<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emre BAKIR &#187; beğendiklerim</title>
	<atom:link href="http://www.emrebakir.com/category/begendigim-yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.emrebakir.com</link>
	<description>pdr, eğitim, internet, yaşam üzerine kişisel yazılar...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Jun 2010 22:40:48 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.3</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ey Aşk</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/ey-ask.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/ey-ask.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 11:03:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=563</guid>
		<description><![CDATA[Ben söz dinlerim, Ey Aşk ama senin istediğin ne? Seni ateş yollarında izledim, artık alevler tüketti beni. Gözlerimi açtım ve kötülüğün koruduğu karanlığı gördüm; dilim çözüldü ama konuşmak beni korumadı kederden. Hasret kucakladı beni, Ey Aşk, sevgilinin öpüşleri olmadan dinmeyen ruh açlığıyla. Güçten düştüm , Aşk. Neden çekişiyorsun benimle, sen zaten güçlüsün? Niçin yükleniyorsun bana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben söz dinlerim, Ey Aşk ama senin istediğin ne? Seni ateş yollarında izledim, artık alevler tüketti beni. Gözlerimi açtım ve kötülüğün koruduğu karanlığı gördüm; dilim çözüldü ama konuşmak beni korumadı kederden. Hasret kucakladı beni, Ey Aşk, sevgilinin öpüşleri olmadan dinmeyen ruh açlığıyla. Güçten düştüm , Aşk. Neden çekişiyorsun benimle, sen zaten güçlüsün? Niçin yükleniyorsun bana ki, sen adilsin? Neden beni terk ediyorsun, sen varoluşumsun?</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Halil Cibran</strong>,</p>
<p style="text-align: right;">Bir Damla Yaş Bir Gülümseyiş, Bir Masal meselinden.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/ey-ask.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beton Sahada At Yarışları</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/beton-sahada-at-yarislari.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/beton-sahada-at-yarislari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 22:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim - öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[beton sahada atyarislari]]></category>
		<category><![CDATA[sbs]]></category>
		<category><![CDATA[Semanur Sönmez Yaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[ Yaşı henüz 12…
“Eğitime hak sahibi” olarak geldi dünyaya…
“Zeki, çalışkan vatan evladı” standartlarına uygun bulundu…
Hayatını bir ilköğretim okulunun 6’ıncı sınıfında “öğrenci” olarak sürdürüyor.
Öğrenci deyince orta yaş ve üstündekilerin “sorumluluktan uzak, okul ve oyunla geçen mutlu çocukluk günleri” gelmesin aklınıza.
Günümüzde öğrenci olmak “hayatın ağır yükünü daha küçücükken sırtlamak” demek.
Kardeşlikten önce rekabetin,
Paylaşımdan önce bencilliğin,
Sevgiden önce öfkenin,
Umuttan önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: black;"> Yaşı henüz 12…<br />
“Eğitime hak sahibi” olarak geldi dünyaya…<br />
“Zeki, çalışkan vatan evladı” standartlarına uygun bulundu…<br />
Hayatını bir ilköğretim okulunun 6’ıncı sınıfında “öğrenci” olarak sürdürüyor.<br />
Öğrenci deyince orta yaş ve üstündekilerin “sorumluluktan uzak, okul ve oyunla geçen mutlu çocukluk günleri” gelmesin aklınıza.<br />
Günümüzde öğrenci olmak “hayatın ağır yükünü daha küçücükken sırtlamak” demek.<br />
Kardeşlikten önce rekabetin,<br />
Paylaşımdan önce bencilliğin,<br />
Sevgiden önce öfkenin,<br />
Umuttan önce korkunun kazınması demek minik beyinlere…<br />
Rengi karadan beyaza dönen tahtalarda rakamlardan ve harflerden kurulu bir dünyanın vatandaşı olmak bir bakıma.</span></span><span id="more-146"></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="color: black;"> …<br />
Öğrenciliğin ilk kuralı, “okul başarısı”.<br />
Önce sınıf arkadaşlarını geçmek, sonra sistemin çarkları arasında un ufak olmamak için çabalamak bir anlamda…<br />
Mesai ağır… İşçilerin 8 saat çalıştığı ülkede, 11 saat çalışıyor ortalama.<br />
Üstelik iki ayrı işte. Önce okul, sonra dershane.<br />
Sabah 8’de çıkıyor, geri dönüş saati 19:30.<br />
Amacı, 1 buçuk milyon akranını geride bırakabilmek.<br />
Sadece sınavda değil, okulda, derslerde, performans çalışmalarında, beden eğitiminde, müzikte, sosyal bilgilerde ve karnenin davranış notları bölümünü belirleyen kalıplarda…<br />
Hepsi daha iyi bir okul için…<br />
Hayatın okul başarısına endekslendiği bir ülke çünkü burası…<br />
Sonuçlar kesin;<br />
Okursan, mutlu olursun…<br />
Okursan, para kazanırsın…<br />
Okursan, hayatın düzenli olur…<br />
Okursan, çevrenden saygı görürsün…<br />
Okursan, annen baban bile daha çok sever seni…<br />
…<br />
Ağır bir imtihan bu, geleceğimize bile-isteye ipotek koyduruyoruz.<br />
“Ya kazanırsın ya kazanırsın” baskısı nasıl da eziyor küçücük omuzlarını.<br />
Formül kesin, değiştirmek imkânsız:<br />
“Hayat başarısı= Sınav başarısı+okul başarısı+davranış notları”<br />
…<br />
Oysa ne eğlenceliydi resim dersi…<br />
Yeteneksiz olanlar çizdikleri çirkin resimlerle alay eder, küçük ressamların resimlerine hayranlıkla bakılırdı.<br />
Müziği en iyi olan, boş derslerde flüt çalardı, biz arkadaşımızı dinlerken mutlu olurduk.<br />
Beden eğitimi dersinin en iyileri, 23 Nisan’da gösteri yapardı okulda.<br />
Onları izlerken de mutlu olurduk, imrenirdik belki ama asla kıskanmak geçmezdi aklımızdan.<br />
Şimdi her şey tepetaklak oldu.<br />
Çocuk oyunları bilgisayara hapsedildi, yağ satarım-bal satarım sesleri duyulmuyor sokaklardan… “İstop” nasıl oynanır, “yakan top” gerçekten yakar mı, bezirgânbaşı hangi kapıyı açar bilmiyor çocuklar. “Topaçlar” dönmeyi bırakalı onyıllar oldu.<br />
…<br />
Arkadaşının yeteneği, geleceğinin önündeki en büyük engel artık…<br />
Özel okullar hep birinci kulvardan çıkıyor koşuya.<br />
Davranış notları kesenin bol ağzından dağıtılıyor teamül gereği.<br />
Babalarının parası kadar “uslu”, babasının parası kadar “okul kültürüne uyumlu” birçoğu.<br />
Ve çocukluk ana sınıfında bitiyor.<br />
İlk karneler, hayatın güler yüzünü yıllar yılı perdeleyecek kadar kalın.<br />
Kimse arkadaşının artılarına sevinemiyor.<br />
“Burun farkına” tahammülü yok ailelerin.<br />
Her çocuk kıymetli bir yarış atı.<br />
“Başarılı hayat” ödülü için çocukluk hayalleriyle döşeli hipodromda dört nala koşuyorlar her gün.<br />
Ne Cumartesileri var ne Pazarları…<br />
Karneler, altılı ganyan kuponu,<br />
Bahislerde favori “fen liseleri”.<br />
Anne babalar usta birer jokey&#8230;<br />
Küçücük çocuklarının sırtında ha bire aynı çığlık…<br />
Koş oğlum!<br />
Kop da gel, Kop da gel!!!<br />
Çıkarma sakın at gözlüklerini,<br />
“Gerçek hayat” aklını çelmemeli…</span></span></p>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: black;">Semanur Sönmez Yaman </span></span></div>
<div>http://www.pdrciyiz.biz/showthread.php?t=5321</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/beton-sahada-at-yarislari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneler Gününe Özel Psiko &#8211; Sosyal Tahlil Yazısı</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/anneler-gunune-ozel-psiko-sosyal-tahlil-yazisi.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/anneler-gunune-ozel-psiko-sosyal-tahlil-yazisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 May 2008 19:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim - öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aliye çınar]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/yasam/anneler-gunune-ozel-psiko-sosyal-tahlil-yazisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Kızlar Annelerini Öldürürken, Anneler Gününün Çağrıştırdıkları
Kızların annesini öldürmesi,
annenin intiharıdır!
Annenin intiharı,
toplumun intiharıdır!
Toplumsal bakımdan bir krizin eşiğinde olduğumuzun akislerini pek çok açıdan görmek mümkünken, toplumu doğuran ve toplumun temeli olan &#8216;Anne&#8217;lerin, hem de kızları tarafından öldürülmesi çok ciddi imaları barındırmaktadır; ve bu dramatik tablo, sözünü ettiğimiz krizi derinden yakalama imkânı vermektedir. Şimdilerde, &#8216;Cennet anaların ayağı altında mıdır&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kızlar Annelerini Öldürürken, Anneler Gününün Çağrıştırdıkları</p>
<p><em></em><em>Kızların annesini öldürmesi,</em></p>
<p><em></em><em>annenin intiharıdır!</em></p>
<p><em></em><em>Annenin intiharı,</em></p>
<p><em></em><em>toplumun intiharıdır!</em></p>
<p>Toplumsal bakımdan bir krizin eşiğinde olduğumuzun akislerini pek çok açıdan görmek mümkünken, toplumu doğuran ve toplumun temeli olan &#8216;Anne&#8217;lerin, hem de kızları tarafından öldürülmesi çok ciddi imaları barındırmaktadır; ve bu dramatik tablo, sözünü ettiğimiz krizi derinden yakalama imkânı vermektedir. Şimdilerde, &#8216;Cennet anaların ayağı altında mıdır&#8217; yoksa &#8216;doğuran rahimler, yok olma pençesinde midir&#8217; bilinmez! Anneler günü klişesi başlığı atında hiç de bildik olmayan ve hiçbir zaman da kabul edilemeyecek hazin bir sahneye eğilmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Erkeğin kadını yok etme duygusunu tahlil etmek çok zor değil. Ancak, öz kızının annesini öldürmesi durumu, toplumsal açıdan çok ciddi perspektiflerden analiz edilmesi gereken bir durumdur. Özellikle de bizim toplumumuz açısından, iyi okunması gerekmektedir. Bu bağlamda, birbiriyle kesişen üç önemli parametreden bahsetmek gerekir. Bunlar, toplumsal, psikolojik ve dini boyutlardır.<span id="more-136"></span></p>
<p>İlkin sorgulamamız gereken olgu şudur: Toplumsal katmanda neler olup bitmektedir ki, rahim beslediği canlı tarafından yok edilmektedir. Zira rahime atılan bıçak, toplumun kökünü kesme arzusudur. Zira Arapça kökenden gidecek olursak, <em></em><em>ümm</em>et (cemaat, toplum) ümmi (ümm-anne) ile aynı etimolojiyi işaret etmektedir. Şu halde anneyi öldüren, gerçekte topluma kan kusuyor demektir. İyi de, bu toplum ne yapıyor bu kızlara? Bu sorulardan sonra, bir canlı neden ötekini öldürür? sorusuyla yol bulmaya çalışalım. Elbette cevap, tehdit edildiğinde, savunmak için, olacaktır. Peki, anne kızını neden tehdit etmektedir? Zira anne kelimesi teskin etme anlamına gelmektedir. Oysa teskin ve tehdit zıt kutuplardır.</p>
<p>Bir kere, modernite ve özellikle Türkiye modernleşmesi pek çok iyilikleriyle birlikte, toplumsal bir yabancılaşmayı da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla toplumsal bir şizofreni gizli de olsa yol almıştır/almaktadır. Şu an 50-60 yaş civarındaki anneler bu gerçeği iyi bilmektedir. Zira birden alabora olmuştur toplum. Köyden kente, toplumsallıktan bireyciliğe, imeceden bencilliğe, ev hanımlığından çalışan kadın olmaya, çocuğun ana kucağından bakıcılara teslimine varıncaya kadar toplum ani bir geçiş yaşamıştır. Bu geçişin ne olduğu anlaşılmadan süratle geçen silindir kabul edilmek zorunda kalınmıştır. Bu tempoya ayak uydurmak zorunda kalan anneler yeni değişimi şüphesiz bir veli nimet olarak algılayarak –sadece getirilerini dikkate aldıklarından- süratle yarışa dâhil olmak durumunda kalmışlardır. Bu durum özellikle eğitimli anneler için geçerli olmakla birlikte, bundan payını kırsal kesim de farklı şekilde almıştır. Yeni hızlı koşuda anneler bir yandan adeta bir robot gibi iş ve kariyer vs. elde etme yarışındayken, öte yandan kendilerini unutmak zorunda kaldıkları için, doğal olarak, kadın olarak onaylanmamışlar; dahası kendi anneleri ile aralarında kuşak farkı açısından ciddi uçurumlar açmışlardır. Dolayısıyla kendi içlerinde bir yarık oluşmaya başlamıştır. Mevki elde ettiği için kendi anneleri tarafından onaylanırken, annelerini modern bulmayan bu orta kuşak (öldürülen) anneler kendi analarıyla iletişim kuramamışlardır. Onları bir utanç varlığı olarak saklama durumunda kalmışladır. Bu gizli açık ve kaos, kocaları tarafından da iyice büyütülmüştür. Zira bu anneler anaçlıklarını unutarak ve kadınlık tatminini bir küçültme olarak görerek neredeyse bir erkek hüviyetine bürünmüşlerdir.<script type="text/javascript"><!--
 D(["mb","\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eDoğal olarak da esneklik ve toleranstan ziyade, katı kuralcı kendi doğalarından farklı sipariş bir kadın imgesi zuhur etmiştir. Bir de feminist söylemlerle, bu kadınlarımız iyice kendine yabancılaşmıştır. Gerçekte bu kadınlar huzursuz, belki işkolik ve işlerinde başarılı ancak kadın olma bakımından onaysız. Böyle olunca da kendiyle barışık olmayan bir ümmetin tohumları atılmıştır.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBu kadınların kadın olarak onaylanmayınca, dünyaya getirdiği çocuklarla da hem zemin açısından hem de koşullar bakımından bir iletişime geçemediği dahası onları anaç olarak teskin edemediği söylenebilir. Anne tarafından teskin edilemeyen çocuk, zaten bebekken ya ağlayarak ya da başka türlü ilk saldırganlığını oluşturmaya başlamıştır. Hem kendine güvenmeyen hem de saldırgan bir bireyin inşası, dolayısıyla aynı kodlara sahip toplumun tohumu atılmıştır. Bu çocuk başını koyacağı ve teskin edileceği bir kucağa, çölde suya muhtaç kişi kadar özlem duymaktadır. Sözünü ettiğimiz açık, toplumdaki cinsel istismarın da ipuçlarını vermektedir. Negatif transferle bu kez, karşı cinse sağlıksız bir temayül başlayacaktır. Tecavüz ve diğer saldırgan davranışların köklerini bulmak için buraya kadar gitmek gerekmektedir.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBu çocuk büyürken, anne ve kadın olarak mutlu olmayınca ruhundaki açığı başka hırslarla kapatmaya çalışacaktır. Bu, para, mevki ya da benzer başka bir şey olmak durumundadır. Ancak yabancılaşma çığla büyümektedir. Bu kadınlar özelliklere erkeklere ve evliyse kocalarına karşı tahammülsüz ve saldırgandırlar. Çocuk bu olumsuz atmosferi, özellikle de kız çocukları babayı sahiplenerek tepki göstermektedirler. Bu nedenle çocuk (kız), hem kendisini teskin edemediğinden hem de çocuğun babasını mutlu edemediği için iki kez kızgındır annesine. Ve çocuğun ruhunda devasa bir boşluk büyümektedir. Çocuk bu boşluğu bir türlü telafi edemeyecektir. Tıpkı annesinin geçmiş ve şimdi, kadın ve annelik arsındaki yarığı kapatamaması gibi.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBu kadın yaşaması gerekenleri yaşamadığı için mutsuz ve huzursuzdur. Bir de modernitenin din aleyhtarlığını ilave edecek olursak, problem iyice alengirli bir hal alacaktır. Bu anneler, gericilik olur gerekçesiyle oldukça modern kalma! çaba ve gayreti içinde olacaktır ve dine, ya yüzeyel yaklaşacaklar ya da hiç tahammülleri olmayacaktır.. Sadece onların da ninelerinin hacca gitmiş olarak ifade edilmesi din-i farika olarak anlatılacaktır. Toplumun temeli olan anneyle başı hiç hoş olmadığı gibi -zira o, başlı başına bir yabancılaşma yaşamaktadır-, öte yandan da Allah devre dışı bırakıldığı için aşkın olanın ruhu yükseltme ve yeniden güncelleme işlevinden mahrum kalınmıştır. Hem toplum hem de annelerin bilinç ve bilinç dışı birbirinden öyle uzak mesafelerle ayrılmış ki, bunları bütünleştirecek sevgiden bahsetme sadece bir ütopya hakkında konuşma olacaktır. Zaten bu annelerin gençlik çağları hep ideoloji kavgasıyla geçmiştir. Hatta çatışma o dönemde kendini göstermiştir.",1] );
// --></script></p>
<p>Doğal olarak da esneklik ve toleranstan ziyade, katı kuralcı kendi doğalarından farklı sipariş bir kadın imgesi zuhur etmiştir. Bir de feminist söylemlerle, bu kadınlarımız iyice kendine yabancılaşmıştır. Gerçekte bu kadınlar huzursuz, belki işkolik ve işlerinde başarılı ancak kadın olma bakımından onaysız. Böyle olunca da kendiyle barışık olmayan bir ümmetin tohumları atılmıştır.</p>
<p>Bu kadınların kadın olarak onaylanmayınca, dünyaya getirdiği çocuklarla da hem zemin açısından hem de koşullar bakımından bir iletişime geçemediği dahası onları anaç olarak teskin edemediği söylenebilir. Anne tarafından teskin edilemeyen çocuk, zaten bebekken ya ağlayarak ya da başka türlü ilk saldırganlığını oluşturmaya başlamıştır. Hem kendine güvenmeyen hem de saldırgan bir bireyin inşası, dolayısıyla aynı kodlara sahip toplumun tohumu atılmıştır. Bu çocuk başını koyacağı ve teskin edileceği bir kucağa, çölde suya muhtaç kişi kadar özlem duymaktadır. Sözünü ettiğimiz açık, toplumdaki cinsel istismarın da ipuçlarını vermektedir. Negatif transferle bu kez, karşı cinse sağlıksız bir temayül başlayacaktır. Tecavüz ve diğer saldırgan davranışların köklerini bulmak için buraya kadar gitmek gerekmektedir.</p>
<p>Bu çocuk büyürken, anne ve kadın olarak mutlu olmayınca ruhundaki açığı başka hırslarla kapatmaya çalışacaktır. Bu, para, mevki ya da benzer başka bir şey olmak durumundadır. Ancak yabancılaşma çığla büyümektedir. Bu kadınlar özelliklere erkeklere ve evliyse kocalarına karşı tahammülsüz ve saldırgandırlar. Çocuk bu olumsuz atmosferi, özellikle de kız çocukları babayı sahiplenerek tepki göstermektedirler. Bu nedenle çocuk (kız), hem kendisini teskin edemediğinden hem de çocuğun babasını mutlu edemediği için iki kez kızgındır annesine. Ve çocuğun ruhunda devasa bir boşluk büyümektedir. Çocuk bu boşluğu bir türlü telafi edemeyecektir. Tıpkı annesinin geçmiş ve şimdi, kadın ve annelik arsındaki yarığı kapatamaması gibi.</p>
<p>Bu kadın yaşaması gerekenleri yaşamadığı için mutsuz ve huzursuzdur. Bir de modernitenin din aleyhtarlığını ilave edecek olursak, problem iyice alengirli bir hal alacaktır. Bu anneler, gericilik olur gerekçesiyle oldukça modern kalma! çaba ve gayreti içinde olacaktır ve dine, ya yüzeyel yaklaşacaklar ya da hiç tahammülleri olmayacaktır.. Sadece onların da ninelerinin hacca gitmiş olarak ifade edilmesi din-i farika olarak anlatılacaktır. Toplumun temeli olan anneyle başı hiç hoş olmadığı gibi -zira o, başlı başına bir yabancılaşma yaşamaktadır-, öte yandan da Allah devre dışı bırakıldığı için aşkın olanın ruhu yükseltme ve yeniden güncelleme işlevinden mahrum kalınmıştır. Hem toplum hem de annelerin bilinç ve bilinç dışı birbirinden öyle uzak mesafelerle ayrılmış ki, bunları bütünleştirecek sevgiden bahsetme sadece bir ütopya hakkında konuşma olacaktır. Zaten bu annelerin gençlik çağları hep ideoloji kavgasıyla geçmiştir. Hatta çatışma o dönemde kendini göstermiştir.<script type="text/javascript"><!--
 D(["mb","\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBu anneler çocuklarını doğal olarak dinden gelebilecek geriliklerden uzak tutmaya ve olabildiğince modern yapmaya çalışmışlardır. Hal böyle olunca, ahlaki ilkenin ilahi bir boyutu kalmamıştır. Kızları eğer namuslu olacaksa!, onlar bunun gerekçesini sorduklarında annelerinden sadece dogmatik cevap alacaklardır. Oysa, ahlak aşkın bir boyutta verilseydi bir gerilim yaşanmayacaktı. Zira çocuk, ruhundaki boşluğu bir türlü kapatamamaktadır. Sevgi dilencisi olan bu kızlar, ya erkeklerden ya da bardan sevgi dilenmektedirler? Boşluk devasa büyürken, anneleri onları asla anlamamakta ve daha da garibi kendi patolojik hırslarını çocuklarında görmek istemektedirler. Kendileri daha kısıtlı imkânlarla neleri elde ettikleri halde (kaybettiklerini dışardan görmek mümkün!), çocukları hem daha iyi olmalı, hem de asla konu komşunun evlatlarından geri kalmamalılar. Çocuk bir yandan sevgi yoksunu öte yandan da nereye koştuğunu bilmeden sadece yarışa itilmektedir. Mutsuz bu yarış atlarının bir gün bir yere toslaması aklen hiç de muhal değildir. En vahim olasılık, bu faturanın müsebbibe kesileceği gerçeğidir. Bu anneler karşılarındaki bir ayna (erkek ya da kadın) ile kişisel gelişimi sağlamaktan ziyade, sadece modernitenin kıstasları ve kapitalizmin pazarına koştukları için asla kendilerini görmeyecek kadar perdeliler. Dolayısıyla da kızlarını anlayamayacak kadar hoşgörüsüz olarak, bir bahtsızlıkla karşı karşıya gelmiş durumdalar.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBu kadınlarımız maalesef sadece toplumla çocuklarıyla ve eşleriyle değil özellikle de kendileriyle kavgalılar. Bazen ellerinde olmayan bir çarkın içine girdikleri için onları yargılamak da doğru değil. Ancak sadece rüzgârın nasıl kasırgaya çevrildiğine ve bu kasırganın önce onları sonra çocuklarını kendine aldığına işaret etmeye çalışıyoruz. En büyük darbeyi, ani toplumsal değişim vurmuştur.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eDaha yakın zamanlara gelindiğinde ise, aynı problem farklı açılımlarla devam etmektedir. Bu kez de daha genç annelerin çocuklarından ziyade, kendi gerçekleşmemiş ukdelerinin ve yetersizliklerinin yerine, yalancı tamponları koyma hırslarının peşine düştüğü dikkati çekmektedir. Çocuğun neredeyse annesinin kendi annesi olup olmadığından şüphelenecek kadar kendi doymamış benliklerinin esaretindeki anneler sahnede. Şüphesiz anne memesiyle teskin edilemeyen yeni nesil çocukları da, ya cinayetin ya şehvetin ya da içkinin kurbanı olacak. Zira ruhta onmaz delikler vardır. Bir de bu çocuğun akıl almaz şekilde değişim ve söz de teknolojik devrim anoforuna maruz kaldığını hayal edersek, onun bütün bir kişilik olmasından söz etmek hayli güçleşmektedir. Hal böyle olunca, toplum parçalanmış veya bireysel benlikler bölük pörçük. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar sorusu burada da geçerli. Bu kez, toplum bu şekilde anneler; anneler böyle çocuklar yetiştirdiği gibi sözünü ettiğimiz anne ve çocuklardan da çıldırmanın eşiğindeki toplumlar zuhur etmektedir.",1] );
// --></script></p>
<p>Bu anneler çocuklarını doğal olarak dinden gelebilecek geriliklerden uzak tutmaya ve olabildiğince modern yapmaya çalışmışlardır. Hal böyle olunca, ahlaki ilkenin ilahi bir boyutu kalmamıştır. Kızları eğer namuslu olacaksa!, onlar bunun gerekçesini sorduklarında annelerinden sadece dogmatik cevap alacaklardır. Oysa, ahlak aşkın bir boyutta verilseydi bir gerilim yaşanmayacaktı. Zira çocuk, ruhundaki boşluğu bir türlü kapatamamaktadır. Sevgi dilencisi olan bu kızlar, ya erkeklerden ya da bardan sevgi dilenmektedirler? Boşluk devasa büyürken, anneleri onları asla anlamamakta ve daha da garibi kendi patolojik hırslarını çocuklarında görmek istemektedirler. Kendileri daha kısıtlı imkânlarla neleri elde ettikleri halde (kaybettiklerini dışardan görmek mümkün!), çocukları hem daha iyi olmalı, hem de asla konu komşunun evlatlarından geri kalmamalılar. Çocuk bir yandan sevgi yoksunu öte yandan da nereye koştuğunu bilmeden sadece yarışa itilmektedir. Mutsuz bu yarış atlarının bir gün bir yere toslaması aklen hiç de muhal değildir. En vahim olasılık, bu faturanın müsebbibe kesileceği gerçeğidir. Bu anneler karşılarındaki bir ayna (erkek ya da kadın) ile kişisel gelişimi sağlamaktan ziyade, sadece modernitenin kıstasları ve kapitalizmin pazarına koştukları için asla kendilerini görmeyecek kadar perdeliler. Dolayısıyla da kızlarını anlayamayacak kadar hoşgörüsüz olarak, bir bahtsızlıkla karşı karşıya gelmiş durumdalar.</p>
<p>Bu kadınlarımız maalesef sadece toplumla çocuklarıyla ve eşleriyle değil özellikle de kendileriyle kavgalılar. Bazen ellerinde olmayan bir çarkın içine girdikleri için onları yargılamak da doğru değil. Ancak sadece rüzgârın nasıl kasırgaya çevrildiğine ve bu kasırganın önce onları sonra çocuklarını kendine aldığına işaret etmeye çalışıyoruz. En büyük darbeyi, ani toplumsal değişim vurmuştur.</p>
<p>Daha yakın zamanlara gelindiğinde ise, aynı problem farklı açılımlarla devam etmektedir. Bu kez de daha genç annelerin çocuklarından ziyade, kendi gerçekleşmemiş ukdelerinin ve yetersizliklerinin yerine, yalancı tamponları koyma hırslarının peşine düştüğü dikkati çekmektedir. Çocuğun neredeyse annesinin kendi annesi olup olmadığından şüphelenecek kadar kendi doymamış benliklerinin esaretindeki anneler sahnede. Şüphesiz anne memesiyle teskin edilemeyen yeni nesil çocukları da, ya cinayetin ya şehvetin ya da içkinin kurbanı olacak. Zira ruhta onmaz delikler vardır. Bir de bu çocuğun akıl almaz şekilde değişim ve söz de teknolojik devrim anoforuna maruz kaldığını hayal edersek, onun bütün bir kişilik olmasından söz etmek hayli güçleşmektedir. Hal böyle olunca, toplum parçalanmış veya bireysel benlikler bölük pörçük. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar sorusu burada da geçerli. Bu kez, toplum bu şekilde anneler; anneler böyle çocuklar yetiştirdiği gibi sözünü ettiğimiz anne ve çocuklardan da çıldırmanın eşiğindeki toplumlar zuhur etmektedir.<script type="text/javascript"><!--
