nav-left cat-right
cat-right

Beton Sahada At Yarışları

Yaşı henüz 12…
“Eğitime hak sahibi” olarak geldi dünyaya…
“Zeki, çalışkan vatan evladı” standartlarına uygun bulundu…
Hayatını bir ilköğretim okulunun 6’ıncı sınıfında “öğrenci” olarak sürdürüyor.
Öğrenci deyince orta yaş ve üstündekilerin “sorumluluktan uzak, okul ve oyunla geçen mutlu çocukluk günleri” gelmesin aklınıza.
Günümüzde öğrenci olmak “hayatın ağır yükünü daha küçücükken sırtlamak” demek.
Kardeşlikten önce rekabetin,
Paylaşımdan önce bencilliğin,
Sevgiden önce öfkenin,
Umuttan önce korkunun kazınması demek minik beyinlere…
Rengi karadan beyaza dönen tahtalarda rakamlardan ve harflerden kurulu bir dünyanın vatandaşı olmak bir bakıma.


Öğrenciliğin ilk kuralı, “okul başarısı”.
Önce sınıf arkadaşlarını geçmek, sonra sistemin çarkları arasında un ufak olmamak için çabalamak bir anlamda…
Mesai ağır… İşçilerin 8 saat çalıştığı ülkede, 11 saat çalışıyor ortalama.
Üstelik iki ayrı işte. Önce okul, sonra dershane.
Sabah 8’de çıkıyor, geri dönüş saati 19:30.
Amacı, 1 buçuk milyon akranını geride bırakabilmek.
Sadece sınavda değil, okulda, derslerde, performans çalışmalarında, beden eğitiminde, müzikte, sosyal bilgilerde ve karnenin davranış notları bölümünü belirleyen kalıplarda…
Hepsi daha iyi bir okul için…
Hayatın okul başarısına endekslendiği bir ülke çünkü burası…
Sonuçlar kesin;
Okursan, mutlu olursun…
Okursan, para kazanırsın…
Okursan, hayatın düzenli olur…
Okursan, çevrenden saygı görürsün…
Okursan, annen baban bile daha çok sever seni…

Ağır bir imtihan bu, geleceğimize bile-isteye ipotek koyduruyoruz.
“Ya kazanırsın ya kazanırsın” baskısı nasıl da eziyor küçücük omuzlarını.
Formül kesin, değiştirmek imkânsız:
“Hayat başarısı= Sınav başarısı+okul başarısı+davranış notları”

Oysa ne eğlenceliydi resim dersi…
Yeteneksiz olanlar çizdikleri çirkin resimlerle alay eder, küçük ressamların resimlerine hayranlıkla bakılırdı.
Müziği en iyi olan, boş derslerde flüt çalardı, biz arkadaşımızı dinlerken mutlu olurduk.
Beden eğitimi dersinin en iyileri, 23 Nisan’da gösteri yapardı okulda.
Onları izlerken de mutlu olurduk, imrenirdik belki ama asla kıskanmak geçmezdi aklımızdan.
Şimdi her şey tepetaklak oldu.
Çocuk oyunları bilgisayara hapsedildi, yağ satarım-bal satarım sesleri duyulmuyor sokaklardan… “İstop” nasıl oynanır, “yakan top” gerçekten yakar mı, bezirgânbaşı hangi kapıyı açar bilmiyor çocuklar. “Topaçlar” dönmeyi bırakalı onyıllar oldu.

Arkadaşının yeteneği, geleceğinin önündeki en büyük engel artık…
Özel okullar hep birinci kulvardan çıkıyor koşuya.
Davranış notları kesenin bol ağzından dağıtılıyor teamül gereği.
Babalarının parası kadar “uslu”, babasının parası kadar “okul kültürüne uyumlu” birçoğu.
Ve çocukluk ana sınıfında bitiyor.
İlk karneler, hayatın güler yüzünü yıllar yılı perdeleyecek kadar kalın.
Kimse arkadaşının artılarına sevinemiyor.
“Burun farkına” tahammülü yok ailelerin.
Her çocuk kıymetli bir yarış atı.
“Başarılı hayat” ödülü için çocukluk hayalleriyle döşeli hipodromda dört nala koşuyorlar her gün.
Ne Cumartesileri var ne Pazarları…
Karneler, altılı ganyan kuponu,
Bahislerde favori “fen liseleri”.
Anne babalar usta birer jokey…
Küçücük çocuklarının sırtında ha bire aynı çığlık…
Koş oğlum!
Kop da gel, Kop da gel!!!
Çıkarma sakın at gözlüklerini,
“Gerçek hayat” aklını çelmemeli…

Semanur Sönmez Yaman
http://www.pdrciyiz.biz/showthread.php?t=5321

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın