir konuşmada 3 yalan söyler!
Lost, Shark ve 24 dizilerinin yapımcılarından Davranış Bilimcisi Paul Ekman&#8217;ın hayatından esinlenen ve başrolünde Pulp Fiction, Rezervoir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lie To me geçen yıl ilk yayınlanan bölümünü beğeniyle izleyip bir süre bölüm yayınlanmasından sonra devam etmeyi planladığım Fox dizisi. Geçen haftadan itibaren yayınlanan tüm bölümlerini izledim ve düşüncelerimi aktarıyorum.</p>
<blockquote><p>Sıradan bir insan 10 dakikalık bir konuşmada 3 yalan söyler!<br />
Lost, Shark ve 24 dizilerinin yapımcılarından Davranış Bilimcisi Paul Ekman&#8217;ın hayatından esinlenen ve başrolünde Pulp Fiction, Rezervoir Dogs gibi en iyi Tarantino filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Tim Roth&#8217;un oynadığı drama.</p>
<p>İnsanların yüzlerinden, vücut duruşlarından, ses tonlarından ve konuşma şekillerinden doğru mu yoksa yalan mı söylediklerini analiz ederek FBI başta olmak üzere, polise, hukuk firmalarına, özel şirketlere, askeri birimlere en zor vakaları çözmede yardımcı olan Dr.Lightman ve ekibini konu alıyor.</p></blockquote>
<p>Tanıtım yazısından da anlaşılacağı üzere beden dili, psikoloji, Dr. Lightman&#8217;ın araştırıp geliştirdiği &#8216;mikroifade&#8217; ler dizinin temasını oluşturuyor. Dizide oldukça yoğun şekilde psikolojik ögelerden yararlanılması beni özellikle cezbetti.  Ki zaten dizi de Lost&#8217;un davranış bilimcisi Paul Ekman&#8217;ın hayatından esinlenerek aktarılıyor.</p>
<p>Örneğin 2. sezon 1. bölümdeki çoklu kişilik bozukluğu vak&#8217;ası oldukça ilgi çekiciydi. Dizi şu anda 2. sezon 11. bölümünde. Şu ana kadar 23 bölüm yayınlandı.</p>
<p>Ayrıntı ve diziden özet görüntüler için <a href="http://www.foxlife.com.tr/lietome" target="_blank">resmi site</a>.</p>
<p>1. Sezon 1. Bölümü İnternetten izlemek <a href="http://yabancidiziizle.com/5090-Lie-To-Me-1-Sezon-1-Bolum-full-online-izle.html" target="_blank">için</a>.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://image.fichub.com/Foxlife_tr_tr/Heroes/Page/112.jpg?v=1" alt="http://image.fichub.com/Foxlife_tr_tr/Heroes/Page/112.jpg?v=1" /></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-661" title="lie-to-me-s1" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/12/lie-to-me-s1.jpg" alt="lie-to-me-s1" width="162" height="240" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/lie-to-me.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TA 101</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/ta-101.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/ta-101.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[azmi varan]]></category>
		<category><![CDATA[füsun akkoyun]]></category>
		<category><![CDATA[izmir ta]]></category>
		<category><![CDATA[ta 202]]></category>
		<category><![CDATA[ta101]]></category>
		<category><![CDATA[transaksiyonel analiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Tüm cuma öğleden sonrasının tatil olduğunun düşüncesi bile güzel.  Her ne kadar tatil yapmayacak olsam da. İşler bir parça kalmış ve sonraki hafta sıkı bir denetimden geçecek olsam da. Önce eve gelip haftanın 5 günü bana buhran geçirten takım elbiselerimi çıkarıp, manevra kabiliyetimi artıracak Alsancak&#8217;a uyumlu kıyafetlerimi giydim. Üstüne bir sigara keyfi yapıp hopp dolmuşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm cuma öğleden sonrasının tatil olduğunun düşüncesi bile güzel.  Her ne kadar tatil yapmayacak olsam da. İşler bir parça kalmış ve sonraki hafta sıkı bir denetimden geçecek olsam da. Önce eve gelip haftanın 5 günü bana buhran geçirten takım elbiselerimi çıkarıp, manevra kabiliyetimi artıracak Alsancak&#8217;a uyumlu kıyafetlerimi giydim. Üstüne bir sigara keyfi yapıp hopp dolmuşa ve otogara. Ardından İzmir Turizm&#8217;le İzmir&#8217;e ama dünün alınamamış 1 saatlik uykusunun giderilmesi gerekli&#8230;</p>
<p>İzmir otogar ve oradan Alsancak, karnım aç. Birşeyler girmeli bu mideye. Ne yemeli ne yemeli diye düşünürken aaa Müjdat Gezen hemen sağımda yürüyor o da Alsancak&#8217;ta. Baya baya insan gibi, tv&#8217;dekinden farksız. Benim güzel gözlerim Alsancak&#8217;ta Müjdat aramıyordu ki nereden ilişti gözüme bilmem. Hemen çevirdim başımı güzel seyrime aynen devam.</p>
<p>Mersin Tantunicisi hemen solda. Uzun zamandır yememiştim ama beğenmedim.</p>
<p>Eğitime 1.5 saatten fazla süre var DESEM&#8217;i bulmalıyım. Buldum hem de 1 saat önceden ama yine de geç kalabilmeyi başardım. Bu tamamen benden bağımsız.</p>
<p>Sonunda geldi Bediş&#8217;te. Ama 5 dk. gecikmeyle, hadi girelim artık TA&#8217;laşmak istiyorum.</p>
<p>Füsun Hanım ne kadar tatlıymış meğersem, kaşık çatlı kadın akademisyenlerden değil, Roger&#8217;in kendini gerçekleştirmiş dediklerinden. TA&#8217;da ne deniyor buna bilmiyorum. Azmi Varan&#8217;da aynı internetteki fotoğraflarında gözüktüğü gibi ne eksik ne fazla. Mütevazi, akıcı ve sevecen. Grup heterojen, ama psikolog ağırlıklı birkaç da öğrenci var.</p>
<p>Yavaş yavaş TA nedir öğreniyoruz 20 saatlik ve 3 gün sürecek eğitim başlıyor. Aylardır akademiden uzaklaşmış olmanın verdiği açlıktan yorgun düştüğümün farkına eğitim bittikten sonra varıyorum. Saat 20.30 olmuş.</p>
<p>Alsancak&#8217;ta biraz dolaşır ve ardından Manisa&#8217;ya&#8230; Ertesi gün 9.30 da tekrar DESEM&#8217;de. ego durumları, transaksiyonlar, oyunlar, sürücüler&#8230;</p>
<p>Yorgun düşen benler, bizler. Pazar günü sanırım geç kalacağız ve kaldık ta. Olsun ama uykumuzu aldık en azından.  Kalan konular ve TA 101 tamamlanmıştır. Sırada İleri TA eğitiminin ilk 6 saati.  Günün ardından sertifikaların takdimi ve İleri TA&#8217;ya devam, İTAA üyeliği, Türkiye&#8217;de TA ve İzmir TA.</p>
<p>Hoop kordon&#8217;a. çay, tavla. Yorucu 3 gün biter bir diğer yorucu 5 gün başlamak üzeredir. Yol sıkıcı gelmeye başlamıştır ve Bir Cinayetin Psikanalizi adlı romanın seyri beni dürtüsel olarak kitap okumaya itmektedir uykulu gözlere rağmen. İyi geceler.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-654" title="izmirta101" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/12/izmirta101.jpg" alt="izmirta101" width="293" height="379" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/ta-101.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikolojik Danışman Olmak</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/psikolojik-danisman-olmak.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/psikolojik-danisman-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 10:32:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[yorumlarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=643</guid>
		<description><![CDATA[Psikolojik danışman olmak güzel, ilginç bir duygu. Aslında bir duygu demek eksik olur, birden fazla duyguyu aynı anda yaşadığınızı hissedebildiğiniz durumların bütünü.
Psikolojik danışman olmak dürtüsel bir istek olan insanlara yardım etme güdüsünün yansıması.
Psikolojik danışman olmak bir haz, senden yardım talebinde bulunan danışanlarına sunabildiğin katkılarının sonuçlarından memnun olmaya dönük.
Psikolojik danışman olmak bir yaşam biçimi her şeyden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-645" title="IE008-077" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/10/psik.danisman_cocuk.jpg" alt="IE008-077" width="130" height="215" />Psikolojik danışman olmak güzel, ilginç bir duygu. Aslında bir duygu demek eksik olur, birden fazla duyguyu aynı anda yaşadığınızı hissedebildiğiniz durumların bütünü.</p>
<p>Psikolojik danışman olmak dürtüsel bir istek olan insanlara yardım etme güdüsünün yansıması.</p>
<p>Psikolojik danışman olmak bir haz, senden yardım talebinde bulunan danışanlarına sunabildiğin katkılarının sonuçlarından memnun olmaya dönük.</p>
<p>Psikolojik danışman olmak bir yaşam biçimi her şeyden ötesi. Bir stil. İletişiminle, bakış açınla, yaratıcılığınla ve diğer danışmanlık gererklilikleriyle.</p>
<p>Psikolojik danışman olmak; gülümsemek, sevinçle, samimi.</p>
<p>4 aya yakın bir zaman önce psikolojik danışman üvanıyla mezun oldum. ve 1.5 aydır fiilen çalışma yaşamının içerisindeyim. Veliler, öğrenciler, öğretmenler, idareciler ve bütünüyle hepsine yönelik bir yardım sürecinin başındayım. İşimde mutluyum. İşimi seviyorum.</p>
<p>Psikolojik danışman olmak, işte bu dediğim andan ibaret.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/psikolojik-danisman-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İlişki 50 Günde Nasıl Kurtulur?</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/bir-iliski-50-gunde-nasil-kurtarilir.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/bir-iliski-50-gunde-nasil-kurtarilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 May 2009 21:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgi - tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[yorumlarım]]></category>
		<category><![CDATA[aile terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[ebru tuay üzümcü]]></category>
		<category><![CDATA[levent üzümcü]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=546</guid>
		<description><![CDATA[20 günü bulmuş yazmayalı. İçimde bir kıpırtı oluştu birkaç saat önce bitirdiğim kitabın ardına birşeyler yazıştırmak için.  İnternetten baktım da kitap hakkında yazılmış pek şey yok. Ben yazayım dedim. Hem de ilk kitabı olan yazarımızı biraz cesaretlendireyim. Ebru Tuay Üzümcü&#8216;den bahsediyorum. O bir Psikolojik Danışman. Her ne kadar aile terapistiyim dese de ben Psikolojik Danışman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>20 günü bulmuş yazmayalı. İçimde bir kıpırtı oluştu birkaç saat önce bitirdiğim kitabın ardına birşeyler yazıştırmak için.  İnternetten baktım da kitap hakkında yazılmış pek şey yok. Ben yazayım dedim. Hem de ilk kitabı olan yazarımızı biraz cesaretlendireyim. <a href="http://www.ebrutuayuzumcu.com" target="_blank">Ebru Tuay Üzümcü</a>&#8216;den bahsediyorum. O bir Psikolojik Danışman. Her ne kadar aile terapistiyim dese de ben Psikolojik Danışman ünvanını kullanacağım. Marmara Üniversitesi PDR bölümü mezunu. Uzun yıllar Doğan Cüceloğlu&#8217;nun asistanlığını, öğrenciliği yapmış şanslı bir insan. Bu kadar şans kendisine yetmezmiş gibi bir de Doğan Cüceloğlu&#8217;nun bursuyla A.B.D&#8217;de aile terapisi yüksek lisansı yapmış. Şakayı bir yana bırakacak olursam takdir ettim kendisini. Yüksek lisansını da birincilikle bitirerek mezun olmuş. İlk kitabını ise 2008 yılının sonlarında yayınladı.Adı: &#8216;Bir İlişki 50 Günde Nasıl Kurtulur?&#8217; Adına aldanmasak iyi olur sanırım. Kazara kitapçıda bu kitabı görsem ve adını okusam içini bile açmazdım herhalde. Yerim Seni ÖSS, Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım gibi bilgi ve bilimsellikten çok abartı içeren kitaplar gibi geliyor adı. Ve ben yine şanslıyım ki kitabı <a href="http://www.ozlemkose.com" target="_blank">sevgilim</a> sayesinde bilinçli bir şekilde tanıdım diyebiliyorum.</p>
<p>Aslında Aile ve Evlilik Danışmanlığı dersim için bir kitap arayışı içerisinde olduğum zamanda karşılaştım. Gittim, aldım, okudum ve yarın kitapla ilgili sınıfa bir sunum yapacağım. Güzel güzel methedeceğim.</p>
<p>Kitabımız bir Türk kadını Canan&#8217;ın dilinden aktarılmış okuyucuya. Kurgu olmasına rağmen Ebru Hanım&#8217;ın mesleki deneyimlerini bir araya getirerek oluşturduğu bir roman. Kitap Canan ve Kemal adlı çiftin evlilik sorunlarını konu alıyor. 50 günlük aşama bir sembol gibi göründü bana. Yazar biraz da okuyucu kitlesini göz önünde bulundurmuş diye düşündüm. İlk günlerde Canan mutsuz bir kadın. Boşanmak istiyor. Kemal ise ilgisiz gibi görünen, kaba saba bir adam olmuş çıkmış. Canan bir arkadaşının önerisiyle aile terapisi almak için Kemal&#8217;i ikna ediyor. Ve konu başlıyor. 7 danışma seansının içeriğini özet olarak görebiliyoruz kitapta. Aynı zamanda psikolojik danışmanlık becerileri ve tepkilerini görebilmek fayda verici. Bir Psikolojik Danışman olarak buraları daha dikkat çekici buldum sanırım. İçerik Yansıtma, duygu yansıtma, yapılama, somutlama, gizlilik, gönüllülük ve diğerleri&#8230;Bazen kahkaha attığım yerler de oldu. Öfkelendiğim de.</p>
<p>Seanslar ilerledikçe gelişen aile ilişkileri daha ayrıntılı biçimde aktarılmış.</p>
<p>İlk kitabı olmasına rağmen bence güzel bir dil kullanmış yazar. Doğan Hoca&#8217;nın kitapları gibi mi acaba diye endişeliydim başlarken ama 2 günde bitirdim. Akıcı ve sade.</p>
<p>Kitabı satın almak için şu anda en uygun fiyatlı adres <a href="http://www.ilknokta.com/urun/69725/Bir-Iliski-50-Gunde-Nasil-Kurtulur--Ebru-Tuay-Uzumcu.html" target="_blank">ilknokta.com</a> ( 11.25 TL.) Piyasa fiyatı 15 TL.</p>
<p>Ebru Tuay Üzümcü 2 çocuk annesi ve aktör <a href="http://www.leventuzumcu.com/" target="_blank">Levent Üzümcü</a> ile evli. 2. kitabını da çıkarmak üzere olduğunu öğrendim. Bekliyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-547" title="Ebru Tuay Üzümcü" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/05/ebrutuayuzumcu.jpg" alt="Ebru Tuay Üzümcü" width="248" height="189" /> <img src="../images/blogresimleri/50gundeiliskikurtulurmuki.jpg" alt="http://www.emrebakir.com/images/blogresimleri/50gundeiliskikurtulurmuki.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/bir-iliski-50-gunde-nasil-kurtarilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6. Ulusal PDR Öğrencileri Kongresi</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/6-ulusal-pdr-ogrencileri-kongresi.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/6-ulusal-pdr-ogrencileri-kongresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 16:10:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgi - tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[6. ulusal pdr öğrencileri kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa pdr kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[pdr etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[pdr kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[pdr öğrenci kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[pdr öğrencileri kongresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[6. Ulusal PDR Öğrencileri Kongresi 17-19 Temmuz 2009 tarihleri arasında Bursa&#8217;da gerçekleştirilecek. 2004 yılından bu yana gerçekleştirilen kongre sırasıyla Boğaziçi Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi&#8217;nde düzenlendi. Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü öğrencilerinin biraya geldiği, bölümle ilgili akademik bildirilerin ve atölye çalışmalarının yer aldığı kongre aynı zamanda çok yararlı bir sosyal ortam.
Farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.pdrkongresi09.com/" target="_blank">6. Ulusal PDR Öğrencileri Kongresi</a> 17-19 Temmuz 2009 tarihleri arasında Bursa&#8217;da gerçekleştirilecek. 2004 yılından bu yana gerçekleştirilen kongre sırasıyla Boğaziçi Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi&#8217;nde düzenlendi. Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü öğrencilerinin biraya geldiği, bölümle ilgili akademik bildirilerin ve atölye çalışmalarının yer aldığı kongre aynı zamanda çok yararlı bir sosyal ortam.</p>
<p>Farklı üniversitelerde PDR eğitimini görebilmek ( artılarını eksilerini değerlendirebilmek ) , psikolojik danışma ve rehberlikle ilgili güncel konulardan ve meslek sorunlarından haberdar olmak aynı zamanda da eğlence ve öğrenme ortamı bu kongrelerin 6 yıldır değişmeyen geleneklerinden.</p>
<p>Ancak yılda bir defa biraraya gelip yaşayabileceğiniz türden bir organizasyon. Eğer hala öğrenciyseniz akademik bir bildiri ile de gidebilirsiniz kongreye. Aynı zamanda her katılımcının 1 tanesine katılabileceği şekilde atölye çalışmaları düzenleniyor. Ve tabi ki son gün için gezi : ) 3 günün tadını çıkarıyorsunuz ve çok daha güzel bir sonla geri dönüyorsunuz.</p>
<p>Kayıtlar henüz başlamadı fakat web sitesi yayına girdi. Takip etmek için <a href="http://www.pdrkongresi09.com/" target="_blank">tıklayın.</a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.pdrkongresi09.com/" target="_blank"></a><img class="size-thumbnail wp-image-525 aligncenter" title="PDR Resim" src="http://www.emrebakir.com/wp-content/uploads/2009/04/logo_pdr_-150x150.jpg" alt="PDR Resim" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/6-ulusal-pdr-ogrencileri-kongresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl Psikoterapist Olunur?</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/nasil-psikoterapist-olunur.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/nasil-psikoterapist-olunur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 22:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[aile terapisi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel terapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül psikoterapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel terapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[gestalt terapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[nlp gerçekmi]]></category>
		<category><![CDATA[psikanaliz eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi eğitimleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sanat terapisi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[şema terapi eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[terapist eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[transaksiyonel analiz eğitimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık öğrencilerinin en sık sorduğu sorulardan birisi &#8216;Nasıl Terapist olabilirim&#8216; sorusudur kanımca. Henüz 1. sınıftan başlayan heves kimi zaman 4. sınıfa varmadan sönebilir. Ki bu nadir görülen birşey değildir. Bu yazımda Türkiye&#8217;de bir psikoterapist nasıl yetişir sorusuna cevaplar vermeyi amaçladım.
Türkiye ruh sağlığı konusunda kısır döngülerle yıllardan beri mesleki tükenmişliğin adası haline gelmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık öğrencilerinin en sık sorduğu sorulardan birisi <strong>&#8216;Nasıl Terapist olabilirim</strong>&#8216; sorusudur kanımca. Henüz 1. sınıftan başlayan heves kimi zaman 4. sınıfa varmadan sönebilir. Ki bu nadir görülen birşey değildir. Bu yazımda <strong>Türkiye&#8217;de bir psikoterapist nasıl yetişir</strong> sorusuna cevaplar vermeyi amaçladım.</p>
<p>Türkiye ruh sağlığı konusunda kısır döngülerle yıllardan beri mesleki tükenmişliğin adası haline gelmiş bir ülke. Henüz bir <strong>ruh sağlığı yasasının mevcut olmadığı ülkemizde Psikoterapi Eğitimleri de denetimden geçirilememektedir.</strong> Hal böyle olunca her gün onlarca eğitim ilanlarıyla karşılaşmaktayız. <strong>Eğitimcilerin yeterliliklerini denetleyen bir kurum bile mevcut değil</strong> maalesef. Ama eğitimlerin önü alınamamaktadır. Tavsiye edeceğim terapi eğitimi veren kişi veya kurumlar ise etik konusunda titiz olduğuna inandığım kimseler veya derneklerdir.</p>
<p>Peki hepimiz şu sorunun cevabını biliyor muyuz;  <strong>Terapist kime denilir?</strong></p>
<p>Psikoterapi kavramının Türkiye&#8217;deki kullanımı akademik anlamda muğlak bir konudur. Şöyle ki <strong>kimi akademisyenlere göre terapi sistemli bir yaklaşım olarak görülürken, kimisine göre de patolojik semptomları ortadan kaldırmaya yönelik uygulanan bir tedavi biçimidir.</strong> İşin içerisine bir de psikolojik danışmayı katar isek daha da karmaşık hale gelmektedir.</p>
<p>Vicdani bir sonuca varacak olursak ise lisans, yüksek lisans hatta doktora eğitimi bile psikoterapist unvanını vermez.Bana ve yazıyı ele alış biçimime göre Psikoterapi sistemli bir psikolojik danışma yaklaşımıdır.</p>
<p>Psikolojik Danışman, Uzman Psikolojik Danışman, Klinik Psikolog, Sosyal Psikolog ve Psikiyatr gibi ünvanlar yapılan işin niteliğine göre verilen unvanlardır. Psikoterapi kavramı bu noktada devreye girer ki bu mesleklerin yaklaşım biçimlerini kapsayan bir tanımdır.</p>
<p>O halde Psikoterapist için şunu söyleyebiliriz;<strong> sistemli bir psikoterapi yaklaşımın eğitimlerini almak için gönüllü olmuş ve eğitimi vermeye yetkin olan kurumların belirlediği standartlarda eğitim sürecini tamamlamış kimsedir. Bu tanıma şunu da katarsak etik konusuna atlamamış olacağız; eğitimleri tamamladıktan sonra da yaklaşımın temel ilkelerini korumaya devam edecek olan kişi.</strong></p>
<p>Kaç tane psikolojik danışma yaklaşımı var sorusunun cevabını vermek güç olmasına karşın 400&#8242;ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Tıpkı diller gibi bu yaklaşımlarda ilgi gördüğü ölçüde bilinir ve uygulanır olmuşlardır.</p>
<p>Şimdi bu yaklaşımlardan ülkemizde eğitimleri varolanları tek tek ele alalım.</p>
<p><strong>1 ) Psikanalitik Psikoterapi</strong></p>
<p>Eğitimi en uzun ve en maliyetli olan psikoterapi yaklaşımıdır. Türkiye&#8217;de yalnızca 2 dernek tarafından eğitimi verilmektedir.<a href="http://www.pppdernegi.org/" target="_blank"> İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği</a> ve <a href="http://www.turkpsikanaliz.com/" target="_blank">Türk Psikanaliz Çalışma Grubu</a>.</p>
<p>Psikanalist olabilme yolundaki ilk adım analizden geçmeye gönüllü olmaktır. Psikanalist olmak için başvuru yaptığınızda ilk olarak en az 2 yıl süreyle haftada 3 gün olmak üzere analize devam edersiniz. Bu süreçte eğitimleri verecek olan ve psikanalist olup olmayacağınızı belirleyecek olan komite Uluslararası Psikanaliz Birliği görevlileridir. Eğitimlerde anlık olarak Türkçe&#8217;ye çevrilerek yapılmaktadır. Eğitime psikoloji, psikiyatri, psikolojik danışmanlık ve adli tıp kökenli adaylar alınmaktadır.</p>
<p><strong>2 ) Gestalt Terapi</strong></p>
<p>Gestalt Terapi Eğitimi konusunda Türkiye&#8217;de Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar ve Doç. Dr. Ceylan Daş göze çarpmaktadır. Gestalt Terapisti olabilmak için eğitim alabileceğiniz yer ise Gestalt Terapi Derneği&#8217;dir. Gestalt eğitimi 4 yılda tamamlanmaktadır. Henüz bir web sayfasına sahip olmayan derneğin eğitimi hakkında bilgi almak için <a href="http://www.pdrciyiz.biz/gestalt-terapi-dernegi-gestalt-terapi-egitimleri-t8450.html" target="_blank">bu sayfa</a>yı inceleyebilirsiniz. Dernek harici olarak kısa süreli seminer ve eğitimler düzenlenmektedir ancak bu eğitimlerle psikoterapist olmanız mümkün değildir.</p>
<p><strong>3 ) Gerçeklik Terapisi</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de Gerçeklik Terapisi eğitimi alabileceğiniz bir dernek yoktur. Fakat bu yıl içerisinde İstanbul&#8217;da<a href="http://www.sipkasipka.com/" target="_blank"> Şıpka&amp; Şıpka Aile Sorunları Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri Merkezi</a> ve Ankara&#8217;da<a href="http://www.gundanisman.com" target="_blank"> Gün Psikolojik Danışmanlık Merkezi</a> Gerçeklik Terapisi eğitimleri ve seminerleri düzenlemişlerdir. William Glassser Entitüsü işbirliğiyle düzenlenen eğitimin dili İngilizce ve 18 ay sürecektir.</p>
<p><strong>4 ) Bilişsel Terapiler</strong></p>
<p>Bilişsel Terapi ülkemizde eğitimi daha yaygın olan bir yaklaşımdır. Dernek bazında <a href="http://www.kdtd.org/" target="_blank">Kognitif ve Davranış Terapileri Derneği</a> eğitim vermeye devam etmektedir. Dernek haricinde ise Doç. Dr. Hakan Türkçapar&#8217;ın eğitimlerine katılmanız mümkündür. Sık olarak eğitim düzenlediği kurum ise <a href="http://www.povem.com/">Psikoloji Organizasyonları ve Eğitimleri Merkezi</a>&#8216;dir. <a href="http://www.kognitifterapi.com" target="_blank">Dr. Emel Stroup</a> ise Beck yönelimli Bilişsel Terapi eğitimi alabileceğiniz kişidir. Bilişsel terapi ile konulu atölye çalışmalarına sıkça rastlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>5 ) Aile ve Evlilik Terapileri</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de en çok eğitimi düzenlenen yaklaşımlardan bir tanesidir. Hemen hemen her dönem eğitimlerine rastlamanız mümkündür. <a href="http://www.aetd.org" target="_blank">Aile ve Evlilik Terapileri Derneği</a> bilinen en yetkin kurum. <a href="http://www.drcemkece.com/icerik/18/evlilik-terapisi-egitimi" target="_blank">Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği&#8217;nde Dr. Cem Keçe</a> tarafından, <a href="http://www.pdrciyiz.biz/weinheim-aile-terapisi-enstitusu-aile-terapisi-egitimi-t7831.html" target="_blank">Prof. Dr. Turan Akbaş tarafından Weinheim Aile Terapisi Enstitüsü</a> onaylı, <a href="http://www.dbe.com.tr/" target="_blank">Davranış Bilimleri Enstitüsü</a> tarafından,  İsrail Community Stress Prevention Center ve Nord Cope Center İşbirliği ile İstanbul’da <a href="http://www.icebakis.com/" target="_blank">Bakış Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi</a>&#8216;nde, Dr. Murat Dokur ve <a href="http://www.pdrciyiz.biz/aile-cift-terapileri-egitimi-t6920.html" target="_blank">Psycho – Med  İlişki Psikoterapileri Enstitüsü</a> tarafından Avrupa Aile Terapisi Derneği onaylı aile ve evlilik terapileri eğitimleri verilmektedir. Bunun yanında bireysel olarak eğitim vermeye devam eden bir çok enstitü onaylı eğitmenle karşılaşmak mümkündür.</p>
<p><strong>6 ) Bütüncül Psikoterapi Eğitimi</strong></p>
<p>Bütüncül Psikoterapi son yıllarda ülkemizde uzmanlar açısından rağbetin arttığı bir yaklaşımdır. Özünde birden fazla psikoterapi yaklaşımı olan Bütüncül Psikoterapi eğitimleri <a href="http://www.psikoterapi.org/" target="_blank">Psikoterapi Enstitüsü&#8217;nde Dr. Tahir Özakkaş</a> ve <a href="http://www.cised-tr.org/" target="_blank">Cinsel Sağlık Enstitüsü&#8217;nde Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe</a> tarafından verilmektedir.</p>
<p><strong>7 ) Şema Terapi</strong></p>
<p><a href="http://www.psikonet.com/psk_egt_meslek.asp" target="_blank">Psikiyatr Dr. Alp Karaosmanoğlu tarafından Psikonet Eğitim Merkezi&#8217;nde </a>International Society of Schema Therapy onaylı <a href="http://www.doktorumonline.net/mid/articles/id/349/p/1/Sema_Terapi_Nedir.htm" target="_blank">Şema Terapi</a> eğitimleri verilmektedir.</p>
<p><strong>8 ) Cinsel Terapiler</strong></p>
<p><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/31/cinsel-terapi" target="_blank">Cinsel Terapi Eğitimi</a> dernek bazında <a href="http://www.cetad.org.tr/" target="_blank">CETAD</a> ve <a href="http://www.cised-tr.org/" target="_blank">CİSED</a> tarafından verilmektedir. Cetad terapist yetiştirme konusuda daha seçici davranırken ( kilinikciler haricindekilere ileri düzey eğitim verilmiyor ) Cised eğitimlerine katılabilmek için Psikolojik Danışman, Psikolog, Sosyal Hizmet Uzmanı ya da Tıp Doktoru olmanız yeterlidir. Ankara&#8217;da bulunan PEDA Akademi de Cinsel Terapi Eğitimi vermektedir.</p>
<p><strong>9 ) Psikodrama </strong></p>
<p><a href="http://www.istpsikodrama.com.tr/" target="_blank">İstanbul Psikodrama Enstitüsü</a> Psikodrama eğitiminde en bilinen kurumdur. Ankara&#8217;da <a href="http://www.a.ozbek-psikodrama.com/" target="_blank">Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü</a> Psikodrama eğitimi alınabilenecek diğer bir kurumdur.</p>
<p><strong>10 ) Sanat Terapisi</strong></p>
<p>Sanat Terapisi eğitimi almak istiyorsanız <a href="http://www.aurapsikoterapi.com/Devam.asp?BLM=KM" target="_blank">Yard. Doç. Dr. Nevin Eracar</a> Türkiye&#8217;de en tanınan eğitmendir. Ankara, İzmir, İstanbul&#8217;da eğitimleri devam etmektedir. Söylentilere göre artık sanat terapisi eğitimlerine asistanları devam edecekmiş eğer sanslıysanız son öğrencilerinden olabilirsiniz. Nevin Eracar eğitimlerine <a href="http://www.aurapsikoterapi.com/" target="_blank">Aura Psikoterapi Merkezi</a>&#8216;nde devam etmektedir. Eğitimler yaklaşık 4 yıl sürmektedir. Neli Aşkaner ve Emine Bauer Burkay bilinen diğer Sanat Terapistlerinden&#8230;</p>
<p><strong>11 ) Transaksiyonel Analiz</strong></p>
<p>Transaksiyonel Analiz yönelimli psikoterapi eğitimi alabileceğiniz yer <a href="http://www.ta.org.tr/" target="_blank">Transaksiyonel Analiz Derneği</a>&#8216;dir. Dernek eğitimleri <a href="http://www.itaa-net.org/" target="_blank">Uluslarası Transaksiyonel Analiz Birliği</a> onaylıdır. Prof. Dr. Füsun Akkoyun, Doç. Dr. Azmi Varan, Dr. Nilüfer Gökeşmeoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Nilgün Öngider tarafından da özel eğitimler düzenlenmektedir.</p>
<p><strong>12 ) Pozitif Psikoterapi</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de Pozitif Psikoterapi ve Pozitif Aile Psikoterapisi eğitimlerine katılma imkanınız vardır.<a href="http://www.positum.org/" target="_blank">Uluslarası Pozitif Psikoterapi Derneği</a> tarafından İstanbul&#8217;da eğitimler düzenlenmektedir. Türkiye&#8217;deki eğitimleri <a href="http://www.pozitifpsikoterapi.org/" target="_blank">buradan </a>takip edebilirsiniz.</p>
<p><strong>13 ) Hipnoterapi</strong></p>
<p>Hipnoz etik ihlallere en çok maruz kalmış alanlardan birisidir. Bu yazıda hipnoterapiye yer verip vermemek kafamı bir süre karıştırsa da hakkı olduğuna inandığım bir yaklaşımdır. Türkiye&#8217;de hipnoz eğitimi alabileceğiniz ve herhangi bir yeterlilik aramayan onlarca kişi/kurum vardır. Hemen hemen her ilde bulabilirsiniz. Buradaki kurumlar ise etik konusuna dikkat eden ve yalnızca ruh sağlığı uzmanlarına hipnoterapi eğitimi veren yerlerdir. <a href="http://www.kuhd.net/" target="_blank">Klinik ve Uygulamalı Hipnoz Derneği</a>, <a href="http://www.psikoterapi.org" target="_blank">Psikoterapi Enstitüsü</a>, <a href="http://www.athd.org/" target="_blank">Ankara Tıbbi Hipnoz Derneği</a> bu konuda seçici davranan kurumlardır. <a href="http://www.omnihipnoz.org/" target="_blank">Omni Hipnoz Akademisi</a> ve <a href="http://hipnozmerkezi.com/" target="_blank">Bülent Uran Hipnoz Merkezi</a>&#8216;de hipnoterapi eğitimi veren başka kurumlardır.</p>
<p><strong>14 ) Oyun Terapisi</strong></p>
<p>Psikolojik Testler Derneği başkanı <a href="http://groups.google.com/group/alt.drugs.psychedelics/browse_thread/thread/d839cc7091289b6b" target="_blank">Mutlu Hacıosman</a>, <a href="http://www.dbe.com.tr/" target="_blank">Davranış Bilimleri Enstitüsü</a> ve <a href="http://www.oyunterapisi.com/" target="_blank">İzmir&#8217;de özel bir kurum</a> tarafından Oyun Terapisi eğitimleri verilmektedir.</p>
<p>Bu yaklaşımların yanında Kısa-Yoğun-Acil Psikoterapi, Çözüm Odaklı Psikoterapi, Grup Psikoterapileri, Filial Terapi, Bilişsel Varoluş Terapisi, Beden Psikoterapisi vb. eğitimler düzenlenmektedir. Eğitimlerin bildirildiği düzenli bir adres yoktur. Varoluşçu Terapi, Feminist Terapi, Analitik Psikoterapi, Adleryan Terapi, Logoterapi, Davranışçı Terapi eğitimlerine Türkiye&#8217;de katılmanın pek mümkün olmadığı yaklaşımlardır. Danışan Merkezli Yaklaşım ise PDR öğrencilerine lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimleri boyunca eğitimi verilen bir yaklaşım olarak ele alınabilir.</p>
<p>Yazı bilgilendirme amaçlı olarak yazılmış ve geliştirilmeye açıktır. Eksiklikleri <a href="http://www.emrebakir.com/iletisim" target="_blank">iletişim</a>e geçerek bildirirseniz eklemekten memnun olacağım.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Emre BAKIR</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Mart 2009<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/nasil-psikoterapist-olunur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NLP&#8217;nin Bilimselliğine Dair Bir Analiz</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/nlpnin-bilimselligine-dair-bir-analiz.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/nlpnin-bilimselligine-dair-bir-analiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2009 23:06:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[NLP]]></category>
		<category><![CDATA[nlp bilimsel mi]]></category>
		<category><![CDATA[nlp gerçekmi]]></category>
		<category><![CDATA[nlp yararlı mı]]></category>
		<category><![CDATA[nlpnin yararları]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak nlp araştırması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[TUBİTAK&#8217;ın web sitesinde Son dönemin popüler kişisel gelişim ve sorun çözme tekniği NLP&#8217;nin bilimselliğine yönelik önemli tespitlerin yer aldığı bir çalışma yayımlandı. TUBİTAK&#8217;ın sitesinde yer alan çalışmanın ayrıntıları şöyle&#8230;
Özellikle de kitapçılarda psikoloji bilimi için ayrılmış bölmelerde göz gezdirecek olursak kitapların en azından üçte birinin &#8220;NLP&#8221; teknikleriyle hayat kalitemizi yükseltme vaadinde bulunduğuna tanık oluyoruz. Sayılarının bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">TUBİTAK&#8217;ın web sitesinde Son dönemin popüler kişisel gelişim ve sorun çözme tekniği NLP&#8217;nin bilimselliğine yönelik önemli tespitlerin yer aldığı bir çalışma yayımlandı. TUBİTAK&#8217;ın sitesinde yer alan çalışmanın ayrıntıları şöyle&#8230;</p>
<p align="justify">Özellikle de kitapçılarda psikoloji bilimi için ayrılmış bölmelerde göz gezdirecek olursak kitapların en azından üçte birinin &#8220;NLP&#8221; teknikleriyle hayat kalitemizi yükseltme vaadinde bulunduğuna tanık oluyoruz. Sayılarının bu denli çok oluşu şaşırtıcı değil aslında, çünkü 21. yüzyılın &#8220;stres ve rekabet&#8221; dünyasında okuyuculara bir nevi el rehberi hizmeti sunan bu kitapların satış grafiği tahmin edebileceğimiz üzere yayın evlerini oldukça tatmin edecek seviyelerde. Hal böyle olunca merak etmeden duramıyoruz tabii; bu büyük sektörün tek derdi bizim beş adımda başarılı bir iş adamı olmamız ya da 10 altın kuralla depresyonu yenmemiz mi acaba?</p>
<p align="justify">NLP&#8217;nin açılımı olan &#8220;Sinir Dili Programlaması&#8221; (Neuro-Linguistic Programming) terimi ilk duyuşta insanın aklına son teknoloji harikası makinelerle beyne gerekli komutları yükleyip, onu &#8220;mükemmel&#8221; olmaya programlayan bir tür mucize tekniği çağrıştırıyor. Oysa ortada bir mucize olmadığı gibi NLP&#8217;nin bilimselliği de halen tartışmalı.</p>
<p align="justify">Tarihi gelişimine baktığımızda 1970&#8242;lerde NLP tekniğini ortaya koyan Richard Bandler and dil bilimci John Grinder&#8217;in aklından herhangi bir psikoterapi yöntemi geliştirmek bile geçmiyor aslında. Tek motivasyonları insanları &#8220;anlamaya&#8221; çalışmak olan bu ikili, özellikle de iş yaşamında kayda değer başarılar gösteren bireylerle bu başarılara ulaşamayanlar arasındaki farklarla ilgileniyorlar. Eğer ki kişiyi başarıya taşıyan karakter özellikleri saptanabilirse bunların diğerlerine de öğretilebileceğini düşünüyorlar. Bu noktadan sonra NLP pek çok alanda bir teknik olarak kullanılmaya başlanıyor. Kalabalık içinde konuşurken stresi yenebilme gibi. Ancak kalabalık içinde insanı strese sokan sosyal kaygıyla örümcek görünce çığlıklar attırabilen bir fobi arasında çok da fark olmadığını fark eden &#8220;NLP uzmanları&#8221;, bu tekniği bir psikoterapi yöntemi olarak da kullanmaya başlıyorlar.</p>
<p align="center"><img src="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/images/cizgi.jpg" alt="" width="289" height="288" /></p>
<p align="justify">Ne var ki bu &#8220;uzmanlar&#8221; bir süre sonra büyük bir soru işaretiyle karşılaşıyorlar: Terapilerden sonuç alınsa da yapılan işlemlerin &#8220;niçin&#8221; işe yaradığını kimse yanıtlayamıyor. Ana motivasyonu olaylar arasındaki neden- sonuç ilişkilerini anlamak olan temel bilimler mantığına tamamen ters olan bu&#8221;gözü kör&#8221; terapi sürecinin dayanakları işte bu sorunu çözmek adına atılıyor.</p>
<p align="justify">&#8220;NLP uzmanları&#8221; hepimizin beyninde bir &#8220;içsel harita&#8221; olduğunu ve bu haritanın deneyimlerimize bağlı olarak dinamik bir şekilde değişebileceğini varsayıyorlar. Bu süreç içinde kimi zaman bilinç dışı olarak dikkatimizi sadece belli noktalara yoğunlaştırarak gerçekten sapabiliyor, haritamızı &#8220;yanlış&#8221; şekillendirebiliyoruz. İşte NLP, bu haritalardaki &#8220;olumsuz&#8221; ya da &#8220;boş kalmış&#8221; noktaları &#8220;iyiye&#8221; doğru değiştirmeyi hedefliyor. Bunu yapabilmenin en güzel yolununsa dikkatimizi&#8221;etkili&#8221; kullanarak bilinç dışımızı kontrol altına almaktan geçtiğini savunuyor.</p>
<p align="justify">NLP&#8217;nin varsaydığı bir diğer noktaysa insanların birbirleriyle etkileşim içinde olan karmaşık sistemler olduğu. Sosyal grup içinde herkesin davranışlarının diğerlerinin davranışlarını değiştirdiğini öngören bu sistemde bireyin kendi &#8220;içsel harita&#8221; sındaki doğrulara sadık kalarak bir denge durumuna ulaşmayı hedeflediğine inanılıyor. Bu bağlamda uyumsuz davranışların kişinin kötü niyetlerinden değil, zihinsel haritasının gruba uyumunda yetersiz kaldığından kaynaklandığı düşünülüyor.</p>
<p align="justify">NLP uzmanlarının çalışmalarında takip ettikleri katı kurallar yok. Dolayısıyla terapi sürecinin büyük bir kısmında terapist hangi tekniğin hangi hastaya / müşteriye iyi geleceğine inanıyorsa onu uyguluyor. Ülkemizde hipnoz alanında olduğu gibi NLP&#8217;de de karşılaşılan en büyük tehlikeyse herhangi bir kurum ya da özel bir programdan alınan bir sertifikayla &#8220;terapist&#8221; sıfatı altında yetkin olmayan kişilerce uygulanması. Çünkü bu sertifikalar kimi zaman kişilerin hangi meslek grubunda olduğunu bile göz ardı ederek&#8221;kolayca&#8221; verilebiliyor.</p>
<p align="justify">Bu yazıda asıl tartışmak istediğimse daha farklı bir nokta: NLP&#8217;nin bilimselliği. Herhangi bir çalışmanın bilimselliğini tartışmaya başlamadan, önce neyi &#8220;bilimsel&#8221; olarak sınıflandırdığımıza karar vermemiz gerekiyor haliyle. Bu sorunun bizleri bilim felsefesinin uçsuz bucaksız dehlizlerine atabilecek nitelikte olduğunun farkındalığında sadece benim zihnime takılan bir iki noktayı paylaşmak istiyorum. Öncelikle ardında büyük paralar dönen her &#8220;hamle&#8221; nin bilimselliğinden kuşkulanmak gibi kişisel bir zaafım bulunduğunu itiraf etmeliyim. Bu noktada hiçbir bilimin (ki buna psikolojiyi de dahil elbette) &#8220;mükemmelliğin altın kurallarını&#8221; verme motivasyonu gütmediğinin, ancak NLP&#8217;nin böyle bir söylemle gündeme geldiğinin altını çizmekte fayda görüyorum. Tüm psikologların ısrarla mükemmeliyetçiliğin bireyi mutsuz ettiğini ve bunun aşılması gereken bir &#8220;zayıflık&#8221; olduğunu haykırdığı bir ortamda &#8220;İşte başarılı olun, aynı zamanda mutlu kalın, kitabın kapağındaki o mükemmel model insana ulaşın, üstelik tüm bunları kısa zamanlarda başarın&#8221; söylemleri içeren kitapların psikoloji raflarına sıralanmasını doğru ve bilimsel bulamıyorum. Ancak daha da önemlisi NLP&#8217;nin bilimsel dayanaklarının zayıflığı. Her ne kadar alanda sürdürülen bir takım araştırmalar varsa da tekniğin niçin işe yaradığına dair ortaya konan bilimsel sonuçlar yeterli değil. Nitekim psikoloji ve yaşam bilimlerinde dünyanın en kapsamlı arama motorlarından biri olan &#8220;Pubmed&#8221; de yöntemin ismini makale başlıklarında arattığımda karşıma yalnızca 16 sonucun gelmesi ön yargı da sayılabilecek fikirlerimi destekler nitelikte.</p>
<div><strong>Kaynak: <a href="http://www.derrington.org/Financialtimes/1999/NLP.htm">http://www.derrington.org/Financialtimes/1999/NLP.htm</a></strong></div>
<div><strong>http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/klinik.htm<br />
</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/nlpnin-bilimselligine-dair-bir-analiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Otistik Çocukların Zehirlenmiş Olabileceğini Hiç Düşündünüz mü?</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/otistik-cocuklarin-zehirlenmis-olabilecegini-hic-dusundunuz-mu.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/otistik-cocuklarin-zehirlenmis-olabilecegini-hic-dusundunuz-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 01:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[otistik]]></category>
		<category><![CDATA[otistik çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[otistik çocuklar zehirlendi mi]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizm makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[pdr makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni etiket ekle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[Aynı film
Klasik tıbbın muhafazakarları (tıp dininin papazları!) otizmi nedeni belli olmayan ve bu yüzden de tedavi edilemeyecek bir hastalık olarak gösteriyorlar. Ailelere bu hastalığın tedavi edilemeyeceği,  ancak ilaç ve davranış tedavileri ile bazı belirtilerin hafifletebileceğini söyleyerek onları çaresizliğe sürüklemektedirler.
Dünyada her şeyin bir nedeni ya da nedenleri vardır.; dolasıyla otizm tablosunun da olması gerekmektedir.  Siz hekim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="img_caption null" style="width: 300px;"><img class="caption" title="Aynı film" src="http://beslenmebulteni.com/bes/images/stories/topics/zehir.gif" border="0" alt="Aynı film" />Aynı film</div>
<p>Klasik tıbbın muhafazakarları (<strong>tıp dininin papazları!)</strong> otizmi nedeni belli olmayan ve bu yüzden de tedavi edilemeyecek bir hastalık olarak gösteriyorlar. Ailelere bu hastalığın tedavi edilemeyeceği,  ancak ilaç ve davranış tedavileri ile bazı belirtilerin hafifletebileceğini söyleyerek onları çaresizliğe sürüklemektedirler.</p>
<p>Dünyada her şeyin bir nedeni ya da nedenleri vardır.; dolasıyla otizm tablosunun da olması gerekmektedir.  Siz hekim olarak bunu bilmiyor olabilirsiniz; ama bu nedenleri araştırabilirsiniz. Fakat nedense ana akıma göbeğinden bağlı hekimler bu nedenleri araştırmazlar. Hatta bunları araştırıp da nedene yönelik tedavi yapan hekimleri ‘şarlatan’ olarak lanse edip, kendi başarısızlıklarını bilimselmiş gibi gösterirler. Bu hekimler sadece ilaç firmalarının desteklediği araştırmaları okur ve sadece onlara inanırlar. Oysa yapılan çok sayıda bağımsız araştırma otizm genetik alt yapısı olan, enfeksiyonlar, toksik kimyasallar, ağır metaller, hipoksemi ve gıdalardaki protein ve peptitlerle tetiklenen ve yaygın gelişimsel bozukluğa yol açan nöroimmün bir klinik tablo olduğunu göstermektedir. Bültenimizin bu sayısında editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın toksik maddeler ile otizm arasındaki ilişkiyi irdeleyecek. <strong>Toksinler sadece otizmle değil, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, depresyon, mültipl skleroz, Parkinson, Alzheimer hastalığı, obsesif-kompulsif bozukluk ve şizofreni gibi sık rastlanılan ve tedavisi yok gibi görünen hastalıklarla da çok ilişkili. </strong>Yazının bu hastalıklara alakası olan herkesin ilgisini çekeceğini umuyoruz.</p>
<h3 style="color: #0066ff;">OTİSTİK ÇOCUKLARIN ZEHİRLENMİŞ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?</h3>
<p>Otizm, genelde 1-3 yas civarında ortaya çıkan kişinin dil, sosyal ve iletişim becerilerini bozan gelişimsel bir hastalık tablosudur. Otizmin sözcük anlamı “içine dönük” tür;  eskiden çocukluk şizofrenisi olarak da tarif edilirdi.  Günümüzde otizm yerine, otistik spektrum bozukluğu (autism spectrum disorders-ASD) ya da yaygın gelişimsel bozukluk (pervasive developmental disorders-PDD) terimleri tercih edilmektedir.</p>
<h3 style="color: #0066ff;">Otizmin Tarihçesi</h3>
<p>Otizm teriminin, ne zaman ortaya çıktığı, ne zaman araştırılmaya başlandığı, tam olarak belli değildir. Tarih boyunca otizmin varlığını düşündüren birtakım bulgular ve belgelere rastlanmaktadır. Özellikle çıkış kaynakları yüzyıllar öncesine dayanan bazı belge, efsane, masal ve hikâyede söz edilen bazı kişilerin davranış şekilleri otizmle çok benzeşmektedir.</p>
<p>Aslında otizm şizofrenik hastaların dış dünyayla olan ilişkilerini zamanla kaybetmelerini (içine kapanma) anlatmak için kullanılan ve yetişkin psikiyatrisi jargonundan alınma bir terimdir. Bu günkü anlamı ile algılanan otizm terimi ilk kez Amerika’lı psikiyatrist <strong>Leo Kanner</strong> tarafından <strong>1943</strong> yılında tanımlandı ve Kanner 11 çocukta gördüğü yaygın davranış bozukluklarını tanımlayarak bu tabloya “<strong>erken çocukluk otizmi</strong>” adını verdi.</p>
<p>1944 yılında Avusturya’lı psikiyatrist <strong>Hans Asperger</strong> de daha büyük yaştaki çocuk ve ergen bir grup çocukta gördüğü bazı davranış bozukluklarını “<strong>Otistik Psikopati</strong>” olarak adlandırdı. Kanner ve Asperger her ikisi de kendi sendromlarının birbirinde farklı olduğunu ileri sürmüşlerse de günümüzde bu tanımladıkları hastalık tablolarının büyük ölçüde birbirleriyle örtüşmekte olduğu kabul edilmektedir. Gerçekten de otistik birçok çocuk her iki klinik tabloya ait özelliklerin bir karışımına sahiptir.</p>
<p>Kanner genetik faktörlerin otizmde rol oynadığını düşünse de otizm tablosunu daha çok <strong>psikoanalitik teorilerle</strong> açıklamaya çalışmıştır. Kanner’e göre bu çocuklarda gözlenen hastalık tablosu soğuk, ilgisiz, kayıtsız ve katı, çocuklarına bir makineyle ilgilenen görevliler gibi davranan <strong>mükemmelliyetçi ve disiplin düşkünü</strong> (buzdolabı) anne-babalardan kaynaklanmaktadır. Kanner gördüğü çocukların anne-babalarının hemen hemen hepsinin meslek sahibi üniversite mezunlarından oluştuğunu ifade ediyordu. Bu çocukların potansiyel olarak normal ve iyi bir zekaya sahip olduklarını ama sevgi göstermeyen ebeveynleri yüzünden duygusal bakımdan hasarlı olduklarını düşünüyor ve beyinde fiziksel bir patoloji olmadığına kuvvetli bir biçimde inanıyordu.</p>
<p>Kanner’in fikirleri maalesef hekimleri çok etkilemiştir. Bunun doğal uzantısı olarak çocuklarını kurtarma çabasında ebeveynler de mevcut fikirlerden fazlasıyla etkilemiştir.  Bu yüzden birçok ebeveyn psikoanaliz seanslarına girmiş, ama sonuç elde edememişlerdir. Buna rağmen ana akım tıbbi kanaat önderleri, başarısızlıklarını kabul etmekte çok gecikmişlerdir.  Bu yüzden birçok ebeveyn suçluluk duygusundan bunalmış, Dünyaları zindan olmuş ya da birbirlerini suçlayıp ve boşanmışlardır.<br />
Günümüzde ise otistik çocukların ebeveynlerinin çoğunun Kanner’in dediği gibi üniversite mezunu olmadığını biliyoruz. Bu yanıltıcı durumun ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarını daha az hekime götürmelerine bağlı olduğunu düşünmekteyiz.  Ayrıca nerdeyse otistik çocuk sahibi olan ebeveynlerin hiç birinin çocuklarına buzdolabı gibi davranmadıklarını, hatta sağlam çocuklarından daha fazla ilgi ve şefkat gösterdiğini de biliyoruz.</p>
<p>Kanner’in bu yanıltıcı ve insafsız yargılara nasıl vardığını anlamak çok güçtür. Belki de Kanner’e gelen hasta grubu daha çok eğitimli ve sosyoekonomik durumu iyi olan kesimden geliyordu. Ayrıca eğitimli kesimin çocuklarının kırklı yıllarda, eğitimsiz kesimlere çok daha fazla rafine gıda tüketmeleri ve modernite nedeni ile kentsel yöre çocuklarının daha fazla toksik maddeye maruz kalması Kanner’in sorunu yanlış algılamasına neden olmuştu.</p>
<p>60’lı yıllara gelince psikoanalitik yaklaşıma karşı çıkan aileler bir araya gelerek aile dernekleri kurmaya başladılar. Bu kurumlar yaygınlaştı ve otizm hakkındaki düşüncelerin değişmesinde, ailelerin ve çocukların ihtiyaçlarının belirlenmesinde önemli bir rol oynadı.</p>
<p>Bilim adamları da artık uzun süre geçerliliğini koruyan otizme &#8220;<strong>buzdolabı anneler</strong>&#8220;in yol açtığı şeklindeki psikoanalitik bilimsel(!) inançtan büyük ölçüde vazgeçmeye ve genetik teoriyi ileri sürmeye başladılar.</p>
<p>Gerçekten de otizmim <strong>tek yumurta ikizlerinden</strong> birinde varken diğer eşinde olma olasılığı <strong>%60-80</strong> gibi yüksek bir oranda olması, ayrı yumurta ikizlerinde ve ikiz olmayan kardeşlerde de oranın <strong>%2-6</strong> gibi normal popülasyondan <strong>(%0.6</strong>) daha sık görülmesi genetik etyolojiyi destekleyen bulgular gibi görünmektedir.</p>
<p>Fakat otizmim tek yumurta ikizlerinin her ikisinde görülme oranının niye %100 değildi, ya da görülse bile eşlerden birinde daha ağır diğerinde hafif şiddette ortaya çıkıyordu? Sonra akraba evliliklerinde bir artış olmadıkça genetik hastalıkların  (örneğin hemofili, talasemi) sıklığında da bir artış olmazdı.  Bu nasıl bir genetik hastalıktı ki son yıllarda katlanarak artıyordu?</p>
<p>Klasik nöropsikiatrlar da 50-60 yıl gibi oldukça kısa zaman dilim aralığında genetik bir hastalığın sıklığının bu kadar artmaması gerektiğini tabii ki bilmektedirler.  <strong>Ama onların birçoğu otizm sıklığının yıllar içinde artmadığını sadece tanı kriterlerinin değiştiği ya da hekimler ve aileler bu konunun üzerine çok düştüğü için otistik çocuk sayısının artmış gibi göründüğünü iddia etmektedirler. </strong></p>
<p>Acaba bu ne kadar doğrudur? 1950 yılında hekimliğe başlayan <strong>William Crook</strong> isimli bir doktor hastalık tablosunu hakkında yeterli bilgisi olmasına rağmen ilk otizm tanısını 24 yıl sonra 1973’te koymuştur. Daha sonra da tanı koyduğu hastaların sayısı hızla artmıştır.</p>
<p>Bu durumu daha iyi aydınlatmak için <strong>Mark R Blaxill</strong> isimli bir bilim adamı 1960-2004 yılları arasında yapılan elliden fazla otizm sıklık çalışmasının meta analizini yapmıştır. Bu analize göre otizmdeki artışta tanı kriterlerinin değişmesinin fazla bir payının olmadığını kanıtlamıştır.</p>
<p>Blaxill’in yaptığı çok ayrıntılı incelemeye göre yetmişli yıllarda <strong>ABD’de 3/10,000’in</strong> altında olan otizm sıklığı, doksanlı yıllarda <strong>30/100,000’in</strong> üzerine çıkmıştır; yani 20 yıllık zaman diliminde en az on kat artmıştır. Otizm spektrumu tümü ile dikkate alındığında aynı zaman diliminde 5-10/10,000 olan sıklık <strong>50-80/10,000’e</strong> yükselmiştir.</p>
<p>Britanya’da ise seksenli yıllarda 10/10,000’in altında olan otizm sıklığı, doksanlı yıllarda 30/100,000’in üzerine çıkmıştır.</p>
<p>2002 yılında California’da yapılan bir çalışmada ise otizm sıklığı<strong> 1/166 (60/10,000)</strong> olarak bulunmuştur.  Biard ve arkadaşların Britanya’nın bazı bölgelerinde yapılan ve ünlü Lancet dergisinde 2006 yılında yayınlanan bir çalışmasında ise 1/86 (60/10,000) gibi çok daha yüksek bir oran saptanmıştır.</p>
<p>Ülkemizde detaylı bir toplum araştırması yoktur, fakat bizdeki sıklığın da 40-60/10,000 dolaylarında olduğu sanılmaktadır.</p>
<p><strong>1987’den 1998’e kadar olan 10 yıllık zaman diliminde California’da otizm nedeni ile tedavi gören çocuk sayısı 2.7 kez artmıştır. 1991’den 1997 yılları arasındaki artış ise 5.6 kattır.</strong></p>
<p>Bütün bu araştırmalar otizmin muazzam bir şekilde arttığını ve bu durumun temel olarak sadece genetik nedenli olmayacağını, çevresel faktörlerin otizm tablosunun oluşumunda çok daha önemli rollerinin olduğunu kuvvetle düşündürmektedir.</p>
<p>Nitekim 80 yıllardan itibaren çevresel zararlı maddelerin otizm üzerine olan etkileri daha iyi anlaşılmaya başlandı. Bu bağlamda biyomedikal tedavileri hakkında yüzlerce araştırma yayınlandı. Bu araştırmalara göre otizmin <strong>genetik alt yapısı olan, enfeksiyonlar, toksik kimyasallar, hipoksemi ve gıdalardaki protein ve peptitlerle tetiklenen ve yaygın gelişimsel bozukluğa yol açan nöroimmün bir klinik tablo olduğu anlaşılmaya başlandı. </strong></p>
<p><strong>Sidney M. Baker</strong> adlı araştırıcı 1950’lerden günümüze otizmdeki patlamadan aşağıdaki faktörleri sorumlu tutmuştur.</p>
<p>1. Antibiyotik kullanılmasının artması<br />
2. Ağır metal içeren aşıların ve çoklu virus aşılarının (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-MMR gibi) kullanılmasındaki artış.<br />
3. Ekilebilir toprakların fakirleşerek sebze ve meyvelerdeki vitamin ve mineral içeriğinin düşmesi.<br />
4. Omega-3 tüketiminin azalması<br />
5. Ağır metal, ilaç ve toksinlere fazla maruz kalınılması.</p>
<p>Otizmin artması antibiyotik kullanılmaya başladıktan sonraki zamanla çakışmaktadır. 1950 yılında ABD’de 200 ton olan antibiyotik tüketimi 1990’da 20000 tona çıkmış, yani yaklaşık 100 kat artmıştır.</p>
<h3 style="color: #0066ff;">OTİSTİK ÇOCUKLARDA TOKSİKOLOJİK İNCELEMELER</h3>
<p><strong>1988 yılında Edelson and Cantor 56 otistik çocuğu inceleyip, 56’sında da ağır metal yükü saptadılar.</strong> Araştırıcıların elde ettiği sonuçlara göre bu 56 çocuğun 55’inde karaciğer detoksifikasyon sisteminin iyi çalışmıyordu, 53’ünde de bir ya da daha fazla ağır metal dışı toksik kimyasal madde (ağır metal dışında) yükü vardı.  Bu toksinlerin başlıcaları böcek ilaçları, tarım ilaçları, dezenfektan gazlar, antibiyotikler, deodoranlar ve çok sayıda aromatik ve alifatik solventlerdir.</p>
<p>Ülkemizin ilk ve tek DAN doktoru olan <strong>Uz. Dr. Cem Kınacı’nın</strong> yaklaşık 700 hasta üzerinde yaptığı araştırmada otistik hastaların tümüne yakın bölümünde ağır bir metal zehirlenmesi vardır. Ülkemizde en çok <strong>kurşun zehirlenmesi</strong> görülmekte, onu cıva zehirlenmesi takip etmektedir. Arsenik, kadmiyum, alüminyum ve uranyum zehirlenmeleri ise daha az görülmektedir.</p>
<p>Maalesef bu toksinlerin bazıları devamlı soluk alıp verdiğimiz evlerimizin havasında badanasında, halısında, mobilyasnda, elektronik eşyalarında, hatta pencerelerinde de mevcuttur. Bu toksinler başta çocuklar olmak üzere bütün ev halkının davranış, algılama, bilişim ve motor fonksiyonlarında değişik şiddetlerde bozukluklara neden olmaktadır. Yaş ne kadar küçük ve beyin ne kadar az olgun ise zarar da o oranda artmaktadır.</p>
<p>İşin kötüsü bu toksinler kişinin detoksifikasyon yeteneği ile ilişkili olarak çok düşük düzeylerde bile etkili olabilmektedir. <strong>Yani genetik olarak detoksifikasyon yeteneği iyi olmayan kişiler çok düşük düzeyde toksinlerden bile etkilenebilmektedir.</strong> Detoksifikasyon reaksiyonları iyi çalışan ve yeterli doğal gıda alanlar ise toksinlerden fazla etkilenmemektedirler.<br />
Ayrıca bu toksinler vücudumuzdaki diğer reaksiyonları katalizleyen enzimler gibi detoksifikasyon işlemini hızlandıran enzimlerin fonksiyonlarını da bozarak sorunu daha da ağırlaştırmaktadır.  Rafine ve doğal olmayan gıdaların vitamin ve minerallerden fakir olması zaten yavaşlamış olan detoksifikasyon reaksiyonlarını daha da tembelleştirmektedir.</p>
<h3 style="color: #0066ff;">AYNI ÇEVRESEL TOKSİK ETKENE MARUZ KALAN HER ÇOCUKTA NİYE OTİSTİK TABLO GELİŞMEMEKTEDİR?</h3>
<p>Tabii ki şu soru da akla gelmektedir. Madem ki otizm fenilketonüri, hemofili, talasemi gibi klasik bir tek genle kalıtlanan bir hastalık değildir, (ki öyledir), o zaman aynı çevresel toksik etkene maruz kalan bir çocukta hastalık tablosu gelişirken diğer çocuklarda niye aynı tablo gelişmemektedir?</p>
<p>Aynı çevresel zararlıya (ağır metal, böcek ilacı, antibiyotik, enfeksiyon vb) maruz kalmasına rağmen her çocukta otizm tablosunun görülmemesi otizme yatkınlık sağlayan tek-gen polimorfizmlerinin varlığı ile açıklanabilir.</p>
<p>Tek-gen polimorfizminde talasemi, hemofili gibi hastalıklarda olduğu gibi bir gen eksikliği yoktur.  Burada gen ya da genlerin kalitesi bozuktur ve idare ettiği enzim tembel çalışır.</p>
<p>İnsanlar çevresel zararlıya (ağır metal, böcek ilacı, antibiyotik, enfeksiyon vb) maruz kaldıklarında vücutlarına çalışan detoksifikasyon (zehirden kurtulma) mekanizmaları ile bunları temizlemeye çalışır. Detoksifikasyon mekanizmaları genetik olarak belirlenir ve kişiden kişiye değişir. Bu değişkenlik gen polimorfizmlerinin sayısı ve bozukluğun derecesi ile ilişkilidir.</p>
<p>Bu mekanizmalar nüfusun %65’inde oldukça iyi çalışır; geri kalan %32’sinde yavaş, <strong>%2.5’şinde</strong> ise çok az çalışır. Otizm, Alzheimer, mültipl skleroz, şizofreni, bipoler bozukluk, çocuklar bu %2.5’in içindedir. Fakat çevresel toksinlerin mevcut artışı sürer ve doğal beslenmeden daha da uzaklaşılırsa %32’lik bölümde de bu hastalıklar fazla görülecektir.</p>
<p>Detoksifikasyon mekanizmalarının etkinliği başlıca 4 faktöre bağlıdır;<br />
1. Polimorfizm sayısı<br />
2. Genlerin idare ettiği bu enzimlere yardımcı olan vitaminler (D vit, C vit, B kompleks vit. vb) ve minerallerin (çinko, selenyum, magnezyum vb) yeterli olup olmaması<br />
3. Maruz kalınan toksin miktarı<br />
4. Maruz kalınan yaş</p>
<p>Sık rastlanılan gen polimorfizmleri</p>
<ul>
<li>MTHFR &#8211; Metilen Tetrahidrofolat Redüktaz</li>
<li>COMT- Katekolamin O- Metiltransferaz</li>
<li>MAO- Mono amin oksidaz</li>
<li>MTRR/MTR- Metionin Sentaz ve Metionin Sentaz Redüktaz</li>
<li>BHMT-Betain Homosistein Metiltransferaz</li>
<li>TCII-Transcobalamin</li>
<li>GABRB3- GABA Reseptorü</li>
<li>ADA &#8211; Adenozin Deaminaz</li>
<li>Mutant UBE3A &#8211; ubikitin ligaz</li>
<li>CPOX &#8211; Korproporfirin Oksidaz</li>
<li>PON1 &#8211; Paroksonaz</li>
<li>VDR – D vitamini reseptörü</li>
</ul>
<p>Gen polimorfizmleri onbinlerce yıldan beri var olmalarına karşın otizm tablosuna neden olmamışlardır.  Ancak son elli-atmış yılda artan çevre kirliliği nedeni ile otizmde tam anlamı ile bir patlama olmuştur. Eğer çevresel etkene maruz kalınmasa, sadece polimorfizmlerin varlığı çocukları otistik yapmaya yetmemektedir.</p>
<p>Çevresel faktörün şiddeti ve zamanlaması da önemlidir. Eğer çevresel faktöre anne karnında maruz kalınmış ve bu faktör güçlü ise otizm kendini bebek doğduğu zaman ortaya çıkar. Bu hastalar çok ağırdır, hepsinde başından itibaren motor, mental ve psişik gelişiminde gerilik vardır.</p>
<p>Otistik olguların çoğunda ise bebek başlangıçta tümüyle normaldir. Belli bir süre sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlamaktadır. Bu genellikle yaşamın ilk 6 ay- 18 ayıdır.  Otizmim bu sık görülen şekline <strong>regresif otizm</strong> denir.</p>
<h3 style="color: #ff0000;">OTİZMİN OLUŞ MEKANİZMASI</h3>
<p>Otizmin başta gelen nedenleri ağır metaller, antibiyotikler ve diğer kimyasal toksik maddelerdir. Diğer nedenler arasında enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida) ve beyin kan akımında azalma gelmektedir. Genetik yatkınlıkları (tek-gen polimorfizmleri) nedeni ile bu toksinler ve enfeksiyonlar ile yeterince baş edemeyen çocuklarda bir dizi birbirine bağlı mekanizmaların etkisi ile otizm tablosu oluşmaktadır (Şekil-1).</p>
<p><img src="http://beslenmebulteni.com/bes/images/stories/karma/tablo.gif" border="0" alt=" " width="450" height="569" /></p>
<h5>Şekil 1. Otizmin muhtemel oluş mekanizması</h5>
<h4 style="color: #ff0000;">
EK: AĞIR METAL KAYNAKLARI</h4>
<p>Not bu liste tam değildir, eksikliklerin tamamlanmasında herkese görev düşmektedir. Diğer kimyasal toksinlerin de listelerinin hazırlanması gerekir.</p>
<h5>Civa kaynakları</h5>
<ul>
<li>Egzoz gazları ve kirli hava</li>
<li>Böcek ilaçları</li>
<li>Amalgam diş dolguları</li>
<li>İçme suları</li>
<li>Keçe</li>
<li>Kulak ve burun damlaları</li>
<li>Bazı aşılar (karma aşı, hepatit B, HiB, grip)</li>
<li>Kan grubu uyuşmazlığını önleyen ilaçlar</li>
<li>Kontakt lens solüsyonları</li>
<li>Çamaşır yumuşatıcıları</li>
<li>Deniz ürünleri</li>
<li>Talk pudrası</li>
<li>Kozmetikler (maskara)</li>
<li>Ahşap koruyucuları</li>
<li>Yer cilaları ve parlatıcıları</li>
<li>Piller</li>
<li>Cıvalı idrar söktürücüleri</li>
<li>Elektrikli aletler</li>
<li>Patlayıcılar</li>
<li>Fluoresan lambalar</li>
<li>Boyalar</li>
<li>Tarım ilaçları</li>
<li>Petrol ürünleri</li>
<li>Musluk suyu</li>
</ul>
<h5>Kurşun kaynakları</h5>
<ul>
<li>Motorlu araçların yaydığı egzoz gazları</li>
<li>Kurşun borularla evimize ulaştırılan sular</li>
<li>Kalıcı rujlar</li>
<li>Vinil okul çantaları</li>
<li>Ders araçları,</li>
<li>Duvar boyaları</li>
<li>Tekstil boyaları</li>
<li>Oyuncaklar</li>
<li>İçme suları</li>
<li>Dökme demir</li>
<li>Kirli hava</li>
<li>Porselen veya çelikten yapılmış banyo küvetleri</li>
<li>Piller</li>
<li>Konserve gıdalar</li>
<li>Kimyasal gübreler</li>
<li>Toz</li>
<li>Endüstriyel bölgelerde yetişmiş gıdalar</li>
<li>Saç boyaları</li>
<li>Kurşunlu cam</li>
<li>Böcek öldürücüler</li>
<li>Sigara dumanı</li>
</ul>
<h5>Alüminyum kaynakları</h5>
<ul>
<li>Pişirme kapları</li>
<li>Folyolar</li>
<li>İçme suları</li>
<li>Antiasitler (mide ilaçları)</li>
<li>Aşılar (Pnömokok, Hepatit A, HPV)</li>
<li>Deodoranlar</li>
<li>Tamponlu aspirin</li>
<li>Gıda katkıları</li>
<li>Rujlar</li>
<li>Konserve edilmiş asidik yiyecekler</li>
<li>Bazı ishal ilaçları</li>
<li>Bazı hemoroit ilaçları</li>
<li>İşlenmiş bazı peynirler</li>
</ul>
<h5>Arsenik kaynakları</h5>
<ul>
<li>Kirli hava</li>
<li>İçme suyu</li>
<li>Balıklar</li>
<li>Böcek öldürücüler</li>
<li>Tarım ilaçları</li>
<li>Endüstiriyel et ürünleri</li>
<li>İşlenmiş bazı metaller</li>
<li>Deniz ürünleri</li>
<li>Özel cam ürünleri</li>
<li>Tahta koruyucuları</li>
</ul>
<h5>Kadmiyum kaynakları</h5>
<ul>
<li>Sigara dumanı</li>
<li>Kirli hava</li>
<li>Kadmiyumlu topraklarda yetişen bazı meyve ve sebzeler</li>
<li>Böbrek, karaciğer, tavuk gibi et ürünleri</li>
<li>Böcek öldürücüler</li>
<li>Karayollarındaki tozlar</li>
<li>Nikel-kadmiyumlu piller</li>
<li>Boyalar</li>
<li>Fosfatlı gübreler</li>
</ul>
<h5>Nikel kaynakları</h5>
<ul>
<li>Elektrik düğmeleri</li>
<li>Aydınlatma gereçleri</li>
<li>Seramik</li>
<li>Kakao</li>
<li>Soğuk saç perması</li>
<li>Yemek pişirme kapları</li>
<li>Kozmetik ürünler</li>
<li>Metal paralar</li>
<li>Diş malzemeleri</li>
<li>Bazı çikolatalar</li>
<li>Margarinler</li>
<li>Endüstriyel alanların yakınında üretilmiş gıda ürünleri</li>
<li>Saç spreyleri</li>
<li>Endüstriyel atıklar</li>
<li>Süs eşyaları</li>
<li>Metal rafinerileri</li>
<li>Metal eşyalar</li>
<li>Nikel-kadmiyum piller</li>
<li>Ortodonti malzemeleri</li>
<li>Şampuanlar</li>
<li>Musluk suyu</li>
<li>Fermuarlar</li>
<li>Sigara dumanı</li>
</ul>
<h3 style="color: #0066ff;">AĞIR METAL HANGİ YÖNTEMLE SAPTANMALI?</h3>
<p>Ağır metallerin varlığını saptamak için, kan saç ve idrardan alınan örneklerin özel yöntemlerle incelenmesi gerekmektedir. Başlıca ağır metal testleri şunlardır;</p>
<p>1. Kanda ağır metal testi<br />
2. Saçta ağır metal testi<br />
3. İdrarda ağır metal testi<br />
4. İdrarda ağır metal testi (DMSA ile uyarılmış)<br />
5. Dokuda ağır metal testi (ağır metallerin porfirin ile yaptığı bileşikler)</p>
<p>Toksik ağır metaller özellikle beyin gibi yağdan zengin doku ve organları seçip orada otururlar. Otistik çocuklar ağır metalleri organ ve dokulardan yeteri kadar hızla atamazlar. Dolayısıyla ağır metaller kana karışmadıkları için yeteri kana, saça ve idrara yeteri kadar geçmeyebilirler.</p>
<p>Örneğin yapılan bir araştırmada normal çocuklardan alınan saç örneklerinde referans aralıklarda (normal düzeylerde) ağır metallere rastlanırken, otistik çocuklarda bu düzey ya çok düşük ya da sıfır olarak saptanmıştır.</p>
<p>Yani hastada ağır metal yükü olmasına rağmen kanda, saçta ve idrarda yapılan ağır metal testi normal çıkabilir, bu da teşhisin atlanmasına neden olabilir. Bu testler ancak son zamanlarda maruz kalınan ağır metali gösterebilirler.</p>
<p>Ancak DMSA gibi bir şelasyon ajanının uygun dozda verilmesini takiben en az 6 saat sonrasında alınan kan, saç ya da idrar örneklerinde toksik ağır metalleri saptamak mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle pratikte istenilmesi gereken en doğru test DMSA ya da başka bir şelatörle ile uyarılmış ağır metal testidir.</p>