 D(["mb","\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eErkek ya da babanın durumunun çok farklı olduğu söylenemez. Zira onlar da bu toplumun diğer kutbu. Ancak kız çocuklarının özdeşim figürleri anne olduğu için asıl saldırganlık mekanizmaları ve öfkeleri kendilerine veya annelerinedir. Bu çocukların intihar etmesiyle annelerini öldürmesi arasında hiçbir fark yoktur. Zira biri, içe doğru diğeri ise dışa doğru saldırgandır. Ne var ki, bunun tam zıddını da söylemek mümkündür. Annelerin kızlarına kara öfkeyle dolu olması kendileriyle kavgalı oluşlarının bir tezahürüdür. Kızını dövmeyen dizini döver, sözünü \u0026#39;kızını sevmeyen kendini döver\u0026#39; şeklinde değiştirebiliriz. Ancak, nereden bakarsak bakalım, sonuç itibariyle, bir toplumda kişilik bozukluğu neredeyse olağan bir durum haline geldiyse, toplumun bir bünye olduğunu farz ettiğimizde, toplumsal benlik de büyük yaralar almış ve onda derin çatlaklar oluşmuş demektir.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eHal böyle olunca öğretmenin telkiniyle verilen bir hediye ile bir bıçak arasındaki fark sadece ve sadece görünüşten ibarettir. Eğitimli annelerin çocuklarının şüphesiz eğitimsiz annelerden daha iyi olacağı su götürmez bir gerçektir. Zira bilenle bilmeyen asla aynı kefede olamaz! Oysa çizdiğimiz bu tabloda, durum tamamen tersine çevrilmiş vaziyettedir. Zira eğitimsiz kadın bu koşuya zaten alınmadığı için, aleyhine gibi gözüken dava, lehine dönmüştür. Çünkü o en azından hatta en önemlisi çocuğunu içgüdüsel sevgiyle teskin edebilmiştir. Çok paradoksal ve tasvip edemeyeceğimiz bir tabloyla karşı kaşıya kalmış durumdayız ve bu, bir bakıma Türkiye modernleşmesinin gözden geçirilmesi için önemli bir fırsat: Acaba kim önde?!\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003e\u003ca href\u003d\"mailto:aliyecinar@gmail.com\" target\u003d\"_blank\" onclick\u003d\"return top.js.OpenExtLink(window,event,this)\"\u003ealiyecinar@gmail.com\u003c/a\u003e\u003c/p\u003e\u003c/div\u003e\u003cbr\u003e\n ~ ~    -~ ~  ~   \u003cWBR\u003e   ~   -~ ~  ~\u003cbr\u003e\nSİZİNLE BİRLİKTE, EN BÜYÜK MESLEKİ PLATFORM VE MAKSİMUM MESLEKİ PAYLAŞIMA DOĞRU...\n \u003cbr\u003e \u003cp\u003eBu mesajı \u0026quot;Rehber Öğretmenler\u0026quot; grubuna üye olduğunuz için aldınız.\n \u003cbr\u003e Bu gruba e-mail göndermek için: \u003ca href\u003d\"mailto:rehberlikservisi@googlegroups.com\" target\u003d\"_blank\" onclick\u003d\"return top.js.OpenExtLink(window,event,this)\"\u003e",1] );
// --></script></p>
<p>Erkek ya da babanın durumunun çok farklı olduğu söylenemez. Zira onlar da bu toplumun diğer kutbu. Ancak kız çocuklarının özdeşim figürleri anne olduğu için asıl saldırganlık mekanizmaları ve öfkeleri kendilerine veya annelerinedir. Bu çocukların intihar etmesiyle annelerini öldürmesi arasında hiçbir fark yoktur. Zira biri, içe doğru diğeri ise dışa doğru saldırgandır. Ne var ki, bunun tam zıddını da söylemek mümkündür. Annelerin kızlarına kara öfkeyle dolu olması kendileriyle kavgalı oluşlarının bir tezahürüdür. Kızını dövmeyen dizini döver, sözünü &#8216;kızını sevmeyen kendini döver&#8217; şeklinde değiştirebiliriz. Ancak, nereden bakarsak bakalım, sonuç itibariyle, bir toplumda kişilik bozukluğu neredeyse olağan bir durum haline geldiyse, toplumun bir bünye olduğunu farz ettiğimizde, toplumsal benlik de büyük yaralar almış ve onda derin çatlaklar oluşmuş demektir.</p>
<p>Hal böyle olunca öğretmenin telkiniyle verilen bir hediye ile bir bıçak arasındaki fark sadece ve sadece görünüşten ibarettir. Eğitimli annelerin çocuklarının şüphesiz eğitimsiz annelerden daha iyi olacağı su götürmez bir gerçektir. Zira bilenle bilmeyen asla aynı kefede olamaz! Oysa çizdiğimiz bu tabloda, durum tamamen tersine çevrilmiş vaziyettedir. Zira eğitimsiz kadın bu koşuya zaten alınmadığı için, aleyhine gibi gözüken dava, lehine dönmüştür. Çünkü o en azından hatta en önemlisi çocuğunu içgüdüsel sevgiyle teskin edebilmiştir. Çok paradoksal ve tasvip edemeyeceğimiz bir tabloyla karşı kaşıya kalmış durumdayız ve bu, bir bakıma Türkiye modernleşmesinin gözden geçirilmesi için önemli bir fırsat: Acaba kim önde?!</p>