<p>Bazen ağır metal dokuya o kadar sıkı yapışmıştır ki DMSA ile uyarılan örneklerde bile tespiti mümkün olamamaktadır. Çok sık görülmeyen bu durumda porfirin testi yapılması uygun olacaktır. Çünkü bu test ile doku içindeki ağır metali bile saptanabilmektedir.</p>
<h3 style="color: #0066ff;">Normal gibi görünen kişilerde de ağır metal boşaltımı</h3>
<p>Normal gibi görünen kişilerde de ağır metal boşaltımı fazla olabilir mi? Tabii ki olabilir ve zaten olmaktadır da. Bu durum bazı hekimlerde ve hastalarda kuşkuya yol açmaktadır. Yani ağır metal yükünün fazla olması otizmin nedeni olmayabilir mi? sorusunu akla getirmektedir.</p>
<p>Aslında ağır metal değerleri ile klinik belirtiler arasında doğru bir orantı yoktur. Aynı ağı metal düzeylerinde klinik belirtiler hafif (yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon zafiyeti vb) olabileceği gibi otizm, Alzheimer hastalığı ya da şizofrenide olduğu gibi çok ağır da olabilir. Bu değişkenlik kişinin ağır metali boşaltma kapasitesi ile ilgilidir. Ayrıca kişinin beyin gelişiminin hızlı olduğu erken yaşta ağır metale maruz kalması da önemli bir etken olmaktadır.  Az önce söylediğimiz gibi en ağır belirtiler DMSA ile bile ağır metal boşaltımı yapamayan kişilerde görülmektedir.</p>
<p>Bazen şelasyon uyguladığımız kişilerde 6 ay sonra x ağır metalinin daha da arttığı ve hatta daha önce normal sınırlarda olan bir y metalinin patolojik sınırlara geçtiğini görmekteyiz. Halbuki o sırada hasta klinik olarak daha iyiye gidebilmektedir.</p>
<p><strong>Ağır metal yükü hiçbir zaman normal olarak kabul edilemez!</strong> Ağır metaller sıfır olmalıdır, yani sıfırın üzerindeki her değer patolojiktir. Bu nedenle bir X değerinin laboratuar normalleri arasında kalmasının hiçbir garantisi yoktur.</p>
<p>Çok yüksek ağır metal değerlerine sahip olan çocuklarda bile mutlaka, başka etiolojik faktörler de (kimyasal toksinler) araştırılmalıdır.</p>
<h5 style="color: #0066ff;">DMSA İLE UYARILMIŞ İDRARDA AĞIR METAL TARAMASI</h5>
<p>Hasta gece son idrarını yapar.</p>
<p>Kilogram başına 30 mg miktarda DMSA&#8217;yı tek seferde ağızdan alınır. Maksimum doz 1800 miligramı geçmemelidir (1 tablet=100mg).</p>
<p>Hasta kapsül alamıyorsa, kapsülleri açıp içeriğini asitli olmayan herhangi bir gıdaya karıştırılarak verilir.</p>
<p>Sabah alınan ilk idrar temiz bir cam kaba alınır ve verilen özel örnek kabına en az yarısını dolduracak miktarda aktarılır. Eğer hasta çocuksa ve bez kullanıyorsa eczanelerde satılan idrar toplama torbalarını da kullanılabilir.</p>
<p>DMSA verildikten sonra idrar toplanması için gerekli süre 6 &#8211; 9 saattir. İlk 6 &#8211; 9 saat boyunca yapılan tüm idrarları bir arada toplanılır ve bu karışımdan alınanı örnek olarak götürülür.</p>
<p>Bu test halen Türkiye’de LS-MS aleti ile <strong>İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsünde</strong> yapılabilmektedir. Bu test zararlı bütün metalleri (cıva, kurşun, kadmiyum, alüminyum, uranyum vb) gösterirken aynı anda faydalı bütün metalleri de (selenyum, demir, lityum, çinko, magnezyum vb) aynı anda göstermektedir.</p>
<h5 style="color: #0066ff;">AĞIR METAL VE TOKSİN TEMİZLEME TEDAVİSİ</h5>
<p>Ağır metal ya da toksin temizliği aylar ve hatta yıllar süren bir süreçtir. Deyim yerinde ise bir maraton gibidir. Tedavi çok yönlü olup sabırlı ve bilgili olmak şarttır. Tedavinin ana unsurları şunlardır.<br />
Çevresel etkenlerin uzaklaştırılması</p>
<ul>
<li>Uygun diyet uygulanması</li>
<li>Sindirim sisteminin düzeltilmesi</li>
<li>Doğal gıdaların kullanılması</li>
<li>Bağışıklık sisteminin desteklenmesi</li>
<li>Vücudun toksinleri temizleme yollarının desteklenmesi</li>
<li>Doğal veya kimyasal yollarla ağır metallerin uzaklaştırılması</li>
<li>Hiperbarik oksijen tedavisi</li>
</ul>
<h5 style="color: #ff0000;">ŞELASYON TEDAVİSİ</h5>
<p>Şelasyon cıva, kurşun, arsenik ve benzeri toksik ağır metallerin bazı ilaçlara bağlanarak vücuttan atılmasının (temizlenmesinin) sağlanmasıdır.</p>
<p>Temel olarak dört ilaç kullanılmaktadır:</p>
<p><strong>DMSA</strong> (Di-Mercapto-Succinic Acid) en çok tercih edilen şelasyon ajanıdır.</p>
<p><strong>DMPS</strong> (Di-Mercapto-Propane-Sulfonate) sık kullanılan diğer ajandır.</p>
<p>DMSA’nın geniş bir yelpazedeki zehirli metalleri (kurşun, cıva, arsenik, kalay, kadmiyum, nikel, tungsten, uranyum antimon, platin vb) bağladığı ve vücuttan attığı ispat edilmiştir.</p>
<p>İkinci sırada tercih edilecek ajan ise <strong>DMPS</strong> olmalıdır.</p>
<p>Saptanan metallerin özelliğine göre <strong>EDTA</strong> ve <strong>ALA</strong> da ilk iki sıradaki ajanlarla dönüşümlü olarak kullanılabilir.</p>
<h5 style="color: #ff0000;">Şelasyon tedavisi hangi şartlarda yapılabilir?</h5>
<p>Şelasyon her otistik çocuğa uygulanabilecek bir tedavi yöntemi olmadığı gibi, deneyimli ve yetkin olmayan kişilerce uygulandığında ciddi zararlar verebilir. Bu tedavi öncesinde bu tedaviye gerek olduğu mutlaka kanıtlanmalıdır.</p>
<p>Bu tedavi sadece ağır metallerden etkilenen ve bu tedavinin uygulanabileceği özelliklere sahip yani böbrek, karaciğer ve kemik iliği hastalığı olmayan ve tedavi öncesinde yapılacak testlerle mevcut mineral düzeyleri yeterli bulunan çocuklara önerilebilir.</p>
<p>Bir diğer önemli konu da şelasyon tedavisi öncesinde <strong>glutatyon </strong>seviyesini normal düzeye getirmektir.<br />
Glutatyon’un toksik ağır metalleri bağlayarak vücuttan atılmalarını sağlamak gibi çok önemli bir role sahip olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>DMSA ile yapılan şelasyon tedavisi esnasında çinko boşaltımı hemen hemen iki kat artmaktadır.<br />
Bu nedenle çinko seviyesi tedavi öncesi ve esnasında izlenmeli ve normal seviyeyi koruyabilmek için gerektiğinde çinko takviyesi yapılmalıdır.</p>
<p>DMSA demir, kalsiyum ve magnezyum boşaltımını etkilemez; bakır boşaltımını ise artırır.</p>
<p>Bakır, otistik çocuklarda genellikle fazladır, bu yüzden bu atılım faydalıdır ancak bakır seviyesi tedavi öncesi ve esnasında yine de takip edilmelidir. Çünkü bakır düşüklüğü de zararlı bir durumdur.</p>
<p>Şelasyon tedavisinde, özellikle küçük çocuklarda ve ağızdan tedaviyi reddeden olgularda tercih edilmesi gereken ilaç veriliş biçimi ciltten emilim yoluyla olmalıdır. (<strong>transdermal</strong>) Bu zaten en güvenli yoldur.</p>
<p>Oral (ağız yoluyla) DMSA, temini kolay ve ucuz olması nedeniyle sıklıkla ilk tercih edilen ajan olmaktadır. Karaciğer yetersizliği olan olgularda ise <strong>rektal</strong> (makat) yol diğer bir alternatiftir.</p>
<p>Tedavinin yavaş ve optimal dozlarda olması, ağır metallerle birlikte atılabilecek faydalı minerallerin takip edilerek zamanında yerine konulabilmesine olanak sağlayacaktır.</p>
<p>Hızlı yapılacak bir tedavide ise pek çok organdan ve aynı anda kana çok miktarda ağır metal karışacaktır. Bu durumda beynin attığından fazlasıyla karşılaşması söz konusu olabilecektir (reexposure). Damar yolu ile yapılan (IV) şelasyon tedavisi (EDTA, ALA) bu nedenle ön planda önerilmemektedir. <strong>Unutulmamalıdır ki şelasyon bir “maraton” dur ve bu tedavide kısa mesafe koşucusu gibi davranılmamalıdır.</strong></p>
<p>Şelasyon tedavisi öncesinde vücudun çeşitli fonksiyonlar için gereksinimi olan elementlerin düzeyi araştırılmalıdır. Varsa eksikler yerine konulmalı ve tedaviye bundan sonra başlanmalıdır. Ayrıca tedavi süresince de çocuklara mineral ve vitamin desteği verilmelidir. Bağırsak sorunları olan çocuklarda DMSA kullanılmasının mantar enfeksiyonlarını azdırabilir.</p>
<h5 style="color: #ff0000;">Şelasyon tedavisinin olası yan etkilerinin saptanması ve alınması gereken önlemler</h5>
<p>Nadir de olsa karaciğer, böbrek ve kemik iliği olumsuz etkilenebilmektedir. Tedavi süresince uygun aralıklarla mineral düzeylerinin yanı sıra ilgili tetkikler 2-3 ay gibi aralıklarla tekrarlanarak hastayı <strong>yakından takip etmek</strong> önemlidir.</p>
<p>DMSA temelde idrar yoluyla atıldığı için <strong>böbrek</strong> fonksiyonları kontrol (kan kreatini, kan üresi) edilmelidir.</p>
<p><strong>Kemik iliği</strong> baskılanmasına yol açabilme olasılığına karşın kan bulgularını kontrol etmek gereklidir (tam kan sayımı).</p>
<p><strong>Karaciğere</strong> zarar verebilme olasılığına karşın karaciğer fonksiyonlarını kontrol etmek (ALT, AST, GGT).</p>
<h5 style="color: #006633;">KLOROFİL İÇEREN BİTKİLERLE ŞELASYON</h5>
<p>Kimyasal toksin ve ağır metallerin vücuttan uzaklaştırılmasında klorofilden zengin gıdaların önemi büyüktür.  Yeşil sebzelerin ortalama klorofil içeriği % 0.5’den daha azdır. Yosunlar ve çimler (klorella, spirulina, mavi-yeşil alg, deniz börülcesi, buğday çimi, arpa çimi) ise daha fazla klorofile sahiptirler. <strong>Yeşil algler içinde en yüksek (%3-5) klorofil içeren bitkiler klorella ve spirulinadır.</strong> Bu yosunların %20’sini fibröz (telsi) kabuk, %80’ini ise iç kısım oluşturur.</p>
<p>Toksinler ve ağır metallerin çoğu kandan bağırsağa atılır. Atılan bu zararlı maddelerin bir kısmı dışkı ile boşaltılırken geri kalan kısmı tekrar emilerek kana geçer. Klorella ve spirulinanın fibröz (telsi) kabuk kısmındaki mukopolisakkaritler ağır metalleri, böcekkıranları (pestisid), DDT, hidrokarbon ve polikarbonları tutarak vücutta birikimini önler. Burada bulunan klorofil içeriği zengin otlar ve yosunlar toksinlerin tekrar emilmesini engellerler.</p>
<p>Klorella veya spirulina gibi yosunlar Japonların yosun yemekleri (suşi) gibi çok sağlıklıdır. Çok miktarda vitamin, mineral, amino asit ve diğer besin maddelerini içerirler. Klorella ve spirullinada insan vücudu için gerekli nerdeyse bütün maddeler bulunur.</p>
<h5 style="color: #006633;">Klorellada bulunan maddeler</h5>
<ul>
<li>Yüksek miktar (%58) ve kalitede protein:  Bütün amino asitleri içerir.</li>
<li>Bütün B kompleks vitaminleri (B12 dahil).</li>
<li>C vitamini</li>
<li>E vitamini</li>
<li>Beta-karoten.</li>
<li>Makromineraller: Kalsiyum, magnezyum, potasyum.</li>
<li>Mikromineraller: Çinko, selenyum, demir</li>
<li>Omega-3 yağ asitleri: GLA.</li>
<li>Mukopolisakkaritler</li>
<li>Nukleik asitler (RNA &amp; DNA): %13</li>
<li>Klorofil</li>
<li>Klorella büyüme faktörü: %18</li>
</ul>
<h5 style="color: #006633;">Klorella veya spirulinanın diğer özellikleri</h5>
<ul>
<li>Klorella veya spirulina demir boşaltımını artırmaz. Tam tersine demir içerdikleri için kan demir düzeyini artırır.</li>
<li>Klorella veya spirulina birkaç gün içinde ağız kokusunu giderir; pis dışkı kokusunu da giderir.</li>
<li>Klorella veya spirulina klorofilaz ve pepsin gibi sindirim enzimlerini ihtiva eder.</li>
<li>DMSA’dan farklı olarak klorella bağırsakta veya spirulina mantarların üremesini artırmaz. Tam tersine bağırsakta bulanan probiyotiklerin (laktobasiluslar) normalin 4 kat daha fazla üremesini sağlar.</li>
<li>Klorella ya da spirulina alan kişilerde ilk günlerde gaz, kramp, kabızlık ve ishal gibi bağırsak hareketlerinin artış belirtileri görülebilir.</li>
<li>Klorella büyüme faktörünün yaşlanmayı önleyici bir etkisi vardır.</li>
<li>Klorella Büyüme Faktörü (KBF) bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı etkilidir.</li>
<li>KBF ve klorellanın içerdiği yüksek miktarlardaki DNA ve RNA sinir ve diğer doku hücrelerinin tamirine yardımcı olur.</li>
</ul>
<h5 style="color: #006633;">Klorella-Spirullina/Dozaj</h5>
<ul>
<li>Erişkin bir insan günde üç gram klorella veya spirulina idame dozu olarak yeterlidir.</li>