<p><a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" href="mailto:aliyecinar@gmail.com" target="_blank">aliyecinar@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/anneler-gunune-ozel-psiko-sosyal-tahlil-yazisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/cocuklariniz-sizin-cocuklariniz-degil.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/cocuklariniz-sizin-cocuklariniz-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 20:11:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[karalama]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/siir/cocuklariniz-sizin-cocuklariniz-degil.html</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat&#8217;ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,<br />
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat&#8217;ın oğulları ve kızları.<br />
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler<br />
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.<br />
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.<br />
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.<br />
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.<br />
Çünkü ruhlar yarındadır,<br />
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.<br />
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları<br />
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.<br />
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.<br />
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.<br />
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür<br />
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.<br />
Okçunun önünde kıvançla eğilin<br />
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar<br />
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.</p>
<p>Khalil Gibran</p>
<p>Teşekkür K. Herzem ; )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/cocuklariniz-sizin-cocuklariniz-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şahsi Nihilizm Manifestosu</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/sahsi-nihilizm-manifestosu.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/sahsi-nihilizm-manifestosu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2008 12:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[karalama]]></category>
		<category><![CDATA[yorumlarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/kisisel-yorumlar/sahsi-nihilizm-manifestosu.html</guid>
		<description><![CDATA[Onuncu madde:
Sevdiğin bir arkadaş bulursan,
eninde sonunda hepimizin
varoluşsal açıdan yalnız olduğunu,
sonsuz yalnızlığın er ya da geç
en beklenmedik arkadaşlıklara bile
galebe çalacağını unutacak kadar
alışmaya kalkma ona.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;">Onuncu madde:<br />
Sevdiğin bir arkadaş bulursan,<br />
eninde sonunda hepimizin<br />
varoluşsal açıdan yalnız olduğunu,<br />
sonsuz yalnızlığın er ya da geç<br />
en beklenmedik arkadaşlıklara bile<br />
galebe çalacağını unutacak kadar<br />
alışmaya kalkma ona.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/sahsi-nihilizm-manifestosu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Kâinat Kuralım Harflerle</title>
		<link>http://www.emrebakir.com/bir-kainat-kuralim-harflerle.html</link>
		<comments>http://www.emrebakir.com/bir-kainat-kuralim-harflerle.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jan 2008 23:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre</dc:creator>
				<category><![CDATA[beğendiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[karalama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrebakir.com/begendigim-yazilar/bir-kainat-kuralim-harflerle.html</guid>
		<description><![CDATA[Hoşuma gitti&#8230;
Binalarımız çöktü, dozerle tankla ezildi evler. Hurdaya döndü son model otomobillerimiz. Dev çukurlara gömdük eski elektronik aletleri. Art niyetlerimizin balta girmemiş ormanı orada.Merhametin ölü kaburgası orada. Acı çekmeye ve intikama ayarlı bir saatli bomba büyük patlamayı bekliyor.
Hava yastıkları koruyamayacak hiçbirimizi, ölgün bir rüzgârın hatırası kalacak boz tepelerde. Geceleyin gemiler öylece duruyorlar toprakta. Çatlak, kuru, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Hoşuma gitti&#8230;</em></strong></p>
<p>Binalarımız çöktü, dozerle tankla ezildi evler. Hurdaya döndü son model otomobillerimiz. Dev çukurlara gömdük eski elektronik aletleri. Art niyetlerimizin balta girmemiş ormanı orada.Merhametin ölü kaburgası orada. Acı çekmeye ve intikama ayarlı bir saatli bomba büyük patlamayı bekliyor.</p>
<p>Hava yastıkları koruyamayacak hiçbirimizi, ölgün bir rüzgârın hatırası kalacak boz tepelerde. Geceleyin gemiler öylece duruyorlar toprakta. Çatlak, kuru, cansız toprak. Hayali akarsuların çağıltısına karıştı vahiyler.</p>
<p>Göğün altında kendi benzerini arıyor herkes. Ninelerle dedeler ahitlerini bıraktılar gittiler. Ruh kaldı. Tozlu bugün. Ruh: İnsansız gelecekten önce ‘son çıkış’.<span id="more-76"></span></p>
<p>Şu ceset gibi kokmuş et yığınlarımıza bir cümleyle can vermek isterdim. Kâinatı çelikten cümlelerle yerinden kaldırmak. Serum şişesi niyetine kelime fişlerine bağlayarak&#8230; İlk nefesi yeniden almak&#8230; Evet isterdim sahiden.</p>
<p>Etten kemikten kelimelerle</p>
<p>Bir insana verilebilecek en kıymetli şey, en sahici nimet: Onun kalbini fethetmek değil midir? Yüreğinden teslim olan her kalp, içinde bir kâinat batırır, bir yenisini diriltir. Sözlü. Bazen de sözsüz… Biz ise dünyayı batırıyoruz ısrarla. Ferini yitirmiş sözcüklerimizle. Hep aynı dünyayı…</p>
<p>Defterler açılıyor, açılmayan bir sayfa; etten kemikten kelimelerle… Aynı hayatı bambaşka dillerde yaşayacak kim var? Okuduğunu yine de anlayacak? Elinde pala, kaslı kollarıyla uzuyor defterlerde hayali insan. Hepiniz benim diyor. Ve ben de her birinizim… İşitilmiyor.</p>
<p>Hepimizde bir yorgunluk. İnsan yorgunluğu. Hap yutmadan, gevşetici çay içmeden, olumlu düşünce egzersizleri yapmadan katlanamıyoruz birbirimize. Vesveselerimizin sayısız gölgesi boğuyor bizi. Karanlık hiç kalkmıyor gündüzleri. Birleşeceğimize ayrışıyoruz durmadan.</p>
<p>Şefin ruh salatasındaki gibi sanki. Bölüp parçalıyor sivri biber, kekik, ançuez. İçini boşalttığımız sözcüklerle dolu çukur tabaklar: Krizi böyle yönettik. Çukura batırdığımız hayatlarla.</p>
<p>Dünyayı istedik çünkü hep. Feryat figan sistemi azarladık. Sık sık bozuluyordu asansör. Dünya saadeti: En büyük yağdanlık. Salt kendimiz için istedik. Başkası için hep cehennem alevleri yükselsin. Biz hep gül koklayalım istedik. Geride el sallayan bir ihtiyar kaldı. Ve mutluluk belgelerinde onun imzası: ‘Teslim alındı.’ Evet, ona bıraktık tüm sorumluluğu. Kendimizi bilemedik.</p>
<p>Yorgun vücutlarımızla yokuşları tırmandık. Sıfır noktasında en sefil olanlarımız başını öne eğdi, aç güvercinlere uzattığımız yem kadar vermedik kendimizi kimseye. Bizden beklenen asansörsüz mutlulukmuş dedik. Kuşkusuz bir sıva lekesi vardı tavanda. Görmedik.</p>
<p>Sessizlik bizimle birlikte susuyor artık. Aç dolaşıyor çakallar. Telin ardında güvenlik görevlileriyle çatışıyoruz. Asaletle dikilmiş her ego, gevşemiş örgüleriyle. Cansız bedenlerimizde kâbus görüyor kısraklar. Yatağımızda kahrolarak, mahvolarak uyanmak ve aç köpeklerin uğultusunda asit yağmurlarına tutulmak mı payımıza düşen? Kara henüz görünmeden patır patır dökülen dişlerimizden dilsiz bir ağız mı kalsın geriye? Böyle mutlu mu olacağız?</p>
<p>Hafta sonu tatilleri, indirim günleri, kutlamalar… Dinlenmek için sorumluluklardan kaçtık. Eğlenmek istedik. Eğlenerek yaşamak. Bir dünya tasarladık eğlenerek. Dogma dünya. Cenneti yeryüzünde bulmak için cehenneme yolladık herkesi. Eğlenmeyi dağıtmakla bir sandık. Dibine dek tüketmek kendini. Nefsini demirlere vurdurmak. Zannettik.</p>
<p>Nasıl unuttuk kendimizi!</p>
<p>Aldık. Aldık durmadan. Kendimize kattık. Hiç vermedik. Ya da niyet ederek değil hesap ederek verdik. Gıdım gıdım. Çaktırmadan… Zevk uğruna katlettik, suç işledik, iktidar uğruna ayetleri, bap’ları sattık. Teslim olduk günaha. O’nun bizden istediği güzelliği, kendimize hiç mi hiç yakıştıramadık.</p>
<p>Taşa taş olma hakkını bile çok gördük. Şimdi zamanı ve mekânı hiç takmayan, uzak ve başıboş bir doğadayız yapayalnız. Beton ve asfalt taştan topraktan daha değerli. İlk topraktan bir hatıra taşıyor oysa her ten. Unuttuk. Tenimizde şimdi yaşlanmayı engelleyen krem, nemlendirici, tonik, maske. Bin bir kat… Kimse bilmiyor artık. Yaprakların bahar gelip de açması insanın elinde değildi ki. Olma desek olmayacak mıydı yaprak?</p>
<p>Tabuttan öyle korktuk ki, değil yaşlanmamak, mümkünse hiç yatmamak isterdik oraya. Hep burada kalmak. Defalarca aşındırmak aynı egoyu. Takma bacaklarımızla… Ah nasıl unuttuk kendimizi bu kadar?</p>
<p>İnsanlığın en güzel kitabından yolumuza bir harf düşsün bu yıl. Mesela vav. Bir vav harfi boyunca uzatalım ellerimizi birbirimize. Uzaktan. Yan yana gelelim. Sırtımızda takma kanatlar, ayrı ayrı yükselelim.</p>
<p>Kelimeleri baştan öğrenelim. Duru, sakin bir su birikintisine kavuşalım önce. Ardından kulaç atalım dalgalarda. Yeryüzünde sarf edilen bütün sözcükler, ayçiçeği tarlalarındaki gibi, ışıkla birlikte yüzlerini bizden yana dönsün. Ve başlasın düşünce hasadı. Hakikat soyuldukça kabuklarından, geri verelim en taze metaforları.</p>
<p>Ta ki, sıcak bir esinti, bize doğru, devirsin diktiğimiz tüm harfleri, tükettiğimiz onca sözü darağacına assın ve sonra sözsüz bir ayet, görünmeyen bir dua gibi kuşatsın biz tek harf olana dek: Kâinatı yeniden kuralım.</p>
<p>Vesile <a href="http://www.pdrciyiz.biz/member.php?u=129">Famta</a>.Kaynak: <a href="http://pazar.zaman.com.tr/?bl=14&amp;hn=1663">Pazar Keyfi</a></p>
<p><a style="color: #ff0000" href="mailto:l.ipekci@zaman.com.tr">LEYLA İPEKÇİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrebakir.com/bir-kainat-kuralim-harflerle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