<li>5-7 gram daha etkili olacaktır.</li>
<li>Ağır metali olan erişkin kişilerde önerilen toplam doz günde en az 10 gramdır; 20 grama kadar çıkılabilir.</li>
<li>30 kg bir çocuk için 5 gram, 10 kg&#8217;lık bir çocuk için 3 gram uygun olur.</li>
<li>Spirulina ve klorella benzer özelliklere sahip olsalar da farklı özellikleri nedeni ile kombine edilmeleri daha iyi olabilecektir.</li>
<li>2 kısim spirullina/ bir kisım klorella alınması önerilmektedir.</li>
</ul>
<h5 style="color: #ff0033;">EPSOM TUZU (MAGNEZYUM SÜLFAT) BANYOSU</h5>
<ul>
<li>Sülfatlar ağır metal temizliğine yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir.</li>
<li>Otistik çocukların çoğunda hem magnezyum hem de sülfatlar düşüktür.</li>
<li>Magnezyum sülfat suya koyulduğunda magnezyum ve sülfata ayrışır.</li>
<li>Her iki molekülde deriden emilir. Sülfatın etkisi 7-8 saat kadar sürer.</li>
<li>Magnezyum sülfat tozunu kaynar suda iyice eritin.</li>
<li>Küvetin içine dayanılabilecek kadar sıcak su koyun ve içine magnezyum sülfatlı suyu ilave edin.</li>
<li>Başlangıçta yarım çay bardağı magnezyum sülfat tozu kullanın ve daha sonra tolere ettikçe 1-3 çay bardağına kadar çıkın.</li>
<li>Yan etkiler: Huzursuzluk ve hiperaktivite olursa dozu azaltın. Banyo suyu yutulursa ishal yapar.</li>
<li>Küvet içinde en az 20 dakika kalınmalıdır.</li>
<li>Banyodan sonra isterseniz durulanmaya ve kurulanmayabilirsiniz.</li>
<li>Magnezyum sülfat derinizde beyaz toz şeklinde kalır ve etkisi devam eder.</li>
<li>Magnezyum sülfat kimya ve ecza depolarında kilo ile satılır.</li>
</ul>
<h3 style="color: #0066ff;">Sonuç</h3>
<p>Belki herkes farkında, ama konunun yeterince önemsenmediği açık. Otistik çocukların hemen hepsi zehirlenmiş vaziyette ve sorunun önü alınamıyor. Artık konu akademik bir tartışma olmaktan çıkmalıdır. Bu bir halk sağlığı sorunudur ve sivil ve resmi kuruluşlar otizme ya da diğer nöropsikiatrik hastalıklara neden olan çevresel toksinlere karşı mücadeleye başlamalıdırlar.  Aksi halde torunlarımızın belki de çocuklarımızın bu Dünya’da yaşama şansı kalmayacak.</p>
<h5>Prof. Dr. Ahmet Aydın<br />
<a href="mailto:%20%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20var%20prefix%20=%20%27ma%27%20+%20%27il%27%20+%20%27to%27;%20var%20path%20=%20%27hr%27%20+%20%27ef%27%20+%20%27=%27;%20var%20addy6170%20=%20%27besahmet%27%20+%20%27@%27;%20addy6170%20=%20addy6170%20+%20%27yahoo%27%20+%20%27.%27%20+%20%27com%27;%20document.write%28%20%27%3Ca%20%27%20+%20path%20+%20%27%5C%27%27%20+%20prefix%20+%20%27:%27%20+%20addy6170%20+%20%27%5C%27%3E%27%20%29;%20document.write%28%20addy6170%20%29;%20document.write%28%20%27%3C%5C/a%3E%27%20%29;%20//--%3E%5Cn%20%3C/script%3E%20%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20document.write%28%20%27%3Cspan%20style=%5C%27display:%20none;%5C%27%3E%27%20%29;%20//--%3E%20%3C/script%3EBu%20e-Posta%20adresi%20istek%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20postalardan%20korunmaktad%C4%B1r,%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCl%C3%BCyebilmek%20i%C3%A7in%20JavaScript%20etkinle%C5%9Ftirilmelidir%20%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20document.write%28%20%27%3C/%27%20%29;%20document.write%28%20%27span%3E%27%20%29;%20//--%3E%20%3C/script%3E"><span style="color: #006da3;"> <script type="text/javascript">
 &lt;!--
 var prefix = '&amp;#109;a' + 'i&amp;#108;' + '&amp;#116;o';
 var path = 'hr' + 'ef' + '=';
 var addy20800 = 'b&amp;#101;s&amp;#97;hm&amp;#101;t' + '&amp;#64;';
 addy20800 = addy20800 + 'y&amp;#97;h&amp;#111;&amp;#111;' + '&amp;#46;' + 'c&amp;#111;m';
 document.write( '&lt;a ' + path + '\'' + prefix + ':' + addy20800 + '\'&gt;' );
 document.write( addy20800 );
 document.write( '&lt;\/a&gt;' );
 //--&gt;\n </script></span></a><span style="color: #006da3;"><a href="mailto:besahmet@yahoo.com">besahmet@yahoo.com</a> <script type="text/javascript">
 &lt;!--
 document.write( '&lt;span style=\'display: none;\'&gt;' );
 //--&gt;
 </script><span style="display: none;">Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  <script type="text/javascript">
 &lt;!--
 document.write( '&lt;/' );
 document.write( 'span&gt;' );
 //--&gt;
 </script></span></span></h5>
<h5>İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD<br />
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı</h5>
<h3 style="color: #0066ff;">KAYNAKLAR</h3>
<ul>
<li>Aronsson AM; Lind B, Nylander M, Nordberg M; Dental amalgam and mercury. Biol Metals 1989; 2:25-30</li>
<li>Baird G, Simonoff E, Pickles A et al., Prevalence of disorders of the autism spectrum in a population cohort of children in South Thames: the special needs and autism project (SNAP), Lancet 368 (2006) (9531), pp. 210–215.</li>
<li>Baker SM. Clinical strategies in autism. In: Rimland B, ed. DAN!(Defeat Autism Now!) Spring 2002 Conference Practitioner Training. San Diego, CA: Autism Research Institute; 2002. <a href="http://www.antismresearchinstitute.com/"><span style="color: #006da3;">www.antismresearchinstitute.com</span></a></li>
<li>Barregard L, Lindtedt G, Shutz A, et al. Endocrine function in mercury exposed chloralkali owkers. Occup Environ Med 1994, 51 (8)536-540.</li>
<li>Bertrand J, Mars A, Boyle C, et al. Prevalence of autism in a United States population: the Brick Township, New Jersey, investigation. Pediatrics 2001; 108:1155-1161.</li>
<li>Biagazzi M, Pierlguigi E; Autoimmunity and heavy metals. Lupus 1994;3:449-453.</li>
<li>Bjorkman L, Sandborgh-Englund G, Ekstrand J. Mercury in salvia and feces after removal of amalgam fillings. Toxicol Apply Pharmacol 1997;144:156-162.</li>
<li>Blaxill MF, Baskin DS, Spitzer WO. Commentary: Blaxill, Baskin, and Spitzer on Croen et al. (2002), the changing prevalence of autism in California. J Autism Dev D/sord 2003;33:223-226.</li>
<li>California Department of Developmental Services. Autistic Spectrum Disorders Changes in the California Caseload An Update: 1999 through 2002. Sacramento, Calif.: State of California; 2003.</li>
<li>Chang YC, Yeh C, Wang JD. Subclinical neurotoxicity of merucyr vapor revcelaed by a multimodality evoked potential study of chloralkali workers. Amer J Ind Med 1995;27(2):271-279.</li>
<li>Clarkson TW; Mercury &#8211; an element of mystery. N Engl J Med. 1990;323:1137-1139</li>
<li>Dondero F, Lenzi A, Lombardo F, Gandini L; Therapy of immunologic infertiilty. Acta Eur Fertil 1991;22:139-145</li>
<li>Duhr E, Pendergrasss C, Kasarskis E, Slevin J Haley B; Mercury induces GTP-tubulin interactions in rat brain similar to those observed in Alzheimer&#8217;s disease. FASEB J 1991; 5:456.</li>
<li>Edelson SB, Cantor DS. Autism: xenobiotic influences. Toxicol Ind Health 1998;14:799-811.</li>
<li>Escheverria D, Hever N, Martin MD, Naleway CA, Woods JS Bittner AC; Behavioral effects of low level exposure to mercury among dentists. Neurotxicoly Teratol 1995;17:161-168</li>
<li>Frombonne E. Prevalence of childhood disintegrative disorder. Autism, 2002; 6(2): 149-157.</li>
<li>Frustaci A, Magnavita N, Chimenti C, et. al; Marked elevation of myocardial trace elements in idiopathic dilated cardiomyopathy. J Am Coll Cardiology 1999;33:1578-83</li>
<li>Gerhard I, Monga B, Waldbrenner A, Runnebaum B Heavy metals and fertility. J Toxicol Environ Health 1998;21;54(8):593-611</li>
<li>Gerhard I, Frick A, Monga B: Diagnosis of mercury body burden. Clin Lab 1997;43:637-647</li>
<li>Harrison IA; Some electromchemical features of the in vivo corrosion of dental amalgams. J Appl Electrochem 1989;19: 301-310</li>
<li>Hirsch F, Kuhn J, Ventura M, Vial MC, Fournie G, Druet P; Production of monoclonal antibodies. J Immunol 1986;136:3272-3276</li>
<li>Hultman P, Johansson U, Turle S,J, et al: Adverse immunological effects and autoimmunity induced by dental amalgam and alloy in mice. FASEB J 1994;8:1183-1190</li>
<li>Kidd PM. Attention deficit/hyperactivity disorder (ADHD) in children: rationale for its integrative management. Altern Med Rev 2000;5:402-428.</li>
<li>Klassen CD. Heavy metals and heavy-metal antagonists. In: The Pharmacological Basis of Theraputics, 8th edition(Gilman AC, Rall TW, Niew AS, Taylor P, eds) pp. 1598-1602. Pergamon Press, New York 1990.</li>
<li>Korvatska E, Van de Water J, Anders TF, Gershwin ME. Genetic and immunologic considerations in autism. Neurobiol Dis 2002;9:107-125.</li>
<li>Lorschider, F, Vimy MJ, Summers, AO: Mercury exposure from &#8220;silver&#8221; tooth fillings: Emerging evidence questions a traditional dental paradigm. FASEB J 1995; 9:504-508</li>
<li>Marek M. Dissolution of mercury vapor in simulated oral environments. Dent Mater 1997 Sep;13(5):312-5.</li>
<li>Mark R Blaxill. What&#8217;s Going On? The Question of Time Trends in Autism. Public Health Rep. 2004; 119(6): 536–551.</li>
<li>McFadden SA. Phenotypic variation in xenobiotic metabolism and adverse environmental response: focus on sulfur-dependent detoxification pathways. Toxicology 1996;111:43-65.</li>
<li>Mitchell SC, Waring RH. The deficiency of sulfoxidation of S-carboxymethyl-L-cysteine. Pharmacol Ther 1989;43:237-249.</li>
<li>Moszczynski P, Lisiewica J, Bartus R, et al. Lymphocytes T and NK cells in men occupationally exposed to mercury vapors. Int J Occup Med Environ Health 1995 8(1):49-56.</li>
<li>Newschaffer CJ, Falb MD, Gurney JG. National autism prevalence trends from United States special education data. Pediatrics 2005;115:e277-e282.</li>
<li>Ngim CH: Chronic neurobiological effects of elemental mercury in dentists. Br J Indust Med 1992;49:782-790</li>
<li>Nierenberg DW, Nordgren RE, Chang MB, et al. Delayed cerebellar disease and death after accidental exposure to dimethylmercury. N Engl J Med. 1998;338(23): 1672-1676</li>
<li>Nylander M, Frierg I, Lind B; Mercury concentrations in the human brain and kidneys in relation to exposure from dental amalgam fillings. Swed Dent J 1987;11:179-187</li>
<li>Pendergrass JC, Haley BE, Vimy MJ, et al. Mercury vapor inhalation inhibits binding of GTP to tubulin in rat brain: similarity to a molecular lesion in Alzheimer diseased brain. Neurotoxicology. 1997;18(2):315-24.</li>
<li>Pendergrass JC, Haley BE. Inhibition of brain tubulin-guanosine 5&#8242;-triphosphate interactions by mercury: similarity to observations in Alzheimer&#8217;s diseased brain. Met Ions Biol Syst. 1997;34:461-78.</li>
<li>Rodier P, Hyman S. Early environmental factors in autism. Ment Retard Dev Disabil Res Rev 1998; 4:121-128.</li>
<li>Rowlands AS, Baird DD, Weinberg CP, Shore DL, Shy CM, Wilcos AJ. The effect of occupational exposure to mercury vapor on the fertility of female dental assistants. Occup Environ Med 1994;51:28-34.</li>
<li>Rutter M. The Emanuel Miller Memorial Lecture 1998. Autism: Two-way interplay between research and clinical work. J Child Psychol Psychiatry 1999;40:169-188.</li>
<li>Schwartz J. Low-level lead exposure and children&#8217;s IQ: a meta-analysis and search for a threshold. Environ Res 1994;65:42-55.</li>
<li>Siblerud RL; The relationship between mercury from dental amalgam and mental health. Am J Psychotherapy 1989;18:575-587Stokstad E. Development. New hints into the biological basis of autism. Science 2001;294:34-37.</li>
<li>Skare I, Engqvist A., Human exposure to mercury and silver released from dental amalgam restorations. Arch Environ Hlth 1994;49:384-394</li>
<li>Summers AO, Wireman J, Vimy MI, Lorscheider FI, Marshall B, Levy SB, et al; Mercury released from dental Asilver@ fillings provokes an increase in mercury and antibiotic-resistant bacteria in oral and intestinal floras of primates. Antimicrob Agents and Chemother 1993;37:825-834</li>
<li>Svare CW, Peterson LC, Reinhardt JW, Boyer DB, et.al; The effects of dental amalgams on mercury levels in expired air. J Dent Res 1981;60:1668-1671</li>
<li>Toxicological Profile For Mercury. U.S.Department Of Health &amp; Human Services, Agency for Toxic Substances and Disease Registry, March 1999 Published by Division of Toxicology/Toxicology Information Branch, 1600 Clifton Road NE, E-29, Atlanta, Georgia 3033</li>
<li>The toxicological profile of mercury. 1994 publication by the US Department of Health and Human Services (Agency for Toxic Substances and Disease Registry, Division of Toxicology; 1600 Clifton Road NE E-29, Atlanta, GA 30333).</li>
<li>Vimy MJ, Lorscheider F; Intra-oral air mercury released from dental amalgam. J Dent Res 1985;64:10069-1071<br />
WHO. Inorganic Mercury. Geneva, Switzerland: World Health Organization, International Programme on Chemical Safety. 1991 Vol 118.</li>
<li>World Health Organization. Environmental Health Criteria. 118, Inorganic Mercury (Friber I, ed) WHO Geneva 1991.<br />
Yeargin-Allsopp M, Rice C, KarapurkarT, etal. Prevalence of autism in a US metropolitan area. JAMA 2003;289:49-55.</li>
</ul>
<p>Asıl Metin: http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=149%3Aotistik-cocuklarn-zehirlenmi-olabileceini-hic-dueuenueduenuez-mue&#8211;&amp;catid=82%3Aotizm&amp;Itemid=285&amp;limitstart=3</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/otistik-cocuklarin-zehirlenmis-olabilecegini-hic-dusundunuz-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şizofren Ünlüler</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/sizofren-unluler.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/sizofren-unluler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 17:32:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[hasta ünlüler]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[şizofren]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofren Ünlüler]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var.
İSTANBUL(CİHAN)-  Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var. Bunların en bilinenleri John Nash(Nobel Ödüllü Matematikçi), Andy Goram(İskoçyalı futbol oyuncusu), grubun ilk yıllarında bestelerin çoğunu yazan, vokal yapan ve gitar çalan ama ne yazık ki hastalığı yüzünden grubu bırakmak zorunda kalan Pink Floyd’dan Syd Barrett’tır.
1922’de “Ruh [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var.<br />
<img src="http://ivillage.mynet.com/images/ivillage/guzellik-ve-stil1/nash.jpg" alt="" hspace="5" vspace="5" align="right" />İSTANBUL(CİHAN)-  Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim var. Bunların en bilinenleri John Nash(Nobel Ödüllü Matematikçi), Andy Goram(İskoçyalı futbol oyuncusu), grubun ilk yıllarında bestelerin çoğunu yazan, vokal yapan ve gitar çalan ama ne yazık ki hastalığı yüzünden grubu bırakmak zorunda kalan Pink Floyd’dan Syd Barrett’tır.</p>
<p>1922’de “Ruh Hastalarının Resimleri” adlı kitabı yayınlanan Prinzhorn, sanatla tedavinin öncüsü olarak kabul edilir. Prinzhorn, araştırmalarını yaptığı  Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde aslında sanatçı olmayan şizofreni hastalarının yaptığı resimleri biriktirir. Onun koleksiyonundaki pek çok parça fazlasıyla sıra dışı özellikleri ve ustalıklı yapılışlarıyla modern sanatçıların eserlerine çok benzer. Bu psikotik sanatçılardan en önemlisi Adolf Wölfli’dir. Paranoid şizofreni tanısı konulan Wölfli, hastaneye yatırılmasından 4 yıl sonra resim yapmaya başlar. <span id="more-193"></span>Ölümünden sonra kara kalem ve renkli kalemlerle yaptığı resim ve desenler satılmaya başlanır. Kısa süre sonra da adına bir vakıf kurulur. Eserleri de İsviçre’nin Bern Sanat Müzesi’nde korunmaya alınır. O dönemde şizofreni hastalarının sanatçı olamayacağına inanılırmış. Fakat daha önceden eğitim almayıp da, hastanedeki çalışmaları sonrasında şaşırtıcı eserler ortaya çıkaran hastalar bu fikri değiştirmiştir.</p>
<p>Ama bir isim var ki, o şizofren ressamların en bilineni ve hastalığının tüm ruh hallerini resimlerine en çok yansıtanıdır. Louis Wain (1860 &#8211; 1939), yaptığı sıradışı kedi resimleriyle tanınan ünlü bir ressamdır. Onun  tablolarında çay partisi veren kediler gibi olağan dışı durumlara rastlayabilirsiniz. Ölümünden on beş yıl kadar önce şizofreniye yakalan ve iyi olduğu dönemlerde kedileri en sevimli ve insanımsı halleriyle tasvir eden Wain’in, hastalığı atakta olduğu dönemlerde tavuskuşu kuyruğuna benzeyen, sanki dışarıya enerji yayıyormuş gibi görünen, rengarenk ve kelimenin tam anlamıyla rahatsız edici kediler resmetmeye başlamıştır.</p>
<p>Böylece sanatçı istemsiz olarak ortaya 2 farklı teknik çıkarmıştır. Hiç kuşku yok ki bunlardan en dikkat çekici olanı da şizofreniyken yaptığı resimlerdir. Onun şizofreni hastası olduğunu bilmeyen pek çok insan, aynen Picasso’nun da yaptığı gibi, resmetme yeteneğini mükemmelleştirdikten sonra artık kendisini aşan bir tarzı benimsediğine inanmıştır herhalde. Fakat migren hastalığından mustarip olan Picasso’da da olduğu gibi,  Wain de aslında bunu farkında olmadan yapmıştır.</p>
<p>Peki eğer kişi bir sanatçıysa ve yakalandığı hastalığın yan etkileri aslında farkında bile olmadan sanatına etki ediyorsa ve bu da sanki bir stil gibi algılanıyorsa&#8230;</p>
<p>Bu gerçekten olabilir mi? Gerçekten bazı hastalıklar dehaların kendilerine özel teknikleri olarak algılanıp, sanatlarını olumlu yönde etkileyebilirler mi?</p>
<p>VKV Amerikan Hastanesi’nden Psikiyatr Dr. Gülçin Arı Sarılgan konuyla ilgili olarak ‘psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Fakat bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu, hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir’ diyor.</p>
<p><strong>Şizofreni nedir?</strong></p>
<p>Şizofreni kelime anlamı akıl yarıklığı olan şizofreni hastalığı genç yaşta başlayan, insanın giderek kişilerarası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Kişiliğin bütünlüğünü sağlayan beyin bölgelerinin gelişimindeki aksaklıklar düşünce-duygu ve davranışlarındaki bütünlüğü bozmaktadır. Sonuçta dissosiasyon yani bütünün parçalarının çözülmesi dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Şizofreni hastalarının sanata yatkın olduğu söylenir, hastalığın böyle bir etkisi var mıdır?</strong></p>
<p>Psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Hatta bazı araştırmalarda sanatsal yetenek ile psikiyatrik hastalıkların ortak bir geni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu genlerin bazı kişilerde şizofreniye bazılarında ise maniye sebep olduğu söylenir. Hatta şizofreni hastası ebeveynlerin çocuklarının sanatsal eğilimlerinin diğer ebeveynlerin çocuklarına göre daha fazla olduğu iddia edilmiştir. Böylece şizofreni hastalığı ile sanatçı olma özelliğinin aynı genin sonucu olduğu şeklinde yorumlanmıştır.</p>
<p>Fakat yine de bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Manik-depresif bozukluk da yazarlar ve sanatçılar arasında sık görülen bir hastalıktır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu, hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir. Resimlerinde kendisi için özel anlamı olan bilinçaltının ilkel nesne sembolleri kullandığından hastaların resimlerini anlamak güçtür. Araştırmalar manik depresif hastalıkta tedavi ile hastanın üretkenliğinin kesintiye uğradığı halde şizofrenlerinin üretkenliklerinin tedavi sürecinden etkilenmediğini göstermektedir. Hastanın sanatını evrensel boyuta taşıyabilmesi, onun iyileşmesinin en önemli göstergesidir.</p>
<p><strong>Peki şizofreni hastalığı genetik midir, zamanla mı ortaya çıkar?</strong></p>
<p>Şizofreninin oluş nedenleri henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. 20-30 yıldan beri şizofreni giderek artan bir yaygınlıkla beynin bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Erken başlangıçlı şizofreniklerde kalıtımın önemi daha da artmaktadır.</p>
<p>Hastalığın oluş nedeninin henüz kanıtlanmamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü</p>
<p>kesinlik kazansa bile, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel ve ruhsal etmenlerin varlığı küçümsenmemektedir.</p>
<p>Şizofrenin bütün dünyada herhangi bir erişkin topluluğunda yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Anne veya babadan birisi hasta ise çocuklarda hastalık riski % 13; her ikisinde de hastalık varsa bu oran %35-40’a çıkmaktadır. Akrabalık uzaklaştıkça bu oranlarda düşme görülmektedir.</p>
<p>Yapılan ikiz çalışmalarında konkordans(eş hastalanma oranı) çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15; tek yumurta ikizlerinde %35 -47’dir.</p>
<p>Görüldüğü gibi bir risk etmeni olarak kalıtımın yeri kesinleşmiştir ancak genetik geçişin türü ve biçimi henüz tam olarak bilinmemektedir. Çok genli ve çok etkenli(polijenik ve multifaktöryel) bir geçiş olduğu tezi savunulmaktadır.</p>
<p><strong>Şizofreni tanısı konulurken resimlerden yararlanılabilir mi?</strong></p>
<p>Eğer hasta resim çiziyorsa tabii ki. Özellikle tanı konulurken resimler biçim elemanları, simge ve renkleri açısından incelenir. Hastanın resimlerinde ölçü, denge, simetri ve ahenk olup olmadığına bakılır. Renklerin sıcak, soğuk, parlak, karanlık olup olmadığına bakılır. Takip sürecinde de bu gözlem devam eder. Alevlenme ve iyileşme dönemindeki resimler birbirinden farklıdır. Hasta iyi olduğu dönemlerde düzgün resimler yaparken, alevlenme döneminde resimlerde farklılık gözükür.</p>
<p><strong>Nedir bu farklılıklar?</strong></p>
<p>Örneğin hastalığın alevlenme döneminde ölüm korkusu çoğaldığı için hastalar resimlerinde kafatası vb. figürler ya da dış dünya tarafından takip edildiklerini düşündükleri için göz figürlerini sıklıkla kullanabilirler. Resimler daha fantastik, renkler ise daha canlı olur.</p>
<p><strong>Hastalığın belirtileri nelerdir? </strong><br />
<span style="text-decoration: underline;"><br />
Hastalığın başlangıç belirtileri:</span> Çeşitli obsesyonlar, metafizik-dinsel uğraşılar, korkular ile olabildiği gibi bazen bir depresyon ya da ileri derecede bir manik atak gibi başlayabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Hastalığın ayırdedici(karakterisitk) belirtileri:</span> Düşünce ve algıda bozulmalar(varsanı ve  sanrılar), konuşmada düzen bozukluğu(sapmalar ve sözcük salatası gibi), çok dağınık  ya da katatonik davranış; duygulanımda küntleşme; konuşmanın ve istencin azalması gibi eksi(negatif )belirtiler. Hastada çalışmaya, sosyal etkinliklere, kişilerarası ilişkilerine, kişisel görünüm ve hijyene karşı ilgi azalması görülür.</p></blockquote>
<p style="text-align: right;">Kaynak: <a href="http://ivillage.mynet.com/ruh-beden-sagligi/3851-sizofren-unluler?limitstart=0" target="_blank">i-village</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/sizofren-unluler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
